28 Aralık 2014 Pazar

2015 planları...

2015' sayılı günler kala isteklerimi ve dileklerimi yazacağım bir liste yapma vaktim gelmişti.

2014 benim için nasıl geçti? Fena bir yıl değildi. Hayatımın bambaşka bir yöne seyrettiği, yeni bir şehre taşındığım, yeni insanlarla tanıştığım, yeni bir işe başladığım bir yıl oldu. Üzüldüğüm, zorlandığım durumlar olsa da büyüdüm ben 2014'te, bir tık üste çıktığım şeyler yaşadım. Farklı bakış açılarından olaylara bakmayı öğrendim.

Peki 2015'te neler bekliyor beni/bizleri?

Çok heyecanlıyım. çünkü 'yeni' kelimesi bile çok güzel. YENİ BİR YIL. Yeni bir yıl demek bilinmez bir deniz demek benim için. Artık ajandalarımıza, defterlerimize günlük notlar düşerken 2014 yerine 2015 yazıcaz. 2015 için ilk adımlarımı attım tabii ki. Sineksekiz'in ajandası ve İletişim'in bu yıl ilk kez yaptığı resimli edebiyat takviminden aldım. İkisi de çok güzel. Özellikle ajandaya bayıldım diyebilirim. Kapak tasarımı son derece sade ve zarif. Her güne bir sayfa mantığıyla hazırlanmış ve son kısmında 'bu yıl yürüdüğüm yollar, okuduğum kitaplar, tanıştığım insanlar, keşfettiğim yerler' gibi bölümler yapılmış. Hepsini tek tek doldurmak için sabırsızlanıyorum. Ajanda için şuraya, takvim için de şuraya bakabilirsiniz daha detaylı bilgi için.

Benim 2015 için maddi ve manevi isteklerim çok tabii ki. Şöyle ayırarak bir liste yaparsam;

Maddi isteklerim/hedeflerim:
  • Yeni bir eve taşınmak.
  • Yeni eşyalar almak.
  • Bisiklet almak.
  • Ehliyet almak.
  • Gardrobumu düzenlemek.
  • Ay Savaşçılı türlü türlü şeyler almak.

Manevi isteklerim/dileklerim:
  • Pilates ve yogaya başlamak.
  • Yeni bir keman eğitimine başlamak ve kaldığım yerden devam etmek.
  • Ukulele almak ve çalmayı öğrenmek.
  • Eğitim hayatımla ilgili kurslara yazılmak.
  • Çizimimi geliştirmek.
  • Yurtdışına çıkmak. Avrupa'ya ve İskandinav ülkelerine seyahat etmek.
  • Yeni insanlarla tanışmak.
  • Çok gezmek.
  • Sağlıklı beslenmek, abur cuburu azaltmak. daha çok meyve yemeyi öğrenmek. (en önemli madde)
  • Yaşadığım problemlere çözümcü yaklaşabilmeyi öğrenmek, karamsarlıktan vazgeçmek.
  • Çok okumak, yeni yazarlar keşfetmek, yeni filmler izlemek.
  • Çok yürümek, çok hissetmek.
  • Yeni projelerde yer almak.
  • Çok eğlenmek!
  • Arkadaşlarımı daha çok görmek.
Uzatılabilir maddelerden oluşan listelerim şimdilik böyle!

Umarım hayatın tadına çok daha fazla vardığımız, bol bol güldüğümüz, çok geyikli bir yıl olsun.




15 Aralık 2014 Pazartesi

what is the meaning of life?

merhaba.

muhtemelen çoğunuz işinizde ya da okulunuzdasınızdır şu an. bir şeylerle uğraşıyorsunuzdur ya da evinizde de olabilirsiniz tabii.

merak ediyorum da rutinden nasıl kurtuluyorsunuz? şunu yaptığım için hiç pişman olmadan öleceğim ya da bunu yapmasaydım (mesleğiniz, hobiniz, herhangi bir şey) hayatımın hiçbir anlamı kalmazdı dediğiniz bir şey var mı?

ya da en son ne zaman ve hangi an'da "işte şu an yaşadığım için çok mutluyum, iyi ki yaşıyorum." dediniz içinizden?

yoksa günler geçiyor ve siz sadece vakit mi dolduruyorsunuz.

hadi biraz yorumlaşalım.

11 Aralık 2014 Perşembe

Son okumalar/izlemeler

Haftasonu kitap fuarından yeni yeni bir sürü kitap aldım. Halihazırda okunmayı bekleyen kitaplarıma yenileri eklendi. Şu an okuduğum kitaplar ise Emma, Semerkant ve yarım bıraktığım 3 kitap var. Onlara geri dönüp dönmeme konusunda kararsızım.


Emma Jane Austen'ın romanı. Yemekli toplantılı, gezmeli, aşklı romantik mi romantik bir kitap.  Emma, gencecik çok güzel ve akıllı bir kız. İnsanlar arasında arabuluculuk yapmayı çok seviyor ve hiç aşık olmamış. Ben henüz ortalarına bile gelmedim kitabın ama Emma'nın derin bir aşka düşeceği kesin yakınlarda.

Semerkant, Amin Maalouf'un biliyorsunuz. Epeydir aklımda olan kitaplardan biriydi. Öyle güzel bir üslubu var ki yazarın. Hayyam'ın hikayesine hayran olmamak elde değil. 

Son zamanlarda izlediğim filmler ise; Hobbit, John Wick, Lucy, Açlık Oyunları: Alaycı Kuş, Mesajınız Var.

John Wick hala vizyonda. Konu güzel olmasına rağmen aksiyon abartılmış. Saniyede 5 adam öldürüyor Keanu Reeves. "Kimi kızdırdığına dikkat et" diyordu filmin afişinde. John Wick de bunu haklı çıkarırcasına oyuncu bırakmıyor filmin sonuna kadar. 

Hobbit ve Mesajınız Var çok güzel filmlerdi. Hobbit'i kaçırmış ve bir türlü izleyememiştim. Çok çok güzeldi. 17 aralığa kadar 2. filmi de izlemek ve 3.'ye yetişmek istiyorum.

Lucy'de Scarlett Johansson başrolde.  Bir insan beyninin %100'ünü kullanırsa ne olur konusu üzerinden ilerliyor ancak konu çok yüzeysel işlenmiş. Zayıf bir film.

Açlık Oyunları'nın son filmi de hala vizyonda. Alaycı Kuş part 1 olarak vizyona girdi. Ancak film boyunca istediğimi alamadım ben. Kitaplarını okumadım ama sanırım 3 part halinde yayımlanacakmış bu kitap. Bana göre en iyisi 2. filmdi.

Kış geldi. Havalar soğuk. Çay içip, mısır patlatıp film izlemelik, kitap okumalık günler. Kış mevsimini çok seviyorum. Hele bir de kolunuzda uyuyan bir kediniz varsa (şu an olduğu gibi) daha ne olsun! 
:)

1 Aralık 2014 Pazartesi

İşte karşınızda kedim Jeton ^^

kucağımda uyuyan bir adet Jeton

Dün akşamdan beri kendisi benimle.
İlk kez bir kedi sahipleniyorum.
Çok çok mutluyum.
çok tatlı.
ben tecrübesizim haliyle.
öğreniyorum yavaş yavaş.
ve siz kedisever blogger'lar yorumlarınızı ve önerilerinizi bekliyorum.
^_^

10 Kasım 2014 Pazartesi

mutluluk.


Son günlerde o kadar çok kırtasiye alışverişi yaptım ki adeta bulutların üzerindeyim :)

22 Ekim 2014 Çarşamba

Ben geldim!

Bir proje için 1 buçuk aydır yurtdışındaydım. Şahane bir tecrübeydi benim için ama ülkemi de çok özledim. Son günlerde özellikle bir an önce dönmek istedim.

Oradayken telefonum bozuldu. Eski erkek arkadaşımdan mesaj geldi. Kilo verdim. Türk yemeklerini çok özledim. Kendime,aileme,arkadaşlarıma hediyeler aldım. Çok sevdiğim bir insanın gerçek yüzünü gördüm.  İş ortamından insanların güvenilmezliğinden çok çok sıkıldım. Yeni insanlar tanıdım. Kimini sevdim kimini sevmedim. Farklı bir kültürü ve insanlarını tanıma fırsatım oldu.

Hafta sonu döndüm. Her şey garip geliyor. Evime bile kaç gündür yeni yeni alışmaya başladım keza iş ortamına da öyle. Okulu, odamda oturup bir şeyler okumayı,dersleri, ödev hazırlamayı bile özledim. Uykusuz gecelerde ne dem vururdum halbuki! Olsun.

Yapılacak o kadar iş var ki. Bu yorgunluğun üstüne nasıl başa çıkarım bilmiyorum. Bir değişim sürecidir bitmedi anlayacağınız. Ev, oda değişimleri, temizlik, düzen, tertip. Haftaya annemler geliyor. En güzel haber bu. Düşünüp düşünüp mutlu oluyorum. 

Havalar buz gibi. Kış gelmiş buralara. Battaniye-kitap günleri başladı.  Kalem-kitap-defter üçlüsünü özlemişim, dizi-film izlemeyi de.Yeni kırtasiye alışverişleri, soğukta kızaran burunlar, kalın kazaklar, sıcacık kahveler, sıcacık kitaplar, koltuğa kıvrılmalar, akşamüzeri uyuklamaları, iş dönüşleri, yemek kokuları, aile özlemi, televizyon karıştırmacaları, yeni keşifler, yeni kurslar, yeni umutlar. Her şey taptaze. Her şeyi özledim. 

17 Ağustos 2014 Pazar

Benim için Pazar...


Pazar günleri nasıl sakin, nasıl güzel. Benim için Pazar demek;

- Geç uyanmak,
- Güzel, uzun bir kahvaltı yapmak,
- Blog yazmak, müzik dinlemek,
- Koltuğa kıvrılıp kitap okumak uzun uzun, çay içmek,
- Temizlik yapmak (tek sevmediğim pazar günü eylemi)
- Akşamüzeri dışarı çıkmak

demek.

Mutlu pazarlar olsun. :)

10 Ağustos 2014 Pazar

Cumartesi gecesinin filmi Labor Day idi.

Sonlarına doğru biraz kan kaybetse de ben filmi çok sevdim. Son zamanlarda izlediğim en iyi filmdi diyebilirim. Tam da ruh halime uygun bir filmdi. Ne abartılı ne yorucu su gibi, ruhun içine işleye işleye akıp giden bir filmdi. Dramatik ama aşırı değil, heyecanlı ama hop oturup hop kaldırtmayan, "aa ne zaman bitti" diyebileceğiniz bir film.

Hep söylüyorum Kate Winslet filmlerini çok severim diye. Hemen hemen bütün filmlerini izlemişimdir. Bu da son filmi sanırım. 2013 yapımı. Joyce Maynard'ın 2009 yılında yazdığı aynı isimli kitabından uyarlaması film. Yönetmeni Jason Reitman, Juno ve çok sevilen The Office dizisinin yönetmeni.

Film, müzik eşliğinde doğadan görüntülerle başlıyor. 13-14 yaşlarındaki Henry'nin ağzından hikayelerini dinlemeye başlıyoruz. Annesi Adele Wheeler ile birlikte yaşadığını, babası sekreteriyle annesini aldattıktan sonra boşandıklarını ve ailesi olarak gördüğü kişinin annesi olduğunu söylüyor.

Henry, yaşına göre son derece olgun bir çocuk.  Annesinin yalnızlığının, aşksız yaşamanın ona ne kadar zor geldiğinin de farkında. Bu yüzden ona küçük bir eş gibi davranıyor. Her gün için minik kartlar hazırlıyor annesine. Bir gün ona köpük banyosu hazırlıyor, bir gün yatağına kahvaltısını götürüyor, bir gün alışverişe çıkıyorlar. Alışverişe çıktıkları bir gün markette Henry dergilere bakmak için annesinden izin alıyor. Dolaşırken kapıdan bir adam çıkıyor ve Henry'den yardım istiyor. Bu adam, Frank Chambers. Cinayetten 15 yıl hüküm giymiş ve götürüldüğü hastanenin 2. katından atlayıp kaçmış ve yaralı. Henry'e annesinin ona yardım edebileceğini düşündüğünü söylüyor ve zorla birlikte eve gidiyorlar. Başlangıçta onlar için korkutucu olan Frank zamanla ikisi için de farklı bir yer ediniyor. Yaptıkları şeyin sonucunu kestiremeyen bu üç insan farkında olmadan bir aile olmaya başlıyorlar.

Oyunculuklar zaten epey başarılıydı. Özellikle Henry rolündeki Gattlin Griffith çok iyiydi.

Bu güzel Pazar gününde şöyle bol bol mısır patlatıp izleyebileceğiniz harika bir film. Bu filmi kaçırmayın derim.

9 Ağustos 2014 Cumartesi

Çekiliş var, katılsanıza!

Çekilişi ben yapmıyorum, zamanla inşallah ben de yapıcam. Ama olsun, siz buna katılın. 10 kişi birer kitap kazanıyor bu çekilişle, gayet güzel kitaplar var çekilişte. İşte şunlar:

Kahraman Tazeoğlu- Bukre


bazenoyleolur’dan kitapzen.com sponsorluğundaki kitap çekilişine katılabilirsiniz. Katılım için; bir tık.

4 Ağustos 2014 Pazartesi

i am so sleepy!


Dün bütün gün temizlik yaptığımı duymayan kalmadı herhalde. Gecenin bir vakti uyuduğumdan mütevellit sabah aynen bu durumda okula geldim.

İlk kez "Pazartesi sendromu" dedikleri şeyi yaşadım sanırım. Her yerim ağrıyor ve de midem bulanıyor uykusuz kaldığım için.

Yorgunum,
yorgun.

3 Ağustos 2014 Pazar

Asla yaz insanı olamam!


Sonbahar gelsin de hırkalarımızı giyip akşam yürüyüşleri yapalım. 
Yapraklara basalım çatır çutur. 
Sonra bir parkta oturup Sait Faik okuyalım. 
Olmaz mı?

1 Ağustos 2014 Cuma

Tatil nasıl gidiyor?


Merhaba,

Benim tatilim gezmelerle başladı şimdi dinlenmelerle devam ediyor. İzmir'deyim. Çok sıcak. Bol bol televizyon izleyip, kitap okuyorum. Boş boş oturmak çok zevkli.

Kiminin tatili bitse de ben iki günlük raporla uzattım tatilimi. Tatili devam edenler olarak çok şanslıyız. :)


28 Temmuz 2014 Pazartesi

Gece- Bilge Karasu


"İnsanlar, gitgide, istediklerine, dilediklerine inanmakla yetindiklerini, düşünüp tartmayı, ölçünmeyi, olanı biteni görmeğe çalışmayı yavaş yavaş bir yana ittiklerini daha fark etmiyorlardır belki de. Bunun farkına varmağa başladıklarında ise ortalık iyice kararmış olacak. Sabahları güneş yeniden doğar gibi olsa da, ortalık yeniden aydınlanır gibi olsa da, gecenin karanlığı bütün bütün dağılmayacak hiç."

(1985, s.31.)

*Kapak tasarımını da ayrı bir sevdim. Abidin Dino- Belki De Bir Düş.

19 Temmuz 2014 Cumartesi

Yakın zamanda izlemeyi planladığım filmler listesi

Bu aralar filmden ziyade dizi izlesem de haftasonları film geceleri yapıyorum. Bu geceler için şöyle 1o maddelik bir liste yapıcam ki buradan bakıp istediğimi seçerim ve bloğu takip edenlere de küçük öneriler olmuş olur.

- The Truman Show/ Peter Weir
- Labor Day/ Jason Reitman
- Donnie Darko/ Richard Kelly
- Miss Potter/ Chris Noonan
- Pink Flamingos/ John Waters
- Ara/ Ümit Ünal
- Intouchables/ Olivier Nakache- Eric Toledano
- Guguk Kuşu/ Milos Forman
- The Devil's Wanton/ Ingmar Bergman
- Gündüz Güzeli/ Luis Bunuel.

Orphan Black dizisine dair yorumlar...

 Havalar sıcak, gündüzleri genelde bol bol okuyup, dizi izliyorum. Özellikle işten eve gelip yemeğimi yerken açıp sevdiğim bir diziden yeni bir bölüm izlemek en büyük keyiflerimden biri. En son Girls'i çok çok seve seve izliyordum ama o bitti. Arayışlarım sonucunda yeni dizilere başladım: True Detective, Penny Dreadful, Masters of Sex ve Orphan Black. Aralarında şu an en çok Orphan Black'i sevdim. Masters of Sex de epey iyi bir diziye benziyor.

Ben şimdi Orphan Black'den bahsedicem. Dizinin yönetmeni John Fawcett. Kanadalı. Dizi de Kanada'da geçiyor. Bilim kurgu, drama ve polisiye türlerinin karışımı bir dizi. Daha ilk saniyelerde bu diziyi seveceğimi anladım.


25-26 yaşlarında bir kız trende uyuyor. Sarah. Birden uyanıyor. İneceği durağa gelmiş. İniyor bir-iki etrafına bakıyor. Pek kimseler yok. Yalnızca bir kız. Arkası dönük. Klasik giyimli. Çantasını yere bırakıyor. Siyah topuklu ayakkabılarını çıkarıyor. Yana döndüğünde ağladığını görüyoruz. Bir anlık Sarah'ya bakıyor. Ama görmüyor ve kendini trenin altına atıp intihar ediyor. Kız Sarah'nın aynısı, ikizi gibi yani. Sarah şoka giriyor. Çantayı alıp kaçıyor.

Sarah, yıllar önce evlatlık verilmiş, ailesini tanımıyor. Küçük bir kızı var ve Felix adında eşcinsel bir üvey kardeşi. Kızı Bayan S. dedikleri bir kadınla yaşıyor.  Ben Felix'i çok sevdim. Bir kere çok eğlenceli ve iyi bir dost. Stüdyo gibi bir evde kalıyor, duvarlarda duvar yazıları renkli renkli. Zaten kendisi de rengarenk. Sabahlığı, intizamla taranmış saçları ve giyimi çok tatlı. Boş vakitlerinde yağlı boya resim yapıyor ve de Sarah'yla uğraşıyor. Sarah, sabıkalı, dolandırıcılık işine girmiş durumda ama tren istasyonunda yaşanan olayla hayatı pat diye değişiyor.

---Spoiler---

Ölen kişi Beth. Dedektif. Sarah, başına geleceklerden habersiz kendisinden daha zengin olan Beth'in yerine geçmeye karar veriyor. Geçiyor da. Ölen kişi Sarah sanılıyor. Tabi daha sonra Beth'in yerine geçtiği için de pişman oluyor. Çünkü Beth bir sivili öldürmüş yanlışlıkla. Kendini hiç tahmin etmediği bir durumda buluyor Sarah.. Çünkü Beth'in polis olduğunu da yerine geçtikten sonra öğreniyor. Beth'in bir de sevgilisi varmış Paul. Ve işyerinden ortağı Art. İnsanlar bazı şeylerden şüphelense de Sarah bir şekilde kotarıyor durumu. Ve sonrasında Rus kızıl kısa saçla Katja, futbol öğretmeni evli ve iki çocuğu olan Allison, doktora öğrencisi rastalı Cosima ve izlediğim son bölümde diziye katılan sarışın motorcu kız. Hepsi klonlar. Bir şekilde birbirleriyle tanışıyorlar ve en önemlisi de hangisi orjinal hangileri klon bunu bilmiyoruz. Dizinin belkemiğini de bu durum oluşturuyor zaten.

---Spoiler bitti.---

Dizinin soundtrak'i bana Fringe'i anımsattı. Ne çok severdim onu da. Bilim kurgu izlemeyi özlemişim. Kesinlikle çok keyifli ve sürükleyici bir dizi.






7 Temmuz 2014 Pazartesi

Yozgat Blues

Mahmut Fazıl Coşkun'un ikinci uzun metrajlı filmi. İlk filmi pek sevdiğimiz Uzak İhtimal biliyorsunuz. Film 2013 yapımı. Oyuncular arasında Ercan Kesal, Ayça Damgacı, Tansu Biçer, Nadir Sarıbacak gibi isimler var.

Filmin ismi ve afişi pek güzel. Ben filmi beğendim. Biraz Zeki Demirkubuz filmleri tadında,biraz Yeşim Ustaoğlu ve yenilerden Seren Yüce. Bu film de bir taşra hikayesi, bir sıkışmışlık öyküsü. Sanki ne yapılsa o kadar iyi olmayacaktır ama hayat devam eder ya bir şekilde film boyunca bunu hissettim.

Filmde müzisyen Yavuz ve öğrencisi Neşe'nin hikayesi anlatılıyor. İstanbul'dan Yozgat'a yolculukları, oradan adım atılan yeni bir hayat, yeni insanlar. Bu insanlardan biri de berber Sabri ve şehrin her türlü kültürel etkinliğinden sorumlu Kamil. Yavuz ve Neşe bir otelde kalırlar ve birlikte bir gazinoda müzik yaparlar. Günleri böyle geçerken birbirlerini daha iyi tanımaya başlarlar.

Benim filmde en sevdiğim karakterlerden biri Kamil oldu. Radyocu, şiir dinletileri yapıyor, aynı zamanda da roman yazıyor. Yavuz ve Neşe'yi çok seviyor, onları dinlemeye gidiyor. Neşe'yle birlikte yeni projeler yapıyorlar. Kendini alttan alta övüşü, burada kültürel her şey benden sorulur tavrı hoşuma gitti. Bu sahneler boyunca gülümsedim.

Uzak İhtimal filminde gördüğümüz içte kalan hisler, söylenememiş sözler ve farklı yönlere giden hayatların bir benzerini de bu filmde görüyoruz. Mahmut Fazıl Coşkun bu üslubu seviyor anlaşılan.  Fazla laf, fazla hareketten ziyade daha sade, sakin diyaloglar.  Ercan Kesal ve Ayça Damgacı'nın oyunculuklarını da epey beğendim.

Filmin trailer'ına şuradan bakabilirsiniz.İşte bu da Yavuz ve Neşe'nin film boyunca söyledikleri şarkı.


5 Temmuz 2014 Cumartesi

Yeni ' Ay Savaşçısı' üzerine düşünceler bir ki...

Çocukluğumun biricik animesi Ay Savaşçısı'nı ne kadar sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır herhalde. Bloğumdan da anlaşıldığı üzere en büyük fanlarından biriyim. Yeniden başlayacağını duyduğumdaki heyecanı da tahmin edersiniz. Ve bugün ilk bölüm yayımlandı. İlk bölümü henüz izlemişken sıcağı sıcağına yorumlarımı bırakıyorum.


  1. İsim değişikliği ile başlayalım. "Sailor Moon" oldu "Sailor Moon Crystal".
  2. Toplamda 5 sezon ve 200 bölümden oluşan animenin bu sezonu 26 bölüm sürecek ve 2 ayda bir yayımlanacak. Bu pek hoş olmadı tabii, 2 ay bir bölüm beklemek- ki 25 dakika sürüyor bir bölüm-. İsterseniz biriktirip izleyebilirsiniz ya da benim gibi sabırsızsanız ve de çok özlemişseniz dayanamayabilirsiniz.
  3. Bu sezon ilk sezonun manganın orjinaline uygun olarak yeniden çekimi olacak. İlk bölümde kemik olay örgüsü aynıydı fakat çizimler farklıydı ve yeni eklenen birtakım unsurlar da vardı. Bunlara birazdan değinicem.
  4. 5 sezon boyunca animede olay örgüsünün ilerleyişine göre mangadan farklılaşmalara gidilmişti. 26 bölümlük bu sezonda ise bire bir manganın aynısı çekiliyor. Ben mangayı okumadım ancak iki bölüm arasındaki farklara şöylece bir değinebilirim.
  5. Öncelikle teknolojinin gelişmesi paralelinde çizimler, renkler ve görüntüler epey farklı. İlk sezonun 1992-1993'te çekildiğini, yani aradaki 20 yıllık bir farkı göz önünde bulundurursak bu durum son derece normal.
  6. Jenerikle başlayalım. Eski jenerik Şeker Kız Candy tadında, daha bir çizgi film havasında. Yeni jenerik ise hem biraz daha romantik hem de daha hızlı, eğlenceli ve daha büyük bir yaş grubuna hitap ediyor gibi. Ben eski jeneriği de seviyordum ama yeni jenerik çok daha güzel!
  7. Çizimler mangadakiyle bire bir aynı yeni sezonda. Karakterlerin boyu daha uzun ve daha zayıflar. Eski  sezonda Usagi daha kilolu ve yuvarlak bir yüze sahipti. Şimdiki Usagi ise küçücük ve incecik bir yüze  sahip. Doğrusunu söylemek gerekirse ben eski Usagi'yi daha çok seviyordum. Neden diyeceksiniz      çünkü     karakterlerin görünüşleri ile birlikte hareketleri de değişmiş durumda. Eski Usagi'nin çizimleri  daha başarılıydı. Hareketleri daha büyük, sesiyle uyumlu ve daha komikti. Şimdiki Usagi'nin sesiyle      hareketleri arasında bit uyumsuzluk var. Aynı şımarık sese sahip ancak hareketleri daha olgun.  Mimikleri ve yüz ifadesi genel anlamda genç kız havasında. Halbuki ilk sezonun yeni baştan çekildiğini düşünürsek bu biraz saçma oluyor. Çünkü Usagi büyümüş filan değil, hala ortaokula gidiyor, 15 yaşlarında.
  8.  Öğrendiğim bir başka şey ise Mamoru ile ilgili. Animede Mamoru kırmızı gül atarak Usagi'yi düştüğü  zor durumdan, kötü savaşçılardan kurtarıyordu. Bu sadece animeye özgü bir durum, mangada böyle bir özelliğe sahip değil Mamoru.


Yeni sezonun ilk bölümünü şuradan izleyebilirsiniz. 

İyi hafta sonları :)

3 Temmuz 2014 Perşembe

Sinek Isırıklarının Müellifi- Barış Bıçakçı


"Editör Hanım, bunca acıya rağmen hala hayatta olduğumuza göre ya üçkağıtçıyız ya da umudumuz var. Ben kendimi üçkağıtçı gibi hissediyorum.
   
Editör hanım, Max Beckmann'ı bilir misiniz? 1884-1950 yılları arasında yaşamış bir Alman ressam, yirminci yüzyıl insanının yol açtığı dehşete tanık olmuş ve kayıtsız kalamamıştı. " Aşırı duyguları yaşamak biçim yaratmanın kendisidir." demişti. "Biçim kurtuluştur." Öfke, acı, dehşet, yalnızlık,korku, sıkışmışlık, huzursuzluk... Bu duyguların itici renkler, çarpıtılmış şekiller kullanılarak aktarılmaya çalışıldığı bir resim aynı zamanda nasıl güzel olabilir? Beckmann bunu başarmıştı, çünkü tanık olduğu şeylerin tahakkümünden biçim üzerine yoğunlaşarak kurtulabileceğini görmüştü.
   
Günümüzde biçim üzerine bir tartışmaya girmek için ağzınızın epey laf yapması gerek ve ortalık bayağı karışır. Ama şurası açık ki modern toplumda aşırı duygular yaşamak, hoş karşılanmayan bir şey. Bunun için hekimlerimiz ve ilaçlarımız var. Ne olursa olsun hayatın devam edeceğini bize bildiren dostlarımız var.
   
 Kendi acılarımıza ve başkalarının acılarına hiçbir yeni biçim arayışına girmeden tanık olmamız ve sessizce katlanmamız bekleniyor. Günümüzün dünyası Beckmann'ın dünyasından daha tekin bir yer değil. Her şey kendini ölçüsüzce çoğaltarak var olmaya çalışıyor: insanlar, silahlar ve para.
   
 Hayata baktığımızda orada, çöplüklerin ve cinayetlerin saltanatını görüyoruz, orada minarelerin ve süngülerin gülünç, berbat şiirini görüyoruz, kirli savaşların heybetli anıtını görüyoruz. Edebiyat yavaş yavaş lüks haline geliyor. Bu koşullarda yazmak, tek ve öldürücü bir hamleyse anlamlı. Ötesi üçkağıttan başka bir şey değil.
   
 Yayınevinize teslim ettiğim romanı yazarken, elbette ben de o tek ve öldürücü hamleyi aradım, hep aradım. Ama şimdi yazdıklarımı düşünüyorum da...
     
 Beş yaşımda, annem ve babamla bir taksiye binip sünnet olmaya giderken, annemin elinden tutmuştum. Korkuyordum. Babam ön koltuktan bana doğru dönüp canımın hiç acımayacağını müjdelemişti: "Sinek ısırığı gibi bir şey hissedeceksin!"
     
Hayır, o hamleyi bulamadım! Yazar filan değilim ben Editör Hanım, ben sinek ısırıklarının müellifiyim. Kitabımı basarsanız arka kapağına da okuyucu için lütfen şöyle bir uyarı yazın: Hiç acımayacak!
     
Saygılarımla..."

(2013, s.128-29.)

29 Haziran 2014 Pazar

Yaz Okuma Şenliği'ni duydunuz mu?

Bu şenlik sayesinde keşfettiğim bir blog Pinuccia'nın Kitapları. Düzenlediği 5. kitap şenliğiymiş. Ben ilk kez bir okuma şenliğine katılıyorum. Kuralları ve kategorileriyle çok eğlenceli bir şey olacağa benziyor. İlgili şenliğin yazısına, kurallara, kategorilere vs. şuradan bakabilirsiniz.

Benim okuma listem ise şöyle:

1. İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yazın geçtiği bir kitap.
          
Güzel Yaz- Cesare Pavese

2. Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.

Yaratık- John Fowles

3. Bir şiir kitabı.

Deli Kızın Türküsü- Gülten Akın

4. Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.

Benim Adım Kırmızı- Orhan Pamuk

5. Fransız edebiyatından bir kitap.

Şeyler- Georges Perec

6. Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.

Lujin Savunması- Vladimir Nabokov

7. Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.

Gece- Bilge Karasu

8. Polisiye/gerilim/korku vb. türde bir kitap.

Kaiken- Jean- Cristophe Grange

9. Bir aşk romanı.

Günlerin Köpüğü- Boris Vian

10. Yabancı dilde bir kitap.

Harry Potter and the Sorcerer's Stone- J.K. Rowling

11. Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız 4 yazardan birer kitap. Yazarlardan ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.

Büyülenme- Hermann Broch
Mülksüzler- Ursula K. Le Guin
Sevgi Soysal- Tante Rosa
Heba- Hasan Ali Toptaş
 

Aslında daha fazla kategori var. Benim okumayı seçtiğim kategoriler ve kitaplar bunlar. Şenlik, 21 Haziran'da başlamış ve 21 Eylül'de bitiyor. Şenliğe istediğiniz zaman katılabiliyorsunuz ve istediğiniz kategorilerde seçtiğiniz kitapları okuyorsunuz. Yani bütün kategorilerde kitap okuyacaksınız diye bir kaide yok. 

Tüm kitap kurtlarına bol okumalı bir yaz dilerim :)
deeed

28 Haziran 2014 Cumartesi

happy list.

Yaz geldi. havalar sıcak. Gerçi bulunduğum şehirde kış kış olarak yaşanmadı, keza bahar da. Haliyle yaz da o kadar sıcak geçmiyor. İzmir'in yakıcı sıcağından sonra buradaki havadan son derece memnun olduğumu söyleyebilirim. Evet, birçok kişi tatillerde denizin, kumun, güneşin tadını çıkarıyor. Ben, ilk yılım olması sebebiyle iş izni alamıyorum. İlk tatil planım bayram için. 1 haftalık bir tatil planı yapıyoruz ablamla. Çok mutlu ve heyecanlıyım bu hususta. Belki Olympos'a gidip bungolov evlerde kalabiliriz.

25 yaş bir insan için değişimlerin, büyümelerin yaşıymış. İş hayatına girmekse çeşit çeşit insan tanımak ve büyümek için en elverişli alan. Ben yine de her şeyi tüm hayatı basit algılamak için uğraşıyorum. Küçük sorunların içine boğulduğumda, insanlardan ölesiye bunaldığımda derin bir nefes alıyorum. penceremden dışarıya bakıyorum. işte şurada bir ağaç var, ben de buradayım. O ağaç nasıl sakin, kimi zaman rüzgarla oradan oraya savruluyor ama bir şekilde varlığını devam ettiriyorsa, ben de tüm savrulmalarla hayatımı yaşarım, hayatın bu şekilde güzel olduğunu da hiç aklımdan çıkarmam, diyorum. 
Jane Austen'ın ve Barış Bıçakçı'nın kitabını bitirdikten sonra ilk sırada Büyücü kitabıyla kendine hayran bırakan John Fowles'ın "Yaratık" isimli kitabı var. Çok çok merak ediyorum!

Temmuz ayı için planım:
  • Akademik okuma listemi bitirmek.
  • Elimdeki 2 kitapla birlikte 5 kitap bitirmek.
  • Bulunduğum şehirdeki henüz gitmediğim tarihi ve diğer yerleri gezmek.
  • Fantastik bir seriyi okumaya başlamak.Muhtemelen Harry Potter.
  • Yeni bir eve taşınmak.Umarım istediğim gibi bir ev bulurum.
  • Okuldaki odamı düzenlemek. Yeni ofis malzemeleri almak.
  • Çiçek yetiştirmeye başlamak. Pembe ve beyaz gül ekmek istiyorum. Bir de belki sümbül ya da yasemin. Hem ev hem de ofis için.
  • Yüzme kursuna gitmek.
  • Henüz görmediğim 2 şehiri ziyaret etmek.
  • 1 haftalık da tatil yapabilmek.
Ağustos ayında kazıya gidiyorum. O vakte kadar listemdekilerin hangilerini yapmış olacağım Temmuz bitiminde sizlerle paylaşırım.
Havalar çok sıcak diye şikayet etmeyin. Soğuk bir limonata yapın, ayaklarınızı uzatın ve güzel bir kitap okuyun. 5 Temmuz'da başlayacak olan Sailor Moon Crystal'a da föz atmayı unutmayın.^^

21 Haziran 2014 Cumartesi

'Girls' dizisine dair izlenimler

Ders sürecinin ilk dönemi bitmiş, ödevler verilmiş, sunumlar yapılmış, sınavlara girilmiş ve kocaman bir "OH!" dedikten sonra.. işte şimdi buradayım. Yüksek lisansın o uykusuz, yorucu geceleri, "hiçbir şey yetişmiyor" çığlıkları sonrasında bu diziye başlamamla yüzümdeki gülücüklerin sayısı da beşer onar arttı.
'Girls' Amerikan yapımı HBO'da yayınlanan bir dizi. HBO yapım dizileri çok severiz biliyorsunuz (bkz. Game of Thrones). Şu an toplam 3 sezonu yayınlanmış, ben 2.sezona henüz geçtim ve bayıla bayıla izliyorum. İlk olarak 2012'de başlamış, dizinin yaratıcısı ise aynı zamanda başrolde oynayan Lena Dunham.Kendisi henüz 28 yaşında ve oldukça başarılı.
Soldan sağa sırasıyla; Marnie, Jessa, Hannah ve Shoshana.
Dizi New York'da yaşayan 4 kız arkadaşın ilişkileri ve yaşadıklarına odaklanıyor. Başrolda Hannah, diğerleri Marnie, Jessa ve Shoshana. Jessa ve Shoshana kuzenler. Hannah, yazar olmak için çabalıyor. Ailesi maddi yardımı kestiği için dergilerde çalışıyor  ve sürekli iş değiştiriyor. Kilolu olmasına rağmen bunu pek dert etmiyor aksine Hannah'nın dişiliği ön plana çıkarılmış durumda. Adam adında tuhaf bir şekilde dans eden hatta komple tuhaf davranışları olan bir sevgilisi var. Ama bence çok şirin, ben sevdim Adam karakterini. Marnie, iş güç sahibi, güzel, uzun süreli ilişkisi olan 24 yaşlarında bir kız. Onun sevgilisiyle ilişkisi dizideki yerinin odak noktasını oluşturuyor. Sevgilisinin ismi Charlie. Charlie bir grupta çalıyor ve şarkı söylüyor aynı zamanda da yakışıklı, çok dürüst, düzgün ve de romantik biri. Gelgelelim Marnie onun bu durumundan çok sıkılıyor, onun daha sert daha "erkeksi" mi denir işte öyle biri olmasını istiyor. Hani biz kızlar sürekli erkek arkadaşlarımızın romantik olmalarını ister ama amiyane tabirle aşırı duygusala bağladıklarında sıkılırız daralırız ya işte Marnie de aynen bu daralmayı yaşıyor. Benim en sevdiğim karakterlerden bir diğeri de Jessa. Jessa'nın giyim tarzını çok seviyorum. O, çocuk bakıcılığı yapıyor. Biraz sert ve alabildiğine çılgın bir karakter. Her an herkese her şeyi diyebilecek, pat diye "ben evlendim!" diyerek ortaya çıkabilecek insanlar vardır ya işte onlardan biri. Shoshana ve Jessa, Marnie ile de Hannah ev arkadaşılar.
Dizi çok doğal, karakterler eğlenceli, arkadaşlık ilişkileri ve yaşadıkları sorunlar çok gerçek. Bir bölüm izledikten sonra mutlaka bir bölüm daha izleyesiniz geliyor. Dizinin biraz pornografik sahneler de içerdiğini not edelim. İzlemek isteyen ona göre karar versin.
Benim son zamanlardaki favori dizim. İyiki başlamışım demekten kendimi alamıyorum.

4 Mayıs 2014 Pazar

Merhaba!

Buraları boşladım bir süredir. Haklı sebeplerim var ama. Yetiştirmem gereken 4 sunum ve başka başka ödevlerim var. Yüksek lisans yapmak kolay iş değil vesselam.Yakında hayatıma girecek en önemli şey gözlük olacak galiba.

Bol bol okuyorum bu aralar. Çoğunlukla akademik okumalar olsa da bunlar yeni yeni keşfettiğimi yazarlar, okuduğum kitaplar da var. Hepsi blogda yerlerini alacak. Çok yakında!

8 Mart 2014 Cumartesi

Happy yourself.


Bugün için planım: Okula gidip ödevimi bitirmek ve çıkıp waffle yemek.

Herkese mutlu haftasonları.

:)

2 Mart 2014 Pazar

i am here!

Bu aralar böyle uyuyorum

Herkese kocaman bir merhaba!



Kim okuyor bloğumu bilmiyorum daha doğrusu birkaçını biliyorum, onlar da arkadaşlarım. Onun dışında her kim açıp da merak edip okuyorsa ne mutlu. Seviniyorum ben bloğum okundukça.


En son Şubat ayında yazmışım ama bu süre zarfında hayatımda o kadar çok şey oldu ki çok uzun zamandır yazmıyorum gibi geliyor.


Bu süre zarfında öyle yoğundum ki yeni yeni durup biraz soluklanmaya vakit bulabiliyorum.Hemen yazmak istedim buraya da bir şeyler.







Ben bu aralar;

  • Okuluma, işime ve evime alışmaya çalışıyorum bir de bu yeni şehre
  • Aslında oturup alışıyor muyum diye düşünmeye bile vaktim olmuyor, farkında olmadan alışıyorum
  • Asistanlığı öğreniyorum
  • Yüksek lisans derslerime çalışıyorum
  • Ödevlerimle boğuşuyorum
  • Okuyorum, okuyorum, okuyorum
  • Sürekli çıktı alıyorum
  • Evimi düzenliyorum
  • Hep bir eksik çıkıyor
  • Yeni eşyalar alıyorum
  • Yalnız yaşamaya bu kadar kısa sürede alışabildiğime şaşırıyorum
  • Önyargılarımdan sıyrılıyorum
  • Korkularımı aşıyorum
  • Yapamam dediğim şeyleri yapıyorum
  • Mutlu oluyorum
  • Gülüyorum, gülümsüyorum, gözlerimin içi parlamaya başlıyor yeniden
  • Bol bol tramvaya biniyorum. Tramvaya binmeyi çok seviyorum
  • Yürüyorum kimi zaman da, hava soğuk da olsa arşınlıyorum yolları
  • Hemen hemen her gün elimde ağır ağır kitaplarla eve dönüyorum
  • Yeni insanlar tanıyorum
  • Gülmeyi seven insanları ben de seviyorum
  • Hangi ortamda olursa olsun kadınların hiç değişmediğine şaşıyorum
  • Bazen yalnız hissediyorum
  • Bazen hep yollarda olmak istiyorum
  • Geceleri erkenden uyuyorum
  • Yavaş yavaş düzenimin oturmaya başlamasına seviniyorum
  • İstediğim alanda çalışacağım için içim kıpır kıpır oluyor
  • Sabah uyandığımda sevdiğim bir işe gidiyor olduğum için mutlu oluyorum
  • Emek verilen bir şeyin mutlaka bir sonuca ulaştığını görüyorum tekrardan
  • Programlar yapıyorum
  • İnsanları gözlemliyorum, şehri, yolları, her şeyi
  • Bölüm kitapları dışında kitap okuyamıyorum. Vakit yok demek bir bahane değil elbette ama evet bulamıyorum
  • Film izleyemiyorum, yine aynı sebepten.
  • Okul ve ev düzenim oturmaya başladığı için yine yeniden başlayacağım okumaya ve izlemeye
  • Sinemaya ve tiyatroya gidiyorum ara ara
  • Yurtdışı hayalleri kuruyorum, planlar yapıyorum
  • Az yemek yiyorum, 2 ya da 3 kilo verdim buraya geldikten sonra
  • İştahım yavaş yavaş geri gelmeye başlıyor
  • Hasta oluyorum sık sık iklim değişikliğinden dolayı
  • Büyüyorum
  • Saçlarım uzuyor gitgide
  • Saçımı boyatma düşünceleri dolaşıyor kafamda
  • Gardrobumu yenilemeye başlıyorum yavaştan
  • Baharın gelmesini istiyorum, çiçekler açsın, kelebekler uçuşsun,
  • İnternette pek vakit geçirmiyorum bir süredir
  • Yeni defterler, kalemler, ajanda ve bilimum kırtasiye ve ofis malzemesi bakınıyorum
  • Diğer şehirlerdeki arkadaşlarımı özlüyorum
  • Zamanın ve hayatın insanları ayrıştıran, uzaklaştıran yapısına sinir oluyorum
  • Sevdiklerim hep benimle olsun istiyorum
  • Bol bol çay içiyorum
  • Pek televizyon izlemiyorum daha doğrusu izlemiyordum.Artık televizyonum var, bugünden beri
  • Hayatımda yeni bir süreç, bembeyaz bir sayfa açıldığı için çok mutluyum.Attığım her adım, yaşadığım her şey yepyeni, tertemiz
  • Bisiklet almayı planlıyorum
  • Yeni kurslara başlayacağım
  • Bazı küçük şeylere çok fazla seviniyorum. Bugün öğrendiğim bir haber gibi. Ay Savaşçısı tekrar başlayacakmış. Sabah gördüğümde mutluluktan havalara uçtum.
  • Meyve yemeyi yine unutuyorum
  • Süt içmeyi unutmuyorum
  • Rüyalarımı unutuyorum
  • Bol bol hayal kuruyorum, planlar yapıyorum

İşte bu aralar benim hayatım böyle ilerliyor.

Son olarak yazıların sonunu hiç toparlayamıyorum. 



4 Şubat 2014 Salı

Yeni yeni başlangıçlar.

Hayatımda bir devrin kapanıp yeni bir sürecin başladığı günler yaşıyorum. Hem mutlu hem heyecanlı yer yer de üzgünüm. Yer yer olmadı sanırım burada zaman zaman diyelim.

Öncelikle taşınıyorum! Çocukluğumun, ergenliğimin, üniversite yıllarımın geçtiği Ege'den Anadolu'nun bağrına gidiyorum. Alıştığım ılık hava yerini kuru bir soğuğa ve kara bırakacak. Kar görünce mutluluktan deliye dönen İzmirli'lerden biri olarak buna seviniyorum. hem de çok.

Taşınma sebebime gelirsek, taşınıyorum çünkü ben artık çiçeği burnunda bir araştırma görevlisiyim. Artık gerçek bir yetişkin oluyorum. "Yıllar ne çabuk geçiyor ah ah!" moduna girmiş durumdayım. Ailemden ayrılacağım için üzgünüm sadece. Her ne kadar üniversiteyi şehirdışında okumuş olsam da içimde bir parça burukluk var.

 Gerçek anlamda "büyümek" dedikleri şey de bu noktada başlıyor sanırım. Tek başına ayakta durabilmekle oluyor. Ben yine de hiç büyümek istemeyenlerdenim ama neyse.

 Bugün yola çıkıyoruz ve hala daha hazırlamam gereken çantalar var. Gidip işe koyulmadan önce buradan  yeni hayatıma tek bir lafım var.

 MERHABA!


27 Ocak 2014 Pazartesi

Kitapları yarıda bırakmalı mı bırakmamalı mı?

Önceden bu konuya yaklaşımı katı olan ben yavaş yavaş yumuşamaya başladım.

Bu konuda 2 grup var elimizde. Bir kere başlanmış kitabı ne olursa olsun bitirme taraftarı olanlar ve sıkılınca bırakabilenler. Ben ilk grupta oldum hep. Çok nadir o anki ruh halime hiç uymayan bir kitap olduğunda yarım bırakmışımdır.

Bu aralar da elimde evirip çevirdiğim, zorla okumaya çalıştığım Mahur Beste var. Bir türlü ilerlemiyor kitap, ben de zorla alıp birkaç parça okuyup geri bırakıyorum. "Olsun, yine de okuyup bitirmeliyim." diyorum.
Tabii bunda bir önceki okuduğum kitabın sürükleyiciliğinin de etkisi var. Bir de epey Osmanlıca kelimeler içerdiğinden yoruyor bir noktadan sonra.

Belki farklı bir zaman diliminde başlasaydım daha farklı düşünürdüm bilmiyorum. Özetle bazen bazı kitaplarla olmuyor, olamıyor. Tat almadan, sırf yarım bırakmamak adına okumak da pek kimseye faydası olmayan bir durum. 

Böyle olunca çok zorlamamak başka bir kitaba başlamak gerek diye düşünüyorum artık. 
Ben yine de bitirme alışkanlığımdan kolay kolay vazgeçemem tabi ama en azından bu kitabı bırakmakla başlayabilirim.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Korku kitapları listesi

Birkaç yazımda korku türünü ne kadar sevdiğimden bahsetmiştim. Goodreads'de listeler arasında dolanırken böyle bir liste buldum. Aralarından seçtiğim bazılarını paylaşıcam sizlerle. Hem yeni korku kitapları almak istediğimde buradan bakabilirim sanırım.

Korku türü tam kış mevsimine yakışır bir tür bence. Sıcak yorganın altında hem korkarak hem daha da merak ederek okuduğumuz kitaplar. Çok keyifli.

Benim seçtiklerim şöyle :


  1. The Shining- Stephen King
  2. The Exorcist- William Peter Blatty
  3. Coma- Robin Cook
  4. Whispers- Dean Koontz
  5. The Black Cat- Edgar Allan Poe
  6. The Alienist- Caleb Carr
  7. The Scare- Robert Shaw
  8. School  Colors Day- Alshia Delores Moyez
  9. The Witches of Barrow Wood- Kenneth Balfour
  10. Necronomicon: The Best Weird Tales- Howard Phillips Lovecraft

Listenin tamamı ise şurada: best horror novels

Manhattan


:)

12 Ocak 2014 Pazar

Hart of Dixie dizisine dair ilk izlenimler


Bu aralar yeni yeni dizilere başlıyorum. Kimini pek sevemeyip yarım bırakıyorum kimine de devam ediyorum. Hart of Dixie de yeni başladıklarımdan biri. Romantik-komedi tadında. Başrolde Rachel Bilson var.

New York'lu Zoe Hart genç ve güzel bir doktor. Kalp cerrahisi üzerine uzmanlaşmak istiyor ancak başvurduğu yerlerden olumlu bir dönüş alamıyor. Mezuniyet töreninde kendisine Alabama'da iş teklif eden yaşlıca bir doktorun teklifini düşünüyor ve oraya taşınıyor. Gittiğinde öğreniyor ki bu doktor kendisine kliniğini bırakmış ve de ölmüş. Yavaş yavaş oraya alışmaya başlıyor, nişanlı genç bir avukattan hoşlanmaya başlıyor.

Şimdilik böyle. Ben de daha az izledim  ve sevdim. Geçiş dönemleri için birebir ve mutlu hissettiren bir dizi.

Bi bakın derim.

Mutlu eden filmler listesi

'Feel-Good Movies' olarak bilinen filmlerden bahsediyorum. Kimi sinemaseverler bu tarz filmleri pek sevmese ve gerçekçi bulmasa da ben sevenler arasındayım. İzlediğimiz her şey çok derin bir anlamı olan filmler olmak zorunda değil bence, yalnızca o andan keyif almak için de izleyebiliriz.

Böyle filmler bende epey işe yarıyor açıkçası, mutlu oluyorum izledikçe. Blogda da böyle bir liste yapmak istedim, mutlaka faydalananlar olur. Listeyi karışık yaptım herhangi bir sıralama yok yani. Genellikle benim sevdiğim filmlerden oluşuyor, ancak imdb'den bazı listelerden aldığım filmler de var.

Sizin de eklemek istediğiniz filmler olursa yorum bırakabilirsiniz.

İşte benim listem :


  1. Matilda
  2. Grease
  3. Legally Blonde I-II ( Bu Nasıl Sarışın? )
  4. Finding Nemo ( Kayıp Balık Nemo )
  5. Just Like Heaven ( Cennet Gibi )
  6. The Princes Diaries I-II ( Acemi Prenses)
  7. Just My Lucke ( Şansa Bak )
  8. 500 Days of Summer ( Aşkın 500 Günü )
  9. Flipped ( İlk Aşk )
  10. Submarine ( Denizaltı )
  11. Amélie 
  12. Mean Girls ( Kötü Kızlar )
  13. Whatever Works (Kim Kiminle Nerede? ) ( Bütün Woody Allen filmleri de diyebiliriz. )
  14. Juno
  15. Şahane Misafir
  16. An Education ( Aşk Dersi )
  17. Serendipity ( Tesadüf )
  18. The Holiday ( Tatil )
  19. Harry Potter filmleri
  20. Big Fish ( Büyük Balık )
  21. When Harry Met Sally ( Harry ile Sally Tanışınca )
  22. 50 First Dates ( 50 İlk Öpücük )
  23. Im Juli ( Temmuz'da )
  24. Dead Poets Society ( Ölü Ozanlar Derneği )
  25. Spirited Away ( Ruhların Kaçışı )
  26. Bridget Jones's Diary ( Bridget Jones' un Günlüğü )

11 Ocak 2014 Cumartesi

Goodreads'e geri döndüm.

Bir ara kapatmayı düşünüyordum Goodreads'i, çünkü kullanmıyordum. Bazen heves ediyorum böyle üyelikler için sonra unutuyorum, vakit ayıramıyorum. Şimdi daha etkin olucam gibi sanki yani umarım. :)

Takip edin beni, yalnız bırakmayın olur mu.

İşte burada da hesabım: usagi

Büyücü- John Fowles


John Fowles'ın okuduğum ilk romanı Büyücü. Epey sürükleyici ve gizemli bir roman, elimden bırakamadım.
En iyi 20. yüzyıl romanları sıralamasında 93. sıradaymış kitap. John Fowles ilk kez Tanrı Oyunu ismiyle yazmaya başlamış romanı 1950'lerde. Kitap ilk kez 1966'da yayımlanmış.Ben Ayrıntı yayınlarının basımını okudum. Biraz da konusundan bahsetmek istiyorum.

 Nicholas Urfe isminde Oxford mezunu, 25 yaşlarında genç bir adam İngiltere'de bir partide Avustralya'lı Alison Kelly'le tanışıyor ve bir ilişkileri başlıyor, zamanla Nicholas hem ilişkisinin ciddileşmesinden hem de oradaki yaşamından sıkılıp Yunanistan'daki Phraxos adasına İngilizce öğretmeni olarak gidiyor. Oradan da zamanla sıkılmaya başlıyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor. Bir gün epey zengin biri olan Maurice Conchis'le tanışıyor ve onun psikolojik oyunlarına dahil olmaya başlıyor. 

Nicholas tam da çağının adamı. Yarı-entelektüel, gündelik yaşamın getirilerinden çabuk sıkılan, kendini edebiyatın ya da şiirin içine dahil etmiş biri, şiirler yazıyor, şair olma hayalleri kuruyor. Conchis'le tanıştığı zaman tam da şiirlerinin ne kadar kötü olduğunu fark ettiği ve hayalleriyle gerçeğin örtüşmediği bir zamana denk düşüyor.

Conchis ile ilgili bilinen en önemli şey ise 2. Dünya savaşı sırasında Almanlara yardım ettiği ve köy halkı tarafından pek sevilmediği. Diğer her şey belli-belirsiz gerçekliği kesin olmayan şeyler. Conchis'in etrafındaki oluşturulan bütün psikolojik oyunlara dahil olan karakterlerle ilgili de aynı şey geçerli, aynı bilinmemezlik ve belirsizlik.

Kitap baştan sona psikolojik bir oyun gibi. Yazar öyle bir noktaya getiriyor ki sizi neyin gerçek neyin hayal olduğunu anlayamıyorsunuz, gerçek sandığınız her şey yerle bir oluyor. Nicholas da tanıştırıldığı insanlar, yaşadığı aşk ve diğer bütün oyunlarla akıl sağlığından bile şüphe eder hale geliyor. Hem içine dahil olmak için her şeyi yapabileceği hem de anlayamadığı durumlardan ötürü öfkeli bir ruh haline bürünüyor zamanla. 

Romanı okurken sonunda çok önemli ve büyük bir gerçekliğe ulaşacağınızı düşünüyorsunuz. Yazar ise sonu okuyucuya bırakmış. İki ayrı son var gerçeklik ya da bilinmezlik, sizin yorumladığınız diğer son. John Fowles gerçek sonun ne olduğuna dair birçok mektup almış okuyucularından ancak yine de sonu okuyucuya bırakmış.

Kitapta Shakespeare'in Fırtına oyununa bol bol göndermeler var bir de mitolojik ögelere.

Kitabın bir de filmi çekilmiş 1968 yılında ancak uyarlama başarısız bulunmuş. Woody Allen filmle ilgili "Eğer dünyaya bir daha gelseydim Büyücü'yü izlemek dışında her şeyi aynı yapardım." demiş. Ben yine de izlemek istiyorum. 

Kısacası Büyücü herkes için diyemem belki ama birçok kişi için elden düşmeyecek, müthiş bir kurgusu olan bir kitap. Benim gibi ilk kez John Fowles okumaya başlayacaklar için de ideal bir seçim.








Yeni bir şeyler.

Blog tasarımını değiştirmek bir süredir aklımdaydı. Son zamanlarda biraz fazla renkli gelmeye başlamıştı gözüme. Şimdi daha sade oldu, ben daha çok sevdim bu halini.

Önümüzdeki günlerde bloga daha çok vakit ayıracağım sanırım. Hem özledim. Gelsin yeni yeni yazılar!

Ben bu aralar biraz sıkkınım. Daha doğrusu kararsızım. Verdiğim kararları sorguluyorum biraz da. Böyle bir süreç. Zamanımı bloga ve bol bol kitap okumaya ayırıcam gibi görünüyor.

Umarım sizin hayatınız rengarenktir. En azından kararlı-kararsız değilsinizdir benim gibi.