19 Mayıs 2016 Perşembe

2balık 1kedi'nin tatlı hediyesi ve çekiliş talihlisi bir ben.

Canım 2balık 1kedi'nin çekilişinin bana çıktığını duymayan kaldı mı bilmiyorum ama buradan ona tekrar teşekkür etmek istedim. Çünkü dün bir arkadaşım, "bak sana kargo geldi" diye paketi getirdiğinde ve 2balığın ismini gördüğüme çook mutlu oldum vee paketi açınca ağzım kulaklarıma vardı tabii ki. İşte 2balığın tatlı hediye paketi:



vee içindekiler:



m&m'si yerken çokça Elif'i ve seni andım 2balık. çokça sevgiler.






15 Mayıs 2016 Pazar

Hafta sonu filmleri: Inside Lyewyn Davis ve Frances Ha

Öncelikle çok mutluyum. Çünkü sevgili 2 Balık 1 Kedi'nin şu tatlış çekilişinin talihlisi ben olmuşum. Yuppi yuppi!

Bugün gündüz saat 5'e kadar film+internette takılmacalar ile geçti. Sonra biraz çıkıp yürüdüm. Parkta oturup kitap okudum. Dönüşte market alışverişi yaptım. Eve gelince biraz evi süpürüp, yerleri sildim. Epey de bulaşık vardı onları da çıkardım aradan. Şimdi Kimyon hanımla -my new cat- oturuyoruz salonda. O dibimde uyuyor. Bir de bu aralar snapchat'e üye oldum, eğleniyorum.

İnternetim epey yavaş. Bugün ttnet'i aradım bakalım düzelecek mi uğraşıyorlar. Film izleyemiyorum hiçbir şekilde çünkü hiç dolmuyor. O sebeple dün akşam çok istememe rağmen Colonia filmini izleyemedik. Sonunda pes ettik ve elimizdeki Dvd'lerden Inside Lyweyn Davis filmini seçtik. İyiki de izlemişiz.

Türkçeye Sen Şarkılarını Söyle diye çevrilmiş. Joel-Ethan Coen Kardeşlerin yazıp yönettiği film 2013 yapımı. Süresi 105 dakika. Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül'ü almış.


Film, epey kasvetli bir atmosferde geçiyor. Denizciliği bırakıp müziği hayatının merkezine koyan Llewyn Davis'in hayatından bir haftayı izliyoruz. 1961 yılında sokaklarda sırtında gitarıyla gezen bir folk müzisyeninin hikayesi. Her gün birilerinin evinde kalarak, otostop çekerek yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

Filmin başlangıcında Llewyn'in evinde kaldığı ailenin kedisinin evden kaçışı ve film boyunca süren kedi metaforu da önemli bir parçasıydı filmin.  Kucağında kediyle o metrodan indi öbürüne bindi Davis insanların garip bakışları arasında.


Filmin en güzel yanı o güzel müzikleriydi. Hele benim gibi folk müziği çok seven biri için inanılmaz keyifliydi diyebilirim.

Filmde en sevdiğim sahne ise bir yemekte Davis'e şarkı söylemesi için ısrar etmeleri, onun kırmayarak söylemesi ve bu esnada kadınlardan birinin ona eşlik etmeye başlamasıyla Davis'in çok sinirlenerek kalkıp gitmesiydi. "Ben bu işten para kazanıyorum.Kalkıp sizin saçma sapan işleriniz hakkında size sorular sormuyorum" sözleriydi.

hang me, oh hang me


Bugünün filmi ise Frances Ha idi. Bu filme tek kelimeyle ba-yıl-dım! Nasıl güzeldi nasıl. Frances karakterini çok sevdim. Ben böyle filmleri çok seviyorum. Aslında iki filmin ortak bir yönü var. Şöyle: Frances Ha filmi de Inside Llewyn Davis filmi de istediği yere bir türlü gelemeyen, hayalleri olan ve avare avare sokaklarda gezinen, hayatın kendisini savurmasına izin veren karakterlerin öyküsü.


Frances Ha, Noah Baumbach tarafından yönetilen 2013 yapımı 1 saat 26 dakikalık bir film.

Frances, 27 yaşında. Bir dans topluluğunda yardımcılık yapıyor ve isteği bu şirketin daimi bir parçası olmak. Epey eğlenceli bir karakter. Çok doğal. En yakın arkadaşı ev arkadaşı da olan Sophie. Öyle güzel bir arkadaşlıkları var ki. Filmi izlerken aklıma hep canım dostum M. geldi. Her türlü çılgınlığı yapan, sokaklarda dans eden, eve gelip birlikte yemekler yapıp sohbetler eden iki iyi dost. Sophie bir gün sevdiği bir mahallede Lisa isimli başka bir kızla eve çıkmak istiyor ve işler değişiyor. Burada Sophie çok ayıp etti çok.



Bu olaydan sonra Frances de o evden ayrılır ve yine iki iyi arkadaş olan Benji ve Lev'in yanına taşınır. Lev bilin bakalım kim? Adam Driver. Girls'teki Adam.Çok beğeniyorum bu adamı da. Benji'yle çok iyi anlaşır Frances. Birlikte filmler izleyip sohbetler ederler. 

işte Benji. Onun için Frances=undateable

Sophie, nişanlanır. Frances bir ara Tokyo'ya gider. Herkes bir şekilde hayatta yolunu bulmaya çalışır. Filmdeki en sevdiğim şey hiçbir şeyin mükemmel olmaması ve iyi olanın bu olması hatta epey eğlenceli olmasıydı. Frances'in şu sözü de bunu kanıtlıyor sanırım.




keyifle,
 dolunay surat.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Heidi (2016)


Nisan ayında vizyona giren Heidi masalın filme uyarlanmış hali. Alain Gsponer tarafından yönetilen filmin süresi 1 saat 46 dakika.

Anne ve babası vefat etmiş Heidi'yi teyzesi Dete, Alp Dağları'nda yaşayan dedesinin yanına getirir. Zoraki bir şekilde küçük kızı onun yanına bırakıp gider. Heyecanlı, mutlu Heidi başlangıçta onu istemeyen dedesine kısa sürede kendini sevdirir.


Bir gün teyzesi çıkıp gelir ve Heidi'yi Frankfurt'taki zengin bir ailenin yanına götüreceğini söyler. Neredeyse zorla kızı alıp götürür. Ailenin küçük ve biricik kızları olan tekerlekli sandalyeye mahkum Clara için Heidi bir anda büyük bir mutluluk kaynağı olur. 




Fakat Heidi dedesini ve dağlardaki koşup oynadığı arkadaşı Peter'ı çok özlemektedir. Peter, kışları okula gidip yazları çobanlık yapmaktadır. Heidi, üzüntüsünden uyurgezer olup geceleri dışarı çıkarak evinin yolunu gözlemektedir. Bunu gören Clara'nın babası Heidi'nin evine gitmesi gerektiğini söyler.

Heidi evine döner ancak Clara'yı da çok özler ve her gün ona mektuplar yazar. Bir gün Clara ziyarete gelir ve beklenmedik bir şey olur.


Masalları sevenler için epey keyifli bir uyarlama olmuş film. İzlemek isteyenlere duyurulur.



13 Mayıs 2016 Cuma

Challenge 30 ve son: Neden blog yazmaya başladınız? Blog isminizin bir hikayesi var mı?

Yazma eylemi hayatımın önemli bir parçası. Ajanda, günlük, not defterleri başucu eşyalarım diyebilirim. Hemen hemen her şeyi yazanlardanım. İnternet ortamında bir şeyler yazmak ise hiç aklımda olmayan bir şeydi. Çünkü ben birkaç yıla kadar sosyal medya başta olmak üzere interneti olabildiğince az kullanan biriydim.

 Sonra sevgili ablam Mutlu Keçi (o şu anda daha ünlü bir blogger, biraz onun ününden şanından faydalanayım) "ya kardeşim dedi bak sen bu kadar okuyosun, izliyosun bunları yazsana". Ben de ilk başta "ya ne gerek var ki, onu yazana kadar yeni bir şeyler okurum" modundaydım. Sonra gel zaman git zaman kanmaya başladım, yazsam mı ki dedim. 

İlk olarak wordpress hesabım vardı. Sonra blogger daha samimi gelmeye başladı ve buraya geçtim. Blog ismim Dolunay Surat. Ne ki bu şimdi diye düşününler ve bilmeyenler için:

Ben çocukken Ay Savaşçısı siye bir anime vardı deli gibi izlediğimiz. Geçtiğimiz yıl yeni versiyonu çekildi hatta. Orada Usagi yani ay savaşçısı ile Mamoru'nun müthiş bir aşkları vardı. Mamoru, Usagi'ye hep "Dolunay Surat" derdi. Çok tatlıydı. Usagi, sakar, uykucu ve sulugöz bir tipti. Üçü de beni tanımlayan özellikler olduğun için bir bağlantı kurdum sanırım Dolunay Surat ismiyle (:



veee....

challenge biter. Bu güzelmeydan okuma için sevgili Saçaklı'ya teşekkür diyorum. Epey keyif aldığım ve beni kendim hakkında düşünmeye iten bir meydan okumaydı.

garip bir hüzün kapladı içimi.

üzgün dolunay surat.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

İdefix'ten 3 adet yeni kitap aldım.

İdefix'in sitesi değişmiş gördünüz mü? Eskisi daha bi kullanışlıydı sanki.

Neyse. 3 yeni kitap aldım onları söyleyip gideceğim.

Yorgunluktan dolayı -çoğunlukla kafa yorgunluğu- iş sonrası evde ağır kitaplar yerine çocuk kitapları okumak kendimi daha iyi hissetttiriyor. Daha bi keyifle okuyorum.

Bu sebeple Roald Dahl'ın 2 kitabını aldım.

1. Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar

Herkesin elinde bu sıralar. Kapağı bile çok tatlı değil mi?

2. Matilda

Çok sevecekmişim gibi hissediyorum bu kitabı.

3. Alejandro Zambra-Ağaçların Özel Hayatı

İdefix'in bu yeni halinde -eski halinde var mıydı bilmiyorum- listeler var. Bu kitabı 2015 yılının en iyi 50 romanı listesinde gördüm. Liste için bir tık. Yazarın "Eve Dönmenin Yolları" kitabı internette çok paylaşıldı. Bu kitabın ismi de ayrı bi ilgimi çekti. Bakalım, gelsin okuyalım yorumlarımı paylaşırım.


challenge 29: Korkularınızdan bahseder misiniz?

haydi bakalııım. challenge sonun bi öncesi zorluyor bizi.

yüksekten korkuyorum. daha doğrusu yüksekten düşmekten korkarım ben.

galiba en büyük korkum delirmek.

aileme bişey olmasından çok korkarım. aniden alakasız bi saatte telefon çalınca ürperirim. hatta" bişey oldu dimi bak sen bana söylemiyorsun" şeklinde paranoyaya bağladığım da olur.

yaşlanmaktan ve çirkinleşmekten korkarım.

şu hayatta istediklerimi gerçekleştiremeden ölüp gitmekten korkarım.

gece tek başıma yürümekten korkarım. korkmayan var mı?




9 Mayıs 2016 Pazartesi

Challenge 28: En sevdiğin 3 müzik grubu?

Eskiye oranla daha az müzik dinlesem de ısrarla dinlediğim gruplar var. Birkaç yıl önce dinlemeye başladığım ve hatta şu an zil sesim de olan şarkının grubu birinci sırayı kapıyor.

1. Radio Tarifa


2. Beirut


Çok bilinmeyen, bir ara çok sevdiğim hala ara ara dinlediğim bir grupla noktalıyorum.

3. No Land



keyifle,
dolunay surat

8 Mayıs 2016 Pazar

Chalenge 27: Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi?

Ben düzenli bir tipimdir.

temsili düzenli masa

Ama sinir bozucu bir düzenlilik de değil bu. Dağınık, pis bir ortamda herhangi bir şey yapamıyorum ben. Önce evim/iş masam vs temiz ve düzenli olacak, ardından ben temiz olucam. ondan sonra ne yapacaksam yaparım genelde. 

Bazen bu durum sıkabiliyor ama bir dağıtma evresine giriyorum arada bir. O dönemde bulaşık ve çamaşırlar bir deve dönüşerek canlanıyorlarmış gibi hissediyorum. O koltuktan öbürüne kucağımda bilgisayar, yanıbaşımda abur-cuburlar, çay-soda ne varsa tüketiyorum. Sehpanın üzerinde yer kalmayınca bitenleri kaldırıp yerlerine yenilerini ekliyorum.

Önceki sorularda Terazi burcu olduğumu söylemiştim ya işte bu da bir denge. Her zaman ama her zaman düzenli (psikolojik olarak da) insanlar vardır hani. Her gün aksatmadan yemek yapar, çalışır, akşam sevdiği bir programı izler, evi her daim düzenlidir vs. İşte ben böyle değilim. Özüm düzenli ama dağınık olduğum zamanlardan da ayrı bi keyif alıyorum. 

işte böyle.

Hafta sonunun 2 filmi: Volver ve The VVitch

Sizlere iki güzel film önereceğim. Biri dram, diğeri korku. Henüz yeni bitmişken ilk olarak Volver'dan bahsetmek istiyorum.

Volver, Türkçe'ye Dönüş olarak çevrilmiş. Pedro Almodovar'ın yönetmenliğinde 2006 yılında çekilmiş 120 dakikalık filmin başrolünde Penelope Cruz oynuyor. Pedro Almodovar'ın Konuş Onunla filmini izlemiştim sadece. Bu film de hikayesi farklı olmasına rağmen benzer bir duygusallığa sokuyor sizi izlerken.

Film, aile ve arkadaşlık ilişkilerine odaklanıyor. Raimunda (P. Cruz) ve Soledad anne-babaları bir yangında vefat etmiş 30'lu yaşlarında iki kardeştir. Soledad, eşinden boşanmış, yalnız yaşayan ve evinde kuaförlük yapan genö bir kadındır. Raimunda, Paco isimli bir adamla evlidir ve Paula isminde 15-16 yaşlarında bir kızları vardır. Bir gün beklenmedik bir şey olur.


-spoiler- 
  Raimunda, işten eve geldiğinde kızı Paula'yı yolda kötü bir durumda bulur. Ne olduğunu bir türlü söylemeyen Paula'nın sıkıntısı eve girdiklerinde anlaşılır. Paco, yerde kanlar içinde yatmaktadır. Annesi yokken Paula'ya saldırmış ve tecavüz etmek istemiş, Paula da bıçaklayarak öldürmüştür onu. Sonradan Paco'nun zaten kızın öz babası olmadığını öğreniyoruz. 
-spoiler bitti-

İyi komşuluk ilişkileri dışında kardeşlerin hayatındaki diğer önemli kişi yaşlanmış ve bunamış Paula teyzeleridir. Ziyaret ettikleri günün ertesi günü vefat haberini alırlar. Soledad, cenazeye gittiğinde annesi ona görünür ve Sole eve dönerken bagaja saklanarak onunla birlikte evine gelir. Mahalle halkı annenin hayalet olduğuna inanırken, hikayenin aslında çok farklı olduğunu annenin ağzından öğreniriz.


Filmde erkeklere hemen hemen hiç yer verilmemiş. Kadınların duygusal hallerini çok iyi gözlemlemiş bir yönetmen olarak Almodovar, erkekleri kadınların hayatlarına zarar veren unsurlar olarak ele almış.

2006'da en iyi Goya film ödülünü, Cannes Film Festivali'nde en iyi senaryo, filmin 6 kadın oyuncusu birden en iyi kadın oyuncu ödülünü almakla birlikte film, Oscar Akademi Ödülleri'ne de aday gösterilmiş. 

Hafızalardan silinmeyecek oranda olmasa da keyifli, izlenilesi bir filmdi.

Gelelim diğer filme, The Witch.


Robert Eggers tarafından yönetilen film, 2015 yapımı ve süresi 93 dakika. Klasik bir hikayeyi oldukça sade ve farklı bir üslupla anlatıyor. Bir korku filmi olmasının yanında bir dönem filmi de aynı zamanda. 

17. yüzyılda geçen filmde Püriten bir ailenin yaşam şeklini görüyoruz. Çok katı ahlaki kuralları olan ve inançlarını her şeyin üzerinde tutan yoksul bir aile. William, eşi Katherine ve çocukları Thomasin, Caleb, ikizler Mercy ve Jonas ile bebek Samuel. Aile kasabadan uzak bir çiftlikte kendi hallerinde yaşamaktadır, kendi hayvanları vardır ve bir şekilde geçimlerini sağlarlar. 

Bir gün bahçede annesi Thomasin'den Samule ile ilgilenmesini ister. Kız, kardeşiyle bizim "ce-ee" şeklinde oynadığımız oyunu oynarken ve yüzünü bir kapatıp bir açarken bir anda bebek ortadan yok olur. Cadılığın ve cadı avının hakim olduğu o dönemde geçen filmde, girmenin yasak olduğu ormandaki bir cadı bebeği kaçırmış ve öldürerek kanını gençleşmek için kullanmıştır. Bu olaydan sonra Thomasin'in aile içindeki değeri azalır. İkizler başta olmak üzere annesi de kızı suçlar. 


Bir gün Caleb de Thomasin ile birlikte ormandayken ortadan kaybolur. Aile, gitgide Thomasin'in cadı olduğunu düşünmeye başlar. Thomasin ise ikizlerin şarkılar söyleyerek oynadığı "Black Philip" dedikleri keçinin aslında şeytan olduğunu ve keçi suretinde göründüğünü söyler. 


Öyle aman aman çok korkunç olmasa da sürükleyici ve izlenilesi bir film. 

keyifle, 
dolunay surat.

Challenge 26: Ziyaret etmek istediğiniz 10 yer?



1.İzlanda
Buzlar Ülkesi İzlanda’da Gezilecek Yerler: İzlanda Seyahat Rehberi

2. Roma

3. Londra

4. Tokyo

5.Tayland/Pai Adası

6.Kahire/Gize Piramitleri

7. Kars/Ani

8. Yeni Zelanda/Hobbit Köyü

9. Fas/Marakeş

10. Meksika


keyifle, 
dolunay surat.

6 Mayıs 2016 Cuma

Bu challenge bitecek o kadar!

Yoğunluktan yazamadım diyemeyeceğim, çünkü o kadar yoğun değildim. vakit ayıramadım bir türlü diyelim. neyse ki şimdi yazacağım. hemmen kaldığım yerden sorulara geçiyorum.

16. Hadi bize el yazınızı gösterin.



17.Burcunuz nedir? Sizinle uyumlu olan özellikleri?

Burcum Terazi. Tam bir Teraziyimdir. Nasıl mı? Terazi burcu isminden de anlaşılacağı üzere denge burcudur. Yani dengesi bozulduğu an bütün düzeni bozulur. Bu, her konuda böyledir. Aşk hayatı, iş hayatı, ev düzeni vs. Bunlar hem kendi içlerinde dengeli hem de birbirleriyle uyumlu olmalı, yoksa olmuyor. 

Sonra Terazi tamamen düzenli bir hayat istemez bundan sıkılır like me. Düzenli olarak işe gidip-gelme, sakinlik, durgunluk ve huzur gibi unsurları her ne kadar sevse ve istese de bu onu sıkar ve bir anda dağıtır. bu kadar düzen ona fazla gelir. aslında bu da yine dengeyle ilintili. iyi ve kötü- düzen ve dağınıklık arasında da bir denge tutturmalı.

Adaletin burcudur Terazi. Haksızlığa, eşitsizliğe tahammül edemez. Başkalarının haklarını savunmaya da pek meraklıdır. Yolda, otobüste haksızlığa uğrayan biri olduğu zaman müdahale etmemesi kaçınılmazdır neredeyse.

Gezegeni Venüs olan burcun kadınları çok zarif, güzel, uzun boylu, ince varlıklardır. Güzele ve güzelliğe meraklıdırlar. Estetik her şey çok hoşuma gider benim de. Orantısız şeyler ise iter.

Kibarız, düşünceliyiz, iyi niyetliyiz daha ne olsun arkadaşım!

18. Katıldığınız ilk konser hangisiydi?

Hiç hatırlamıyorum desem. Aklımda kalan İzmir fuarda ailemle bi çay bahçesinde oturduğumuz ve Nadide Sultan'ı gördüğümüz. Ama yolda mı gördük konsere mi gelmişti onu bilemiyorum. Temennim konsere gitmemiş olmamız tabi ki. Ailem bize bunu yapmış olamaz!

19. Satın aldığınız son giysilerle birlikte bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız?

Şu anda okuldayım. Unutmazsam eve gidince eklerim  fotoğraf.

20. Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak isterdiniz?

Tabii ki İzlanda. O kadar istiyorum o kadar istiyorum ki. Yıllardır hayalim oraya gitmek. Kuzey ülkeleri genel olarak en çok ziyaret etmek istediğim yerler.

Buzdan Hayaller filmini izlememle İzlanda aşkım başladı. Umarım çok yakında giderim.

21. Sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?

Aklıma hiçbir şey gelmedi şu an. :(

22.Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli?

Annem ve ablam. Onlar benim her bişeyciklerim çünkü. Beni karşılıksız seven ve her koşulda iyiliğimi isteyen insanlar. 

Bunun dışında içimdeki yeni şeyler yapma isteği ve hayallerim de çok kıymetli çünkü onlar beni hayatta tutuyor.

23. Yaparken heyecan duyduğunuz bir şeyden bahseder misiniz?

Hızlı bisiklet sürmek. Dikkat edin yalnız bisiklet sürmek  de çok keyifli ancak ben hızlı sürmekten bahsediyorum. Boş ve güvenli bir alanda tabi. Düz bir zemin ve güzel bir bisiklet verin ben de özgürlük diye bağırarak hıphızlı bisiklet süreyim. Müthiş bir heyecan!

24. Şu an okumakta olduğunuz ya da son okuduğunuz kitap nedir?

Şu anda Hermann Broch'un Büyülenme isimli kitabını okuyorum. Henüz kitabın başlarında olmama rağmen kitap konusu itibariyle çok sardı. Marius Ratti isimli bir adamın bir köye gelerek insanların düşüncelerini değiştirmeye başlamasını konu ediyor. Kitap, bir doktorun ağzında anlatılıyor. Daha şimdiden, doğaya ve insana dair çok güzel bir anlatımla karşılaştım. İlerleyen bölümlerini merak ediyorum.

25. Favori Disney karakteriniz hangisi neden?

Sanırım Rapunzel. Tangled filmini izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

Challenge'ı yakaladım yine (:

keyifle,
dolunay surat.