31 Aralık 2016 Cumartesi

2016 nasıl geçti ve bir merhaba..Hoşgeldin 2017!

Vuhuu! Bir yıl daha bitiyor be blog... ama yenilik iyidir, güzeldir. Şöyle bir 2016 değerlendirmesi yapalım mı o zaman?


  • 2016 benim için yarım kalan şeylerin bittiği, omuzlarımdaki yüklerin kalktığı bir yıl oldu.

  • Yüksek lisans bitti. Nasıl olacak, "ah bitmiyor!, çok sıkıldım" derken derken bir baktım savunma günü gelmiş ve son. Çok şükür! En büyük rahatlamam bundan geliyor.

  • Yılın yarısında bir süredir sürüncemede olan ilişkim bitti.  Bir defter de böyle kapandı. Olmayan bir ilişkiyi sürdürmektense yalnız olmak çok daha huzurlu.

  • Bu yıl ilk önce vegan oldum sonra vejeteryanlığa geçiş yaptım. Bu konu ile ilgili detaylı bir yazı yazıcam. Nasıl vegan oldum ya da olamadım:) ve vejeteryanlığa geçtim. Şimdilik şunu söyleyebilirim ki bu hayatımla ilgili müthiş bir farkındalık oldu ve beslenme konusunda yaşadığım bilinçlenme yaşam tarzımda önemli değişimleri de beraberinde getirdi.

  • Pilatese başladım bir spor salonunda. Yeterince zaman ayıramadığım ve ulaşım problemleri gibi sebeplerden yıl ortasında bıraktım. Meditasyon yapmaya başladım. Bu yıl özellikle yazın yürüyüş yaptım bolca.

  • Genel olarak sağlıklı beslendim. Kahvaltıyı aksatmamaya çalıştım. Yulaflı kahvaltı bu yıl en sevdiğim kahvaltı oldu. Evde hazırlayıp iş yerimde yanında yeşil çayla birlikte tükettim. Meyve yemeye ve bol su tüketmeye çalıştım. Yıl sonuna doğru annemin gelişiyle 2-3 kilo aldım. Şikayetçi değilim :)

  • Pek hasta olmadım 2016'da. İki 20'lik dişimi çektirdim. Gömülü olanı çektirdikten sonra bi 10 gün şişko yanakla gezdim o kadar. Geçenlerde de aşırı aşırı yaramaz kedim Kimyon hanım sabaha karşı burun kanamasıyla uyandırdı ve hastanelerde vakit geçirdik biraz. Korkuttu bizi ama neyseki iyi şu an. Oradan oraya adeta uçarken bi yere çarpmış olmalı.

  • Bu yıl az film izledim. Sinema ve tiyatroya özellikle yılın 2. yarısında hemen hemen hiç gidemedim tez çalışmalarımdan dolayı.

  • Yine aynı sebeplerden akademik okumalar dışında keyfi kitap okumalarım epey az oldu. Goodreads'ten kontrol ettim 2016 challenge hedefim 25 kitapmış ve ben 8 kitap okumuşum. Bunlar çocuk kitapları ve birkaç kişisel gelişim kitabı. Aradan sıyrılan Orhan Pamuk'un "Kırmızı Saçlı Kadın"ı var. Bunca yoğunluğuma göre yine de okumuşum bir şeyler. Kendimi tebrik ediyorum. ^.^

  • 2016'da bloğa az uğramışım, 20 yazı yazmışım. Bir challenge'a katılmışım.

  • Ankara, İstanbul ve İzmir'e gittiğim bu yıl başka bir yere seyahat etmedim. Halbuki 2016'ya Lviv'de girerken bu yılın bol seyahatli olmasını dilemiştim. Kısmet!

  • Ekonomik olarak borçlarımın azaldığı ve rahatladığım bir yıl oldu. Mutluyum. Az biraz daha öğrenim kredisi borcum kaldı, hepsi bu.

  • 2016'da arkadaşlarımı çok sık olmasa da gördüm. İstanbul'da ve İzmir'de. Yakın bir arkadaşım da buraya geldi ve beni çok mutlu etti. Yeni insan çok tanıdım mı hmm bi düşünelim..pek değil.

  • Kendimden ve hayattan ne istediğimi çözümledim az çok. 25 yaş bunalımı denilen ve ben bu hayatta ne yapacağım sorunsalı yavaş yavaş çözülmeye başladı. Kendimi rahat bırakınca keyif aldığım şeylerin tıpkı bir yapbozun parçaları gibi birleştiğini ve bana kendim ve hayattan beklediklerimle ilgili net bir tablo sunduğunu gördüm.

  • Saçım uzadı. Kahküllülükten hepsi bir boy uzun saça geçiş yaptım. Sade ve etnik (bohem mi demeliyim?) giyimin sevdiğim giyim tarzı olduğu konusunda netleştim. 

  • Bu yıl biraz ev için mobilya eksiklerimi aldım, biraz değil aslında eksiklerimin hemen hepsini tamamladım. Biraz da giyim ve makyaj malzemesi aldım (bkz. makyaj videolarının hayatımıza etkisi:)).

Aklımda kalanlar işte böyle. 2017 hoş gelsin güzel gelsin. Bize yenilikler getirsin. Ben 2017'den çok şey bekliyorum açıkçası, yani 2017'e giren kendimden :)

kaynak



Herkese mutlu yıllar!.
Dolunay Surat

28 Eylül 2016 Çarşamba

uzun zaman sonra yeni bir post olsun mu?

bütün yaz minik bir post bile olmaz mı? yazmadım ama neden sorun bir neden? çünkü çünkü tez. bilinçli bir yazmama durumuydu. dedim ki kendi kendime, "tez bitene kadar ne yeni bir kitap, ne blog, ne gezme-tozma yoook sevgili dolunay surat".

o zaman:




tezim bitince burada balonlar uçacak, yeni yazılar gelecek. az kaldı. 

yakında dönüyorum.

çok yakında.

19 Mayıs 2016 Perşembe

2balık 1kedi'nin tatlı hediyesi ve çekiliş talihlisi bir ben.

Canım 2balık 1kedi'nin çekilişinin bana çıktığını duymayan kaldı mı bilmiyorum ama buradan ona tekrar teşekkür etmek istedim. Çünkü dün bir arkadaşım, "bak sana kargo geldi" diye paketi getirdiğinde ve 2balığın ismini gördüğüme çook mutlu oldum vee paketi açınca ağzım kulaklarıma vardı tabii ki. İşte 2balığın tatlı hediye paketi:



vee içindekiler:



m&m'si yerken çokça Elif'i ve seni andım 2balık. çokça sevgiler.






15 Mayıs 2016 Pazar

Hafta sonu filmleri: Inside Lyewyn Davis ve Frances Ha

Öncelikle çok mutluyum. Çünkü sevgili 2 Balık 1 Kedi'nin şu tatlış çekilişinin talihlisi ben olmuşum. Yuppi yuppi!

Bugün gündüz saat 5'e kadar film+internette takılmacalar ile geçti. Sonra biraz çıkıp yürüdüm. Parkta oturup kitap okudum. Dönüşte market alışverişi yaptım. Eve gelince biraz evi süpürüp, yerleri sildim. Epey de bulaşık vardı onları da çıkardım aradan. Şimdi Kimyon hanımla -my new cat- oturuyoruz salonda. O dibimde uyuyor. Bir de bu aralar snapchat'e üye oldum, eğleniyorum.

İnternetim epey yavaş. Bugün ttnet'i aradım bakalım düzelecek mi uğraşıyorlar. Film izleyemiyorum hiçbir şekilde çünkü hiç dolmuyor. O sebeple dün akşam çok istememe rağmen Colonia filmini izleyemedik. Sonunda pes ettik ve elimizdeki Dvd'lerden Inside Lyweyn Davis filmini seçtik. İyiki de izlemişiz.

Türkçeye Sen Şarkılarını Söyle diye çevrilmiş. Joel-Ethan Coen Kardeşlerin yazıp yönettiği film 2013 yapımı. Süresi 105 dakika. Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül'ü almış.


Film, epey kasvetli bir atmosferde geçiyor. Denizciliği bırakıp müziği hayatının merkezine koyan Llewyn Davis'in hayatından bir haftayı izliyoruz. 1961 yılında sokaklarda sırtında gitarıyla gezen bir folk müzisyeninin hikayesi. Her gün birilerinin evinde kalarak, otostop çekerek yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

Filmin başlangıcında Llewyn'in evinde kaldığı ailenin kedisinin evden kaçışı ve film boyunca süren kedi metaforu da önemli bir parçasıydı filmin.  Kucağında kediyle o metrodan indi öbürüne bindi Davis insanların garip bakışları arasında.


Filmin en güzel yanı o güzel müzikleriydi. Hele benim gibi folk müziği çok seven biri için inanılmaz keyifliydi diyebilirim.

Filmde en sevdiğim sahne ise bir yemekte Davis'e şarkı söylemesi için ısrar etmeleri, onun kırmayarak söylemesi ve bu esnada kadınlardan birinin ona eşlik etmeye başlamasıyla Davis'in çok sinirlenerek kalkıp gitmesiydi. "Ben bu işten para kazanıyorum.Kalkıp sizin saçma sapan işleriniz hakkında size sorular sormuyorum" sözleriydi.

hang me, oh hang me


Bugünün filmi ise Frances Ha idi. Bu filme tek kelimeyle ba-yıl-dım! Nasıl güzeldi nasıl. Frances karakterini çok sevdim. Ben böyle filmleri çok seviyorum. Aslında iki filmin ortak bir yönü var. Şöyle: Frances Ha filmi de Inside Llewyn Davis filmi de istediği yere bir türlü gelemeyen, hayalleri olan ve avare avare sokaklarda gezinen, hayatın kendisini savurmasına izin veren karakterlerin öyküsü.


Frances Ha, Noah Baumbach tarafından yönetilen 2013 yapımı 1 saat 26 dakikalık bir film.

Frances, 27 yaşında. Bir dans topluluğunda yardımcılık yapıyor ve isteği bu şirketin daimi bir parçası olmak. Epey eğlenceli bir karakter. Çok doğal. En yakın arkadaşı ev arkadaşı da olan Sophie. Öyle güzel bir arkadaşlıkları var ki. Filmi izlerken aklıma hep canım dostum M. geldi. Her türlü çılgınlığı yapan, sokaklarda dans eden, eve gelip birlikte yemekler yapıp sohbetler eden iki iyi dost. Sophie bir gün sevdiği bir mahallede Lisa isimli başka bir kızla eve çıkmak istiyor ve işler değişiyor. Burada Sophie çok ayıp etti çok.



Bu olaydan sonra Frances de o evden ayrılır ve yine iki iyi arkadaş olan Benji ve Lev'in yanına taşınır. Lev bilin bakalım kim? Adam Driver. Girls'teki Adam.Çok beğeniyorum bu adamı da. Benji'yle çok iyi anlaşır Frances. Birlikte filmler izleyip sohbetler ederler. 

işte Benji. Onun için Frances=undateable

Sophie, nişanlanır. Frances bir ara Tokyo'ya gider. Herkes bir şekilde hayatta yolunu bulmaya çalışır. Filmdeki en sevdiğim şey hiçbir şeyin mükemmel olmaması ve iyi olanın bu olması hatta epey eğlenceli olmasıydı. Frances'in şu sözü de bunu kanıtlıyor sanırım.




keyifle,
 dolunay surat.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Heidi (2016)


Nisan ayında vizyona giren Heidi masalın filme uyarlanmış hali. Alain Gsponer tarafından yönetilen filmin süresi 1 saat 46 dakika.

Anne ve babası vefat etmiş Heidi'yi teyzesi Dete, Alp Dağları'nda yaşayan dedesinin yanına getirir. Zoraki bir şekilde küçük kızı onun yanına bırakıp gider. Heyecanlı, mutlu Heidi başlangıçta onu istemeyen dedesine kısa sürede kendini sevdirir.


Bir gün teyzesi çıkıp gelir ve Heidi'yi Frankfurt'taki zengin bir ailenin yanına götüreceğini söyler. Neredeyse zorla kızı alıp götürür. Ailenin küçük ve biricik kızları olan tekerlekli sandalyeye mahkum Clara için Heidi bir anda büyük bir mutluluk kaynağı olur. 




Fakat Heidi dedesini ve dağlardaki koşup oynadığı arkadaşı Peter'ı çok özlemektedir. Peter, kışları okula gidip yazları çobanlık yapmaktadır. Heidi, üzüntüsünden uyurgezer olup geceleri dışarı çıkarak evinin yolunu gözlemektedir. Bunu gören Clara'nın babası Heidi'nin evine gitmesi gerektiğini söyler.

Heidi evine döner ancak Clara'yı da çok özler ve her gün ona mektuplar yazar. Bir gün Clara ziyarete gelir ve beklenmedik bir şey olur.


Masalları sevenler için epey keyifli bir uyarlama olmuş film. İzlemek isteyenlere duyurulur.



13 Mayıs 2016 Cuma

Challenge 30 ve son: Neden blog yazmaya başladınız? Blog isminizin bir hikayesi var mı?

Yazma eylemi hayatımın önemli bir parçası. Ajanda, günlük, not defterleri başucu eşyalarım diyebilirim. Hemen hemen her şeyi yazanlardanım. İnternet ortamında bir şeyler yazmak ise hiç aklımda olmayan bir şeydi. Çünkü ben birkaç yıla kadar sosyal medya başta olmak üzere interneti olabildiğince az kullanan biriydim.

 Sonra sevgili ablam Mutlu Keçi (o şu anda daha ünlü bir blogger, biraz onun ününden şanından faydalanayım) "ya kardeşim dedi bak sen bu kadar okuyosun, izliyosun bunları yazsana". Ben de ilk başta "ya ne gerek var ki, onu yazana kadar yeni bir şeyler okurum" modundaydım. Sonra gel zaman git zaman kanmaya başladım, yazsam mı ki dedim. 

İlk olarak wordpress hesabım vardı. Sonra blogger daha samimi gelmeye başladı ve buraya geçtim. Blog ismim Dolunay Surat. Ne ki bu şimdi diye düşününler ve bilmeyenler için:

Ben çocukken Ay Savaşçısı siye bir anime vardı deli gibi izlediğimiz. Geçtiğimiz yıl yeni versiyonu çekildi hatta. Orada Usagi yani ay savaşçısı ile Mamoru'nun müthiş bir aşkları vardı. Mamoru, Usagi'ye hep "Dolunay Surat" derdi. Çok tatlıydı. Usagi, sakar, uykucu ve sulugöz bir tipti. Üçü de beni tanımlayan özellikler olduğun için bir bağlantı kurdum sanırım Dolunay Surat ismiyle (:



veee....

challenge biter. Bu güzelmeydan okuma için sevgili Saçaklı'ya teşekkür diyorum. Epey keyif aldığım ve beni kendim hakkında düşünmeye iten bir meydan okumaydı.

garip bir hüzün kapladı içimi.

üzgün dolunay surat.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

İdefix'ten 3 adet yeni kitap aldım.

İdefix'in sitesi değişmiş gördünüz mü? Eskisi daha bi kullanışlıydı sanki.

Neyse. 3 yeni kitap aldım onları söyleyip gideceğim.

Yorgunluktan dolayı -çoğunlukla kafa yorgunluğu- iş sonrası evde ağır kitaplar yerine çocuk kitapları okumak kendimi daha iyi hissetttiriyor. Daha bi keyifle okuyorum.

Bu sebeple Roald Dahl'ın 2 kitabını aldım.

1. Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar

Herkesin elinde bu sıralar. Kapağı bile çok tatlı değil mi?

2. Matilda

Çok sevecekmişim gibi hissediyorum bu kitabı.

3. Alejandro Zambra-Ağaçların Özel Hayatı

İdefix'in bu yeni halinde -eski halinde var mıydı bilmiyorum- listeler var. Bu kitabı 2015 yılının en iyi 50 romanı listesinde gördüm. Liste için bir tık. Yazarın "Eve Dönmenin Yolları" kitabı internette çok paylaşıldı. Bu kitabın ismi de ayrı bi ilgimi çekti. Bakalım, gelsin okuyalım yorumlarımı paylaşırım.


challenge 29: Korkularınızdan bahseder misiniz?

haydi bakalııım. challenge sonun bi öncesi zorluyor bizi.

yüksekten korkuyorum. daha doğrusu yüksekten düşmekten korkarım ben.

galiba en büyük korkum delirmek.

aileme bişey olmasından çok korkarım. aniden alakasız bi saatte telefon çalınca ürperirim. hatta" bişey oldu dimi bak sen bana söylemiyorsun" şeklinde paranoyaya bağladığım da olur.

yaşlanmaktan ve çirkinleşmekten korkarım.

şu hayatta istediklerimi gerçekleştiremeden ölüp gitmekten korkarım.

gece tek başıma yürümekten korkarım. korkmayan var mı?




9 Mayıs 2016 Pazartesi

Challenge 28: En sevdiğin 3 müzik grubu?

Eskiye oranla daha az müzik dinlesem de ısrarla dinlediğim gruplar var. Birkaç yıl önce dinlemeye başladığım ve hatta şu an zil sesim de olan şarkının grubu birinci sırayı kapıyor.

1. Radio Tarifa


2. Beirut


Çok bilinmeyen, bir ara çok sevdiğim hala ara ara dinlediğim bir grupla noktalıyorum.

3. No Land



keyifle,
dolunay surat

8 Mayıs 2016 Pazar

Chalenge 27: Dağınık mısınızdır yoksa düzenli mi?

Ben düzenli bir tipimdir.

temsili düzenli masa

Ama sinir bozucu bir düzenlilik de değil bu. Dağınık, pis bir ortamda herhangi bir şey yapamıyorum ben. Önce evim/iş masam vs temiz ve düzenli olacak, ardından ben temiz olucam. ondan sonra ne yapacaksam yaparım genelde. 

Bazen bu durum sıkabiliyor ama bir dağıtma evresine giriyorum arada bir. O dönemde bulaşık ve çamaşırlar bir deve dönüşerek canlanıyorlarmış gibi hissediyorum. O koltuktan öbürüne kucağımda bilgisayar, yanıbaşımda abur-cuburlar, çay-soda ne varsa tüketiyorum. Sehpanın üzerinde yer kalmayınca bitenleri kaldırıp yerlerine yenilerini ekliyorum.

Önceki sorularda Terazi burcu olduğumu söylemiştim ya işte bu da bir denge. Her zaman ama her zaman düzenli (psikolojik olarak da) insanlar vardır hani. Her gün aksatmadan yemek yapar, çalışır, akşam sevdiği bir programı izler, evi her daim düzenlidir vs. İşte ben böyle değilim. Özüm düzenli ama dağınık olduğum zamanlardan da ayrı bi keyif alıyorum. 

işte böyle.

Hafta sonunun 2 filmi: Volver ve The VVitch

Sizlere iki güzel film önereceğim. Biri dram, diğeri korku. Henüz yeni bitmişken ilk olarak Volver'dan bahsetmek istiyorum.

Volver, Türkçe'ye Dönüş olarak çevrilmiş. Pedro Almodovar'ın yönetmenliğinde 2006 yılında çekilmiş 120 dakikalık filmin başrolünde Penelope Cruz oynuyor. Pedro Almodovar'ın Konuş Onunla filmini izlemiştim sadece. Bu film de hikayesi farklı olmasına rağmen benzer bir duygusallığa sokuyor sizi izlerken.

Film, aile ve arkadaşlık ilişkilerine odaklanıyor. Raimunda (P. Cruz) ve Soledad anne-babaları bir yangında vefat etmiş 30'lu yaşlarında iki kardeştir. Soledad, eşinden boşanmış, yalnız yaşayan ve evinde kuaförlük yapan genö bir kadındır. Raimunda, Paco isimli bir adamla evlidir ve Paula isminde 15-16 yaşlarında bir kızları vardır. Bir gün beklenmedik bir şey olur.


-spoiler- 
  Raimunda, işten eve geldiğinde kızı Paula'yı yolda kötü bir durumda bulur. Ne olduğunu bir türlü söylemeyen Paula'nın sıkıntısı eve girdiklerinde anlaşılır. Paco, yerde kanlar içinde yatmaktadır. Annesi yokken Paula'ya saldırmış ve tecavüz etmek istemiş, Paula da bıçaklayarak öldürmüştür onu. Sonradan Paco'nun zaten kızın öz babası olmadığını öğreniyoruz. 
-spoiler bitti-

İyi komşuluk ilişkileri dışında kardeşlerin hayatındaki diğer önemli kişi yaşlanmış ve bunamış Paula teyzeleridir. Ziyaret ettikleri günün ertesi günü vefat haberini alırlar. Soledad, cenazeye gittiğinde annesi ona görünür ve Sole eve dönerken bagaja saklanarak onunla birlikte evine gelir. Mahalle halkı annenin hayalet olduğuna inanırken, hikayenin aslında çok farklı olduğunu annenin ağzından öğreniriz.


Filmde erkeklere hemen hemen hiç yer verilmemiş. Kadınların duygusal hallerini çok iyi gözlemlemiş bir yönetmen olarak Almodovar, erkekleri kadınların hayatlarına zarar veren unsurlar olarak ele almış.

2006'da en iyi Goya film ödülünü, Cannes Film Festivali'nde en iyi senaryo, filmin 6 kadın oyuncusu birden en iyi kadın oyuncu ödülünü almakla birlikte film, Oscar Akademi Ödülleri'ne de aday gösterilmiş. 

Hafızalardan silinmeyecek oranda olmasa da keyifli, izlenilesi bir filmdi.

Gelelim diğer filme, The Witch.


Robert Eggers tarafından yönetilen film, 2015 yapımı ve süresi 93 dakika. Klasik bir hikayeyi oldukça sade ve farklı bir üslupla anlatıyor. Bir korku filmi olmasının yanında bir dönem filmi de aynı zamanda. 

17. yüzyılda geçen filmde Püriten bir ailenin yaşam şeklini görüyoruz. Çok katı ahlaki kuralları olan ve inançlarını her şeyin üzerinde tutan yoksul bir aile. William, eşi Katherine ve çocukları Thomasin, Caleb, ikizler Mercy ve Jonas ile bebek Samuel. Aile kasabadan uzak bir çiftlikte kendi hallerinde yaşamaktadır, kendi hayvanları vardır ve bir şekilde geçimlerini sağlarlar. 

Bir gün bahçede annesi Thomasin'den Samule ile ilgilenmesini ister. Kız, kardeşiyle bizim "ce-ee" şeklinde oynadığımız oyunu oynarken ve yüzünü bir kapatıp bir açarken bir anda bebek ortadan yok olur. Cadılığın ve cadı avının hakim olduğu o dönemde geçen filmde, girmenin yasak olduğu ormandaki bir cadı bebeği kaçırmış ve öldürerek kanını gençleşmek için kullanmıştır. Bu olaydan sonra Thomasin'in aile içindeki değeri azalır. İkizler başta olmak üzere annesi de kızı suçlar. 


Bir gün Caleb de Thomasin ile birlikte ormandayken ortadan kaybolur. Aile, gitgide Thomasin'in cadı olduğunu düşünmeye başlar. Thomasin ise ikizlerin şarkılar söyleyerek oynadığı "Black Philip" dedikleri keçinin aslında şeytan olduğunu ve keçi suretinde göründüğünü söyler. 


Öyle aman aman çok korkunç olmasa da sürükleyici ve izlenilesi bir film. 

keyifle, 
dolunay surat.

Challenge 26: Ziyaret etmek istediğiniz 10 yer?



1.İzlanda
Buzlar Ülkesi İzlanda’da Gezilecek Yerler: İzlanda Seyahat Rehberi

2. Roma

3. Londra

4. Tokyo

5.Tayland/Pai Adası

6.Kahire/Gize Piramitleri

7. Kars/Ani

8. Yeni Zelanda/Hobbit Köyü

9. Fas/Marakeş

10. Meksika


keyifle, 
dolunay surat.

6 Mayıs 2016 Cuma

Bu challenge bitecek o kadar!

Yoğunluktan yazamadım diyemeyeceğim, çünkü o kadar yoğun değildim. vakit ayıramadım bir türlü diyelim. neyse ki şimdi yazacağım. hemmen kaldığım yerden sorulara geçiyorum.

16. Hadi bize el yazınızı gösterin.



17.Burcunuz nedir? Sizinle uyumlu olan özellikleri?

Burcum Terazi. Tam bir Teraziyimdir. Nasıl mı? Terazi burcu isminden de anlaşılacağı üzere denge burcudur. Yani dengesi bozulduğu an bütün düzeni bozulur. Bu, her konuda böyledir. Aşk hayatı, iş hayatı, ev düzeni vs. Bunlar hem kendi içlerinde dengeli hem de birbirleriyle uyumlu olmalı, yoksa olmuyor. 

Sonra Terazi tamamen düzenli bir hayat istemez bundan sıkılır like me. Düzenli olarak işe gidip-gelme, sakinlik, durgunluk ve huzur gibi unsurları her ne kadar sevse ve istese de bu onu sıkar ve bir anda dağıtır. bu kadar düzen ona fazla gelir. aslında bu da yine dengeyle ilintili. iyi ve kötü- düzen ve dağınıklık arasında da bir denge tutturmalı.

Adaletin burcudur Terazi. Haksızlığa, eşitsizliğe tahammül edemez. Başkalarının haklarını savunmaya da pek meraklıdır. Yolda, otobüste haksızlığa uğrayan biri olduğu zaman müdahale etmemesi kaçınılmazdır neredeyse.

Gezegeni Venüs olan burcun kadınları çok zarif, güzel, uzun boylu, ince varlıklardır. Güzele ve güzelliğe meraklıdırlar. Estetik her şey çok hoşuma gider benim de. Orantısız şeyler ise iter.

Kibarız, düşünceliyiz, iyi niyetliyiz daha ne olsun arkadaşım!

18. Katıldığınız ilk konser hangisiydi?

Hiç hatırlamıyorum desem. Aklımda kalan İzmir fuarda ailemle bi çay bahçesinde oturduğumuz ve Nadide Sultan'ı gördüğümüz. Ama yolda mı gördük konsere mi gelmişti onu bilemiyorum. Temennim konsere gitmemiş olmamız tabi ki. Ailem bize bunu yapmış olamaz!

19. Satın aldığınız son giysilerle birlikte bir fotoğrafınızı paylaşır mısınız?

Şu anda okuldayım. Unutmazsam eve gidince eklerim  fotoğraf.

20. Günün birinde nereyi ziyaret etmek ya da nerede yaşamak isterdiniz?

Tabii ki İzlanda. O kadar istiyorum o kadar istiyorum ki. Yıllardır hayalim oraya gitmek. Kuzey ülkeleri genel olarak en çok ziyaret etmek istediğim yerler.

Buzdan Hayaller filmini izlememle İzlanda aşkım başladı. Umarım çok yakında giderim.

21. Sizi güldüren 5 kelime ya da söz öbeğini listeler misiniz?

Aklıma hiçbir şey gelmedi şu an. :(

22.Sahip olduğunuz en kıymetli şey nedir? Neden kıymetli?

Annem ve ablam. Onlar benim her bişeyciklerim çünkü. Beni karşılıksız seven ve her koşulda iyiliğimi isteyen insanlar. 

Bunun dışında içimdeki yeni şeyler yapma isteği ve hayallerim de çok kıymetli çünkü onlar beni hayatta tutuyor.

23. Yaparken heyecan duyduğunuz bir şeyden bahseder misiniz?

Hızlı bisiklet sürmek. Dikkat edin yalnız bisiklet sürmek  de çok keyifli ancak ben hızlı sürmekten bahsediyorum. Boş ve güvenli bir alanda tabi. Düz bir zemin ve güzel bir bisiklet verin ben de özgürlük diye bağırarak hıphızlı bisiklet süreyim. Müthiş bir heyecan!

24. Şu an okumakta olduğunuz ya da son okuduğunuz kitap nedir?

Şu anda Hermann Broch'un Büyülenme isimli kitabını okuyorum. Henüz kitabın başlarında olmama rağmen kitap konusu itibariyle çok sardı. Marius Ratti isimli bir adamın bir köye gelerek insanların düşüncelerini değiştirmeye başlamasını konu ediyor. Kitap, bir doktorun ağzında anlatılıyor. Daha şimdiden, doğaya ve insana dair çok güzel bir anlatımla karşılaştım. İlerleyen bölümlerini merak ediyorum.

25. Favori Disney karakteriniz hangisi neden?

Sanırım Rapunzel. Tangled filmini izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

Challenge'ı yakaladım yine (:

keyifle,
dolunay surat.

26 Nisan 2016 Salı

Challenge 10, 11, 12, 13, 14 (tatil molasından dolayı gecikmeli yazı)

Herkeşlere miriba. İşten geldiğimden beri hala yemek yemedim, çay içtim. Yemek sipariş etmişken ve onu beklerken geciktirdiğim günleri yazıcam. Hazır mıyız? Hadi bakalım.

4-5 gündür İstanbul'da ablamın yanındaydım. Öyle güzeldi ki (dönüş hariç,çünkü Anadolu Jet'in saçmalıkları yüzünden pazar günkü uçağa binemedim. neymiş efenim siz bagajınız olmamasına, check-in'ninizi yapmış olmanıza rağmen uçuşa 45 dakika kala biletinizi almazsanız uçağa binemiyorsunuz. ancak bir de şöyle bir durum var. ben bulunduğum şehirden İstanbul'a giderken check-in yapmamama rağmen ve uçuşa 35 dakika kala havaalanında olmama rağmen sorunsuz uçtum. şehre göre değişiyor demek ki bu saçma uygulama. neyse sonra pazartesi sabah 5.15'e bilet aldım. saat 1'deki havaşla havaalanına gelip yaklaşık 4 saat uykusuz bekledim. çok zordu, çok.).

Dönüş saçmalıkları dışında ablamın güzel evinde vakit geçirdim. İlk gittiğim gün ablam işteyken tek başıma Kadıköy ve Moda'da güzel güzel gezindim. Moda Çay Parkı'nı çok seviyorum ben. Nerdeyse her gün oraya gidip bol bol çiğdem çitledim, çay içtim. Denizi seyrettim, insanları izledim. Sonra arkadaşlarımla görüştüm. Çok güzeldi. Ha, bir de ablamın kedisi Kekik hanımla oynadım çokça. Kızgınlık döneminde olduğundan hiç kaçmadı, mıncırdım da mıncırdım. Normalde hiç kucağa bile gelmez. Böylesine güzeldi işte İstanbul yolculuğum. Son not olarak size bir güzel cafe önereyim. Naan Bakeshop. Moda'da. Ekmeklerini kendileri yapıyorlar ve çok leziz sandviçler, kekler, türlü türlü şeyleri var.

Evet, hala bu yazıyı okuyorsanız sorulara geliyorum. Çok sıkmadım umarım (:

10 ve 11: Güçlü ve zayıf yönler?

Güçlü yönlerim hmm...

sanırım en güçlü yönüm çok iyi niyetli olmam. bi de mükemmeliyetçiyim.

şaka şaka! ikincisi doğru ama onu kötü yöne eklicem. az sonra...

güvenilir biri olmam sanırım en güçlü yönüm. her türlü sır saklanır, her türlü kuyuya en güçlü halatımla inebilir, ağlarken burnunuzu tişörtüme silebilirsiniz (:

bir de hiç kıskanç değilim diyemem. ancak sevdiğim insanlar iyi şeyler yaptığında hasetlenmem aksine bu bana ilham verir. bu yönümü gerçekten çok seviyorum. etrafımda (iş) o kadar çok hasetli tip var ki. bir şey anlatıyorsunuz mesela, çok basit bişey. sevdiğiniz yeni bir krem, gittiğiniz güzel bir mekan vs. hep bir bok atma "ay, ben onu hiç sevmemiştiiieeem, ay o kafe mi ııööö" şeklinde garip tepkiler. böyle biri olmadığım için çok mutluyum. tabi bunlar hep kendine güvenle ilgili.

sonra ımmm. bakalım başka ne var. espirili ve hoşsohbet biri olduğumu düşünüyorum. kafama göre biriyse bir de karşımdaki oh değmeyin keyfime.

gelelim zayıf yönlere.. bu konuda çok düşünmeme gerek yok (:

kendimize karşı nasıl acımasızız dimi. konu kendimizi eleştirmek olunca açarız ağzımızı yumarız gözümüzü. ve açıyorum ağzımı...

bi kere ben saçma mükemmeliyetçi bir tipim. ama mükemmeliyetçilik sandığınız gibi elinizdeki bir işi en iyi, en güzel şekliyle yapmak/yapabilmek değil, bu tavrınızdan ötürü kendinize çok yüklendiğiniz için o işi sürekli ertelemek ve sonunda umursamaz biriyle aynı kalitede belki daha da kötü bir iş ortaya çıkarmak demek. değiştirmeye çalışıyorum bu yönümü.

sonracığıma, bi süredir edindiğim zayıf bir yönüm ise kontrolcülük. bu da aslında mükemmliyeçiliğin uzantısı bir şey. yapacağınızı bir işi önceden tasarlamak kafanızda. bu yavaş yavaş bütün bir hayatınıza yayılan bir durum. diyelim uyandım. şimdi bugün önce şunu yaparım, sonra bunu sonra öbürünü ooh. her şeyi yapmadan düşünmek çok yorucu. bunu düzeltmek için aniden bişeyler yapmaya çalışıyorum artık. hiç düşünmeden.


gelelim diğer soruya.

12: İlk arabanız neydi? Peki ya şu anda kullandığınız araç?

Arabam yok. Ehliyetim de. Toplu taşıma ve ayaklarım benim araçlarım. Yürümeyi çok severim.

13: Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?


Nazım Hikmet, en sevdiğim şairlerden biri.

"Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman
Bana sorarsanız on senesi ömrümün"


                                                        Atilla İlhan- Emperyal Oteli


"emperyal otelinde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu"




"Üstü Kalsın" oyununu izlediğim için şanslıyım sanırım. Hakan Gerçek nasıl güzel okudu Cemal Süreya'nın şiirlerini. En güzeli de bu, en sevdiğim: Üvercinka.



15: Favori mevsiminiz hangisi? Neden?

Favori mevsimim sonbahar. Çünkü, yeni bir dönemin başlaması, okulların açılması, kitap- defterlerin ortaya çıkması, sokakta üşümeler, ince hırkalar.  seviyorum işte sonbaharı.


sevgiyle,
dolunay surat 





20 Nisan 2016 Çarşamba

Challenge 9: Hangi alanda iyi olmak isterdiniz?

Bu challenge çok keyifli olmaya başladı. Sorular düşündürüyor ve cevaplarken kendimizi de sorguluyoruz.

Çok güzel bir üniversite hayatı geçirdim. Her şey dolu doluydu. 4 yıllık üniversite hayatımda yaptığım ve belki hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri tiyatro kulübüne katılmaktı. Kendimi keşfettiğim, harika dostluklar kurduğum,tiyatroyu ve oyunculuğu öğrendiğim/deneyimlediğim bir süreçti.

 Oyunculuk öyle bir şey ki, olmadığınız bambaşka insanlar olabilir, başka bir insanın nasıl olabileceği üzerine düşünebilirsiniz. Belki bir katil, belki çocuğunu kaybetmiş bir anne, genç bir aşık, hayata dair umutlarını kaybetmiş yaşlı bir insan vs.

Bunun mesleğim olmasını da çok isterdim. Kendimi oyunculukta geliştirip iyi bir oyuncu olmayı, tiyatroyu hayatımın merkezine yerleştirmeyi  çok isterdim.


Challenge 8: Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?

Hayvanlarla oynarken çok gülerim. Jeton'un hareketlerine çok gülerdim eskiden. Kedilerin kendi kendilerine özellikle kuyruklarıyla dövüşmeleri çok komik oluyor.



Çok güldüğüm arkadaşlarım var. Ben de çok espiriliyimdir kendimi övmek gibi olmasın ama. En kıl durumda bile gülünecek bir şey bulurum. Kendimle dalga da geçerim ve bununla çok eğlenirim. Özellikle ablamla çok güleriz. Geyik yapmak çok keyifli bir şey. Bir kere başlayınca durulmuyor (:

Annem de komik kadındır. Bir gün yolda giderken karşıdan bir kadın geliyor. Annem kadına "iyiyim, sen napıyon" dedi. Döndüm "anne, kadın sana bişey sormadı ki" dedim. Çok gülerim hep bu anıya.

İnternet geyiklerine çok gülüyorum bir de. Saçma şeylere de çok gülerim. İğrenç espirilere falan. "off çok saçma deyip deyip gülerim" iğrenç espirilere meraklı bir arkadaşım var. o, sürekli kahkalarla telefondan bir şeyler gösterir "şuna bak şuna hahaha" diye. onlardan bazılarını paylaşıcam.




Şuna çok gülmüştüm bir de :

Hep gülelim (: 

Keyifle,
Dolunay Surat

18 Nisan 2016 Pazartesi

Ben de varım challenge'ta heheyt!

Canım ablam Mutlu Keçi'nin bloğundaki yeni yazısından gördüm Saçaklı'nın meydan okumasını. Ve ben de katılmaya karar verdim. Bu ilk challenge deneyimim. Heyyo. Heyecanlıyım!

Hemmen sorulara geçiyorum.

1. Müzik listenizdeki ilk 10 şarkı nedir?

Çok karışık bir müzik zevkim var. Arabesk de severim jazz da. Ruh halime göre değişiyor. Şimdi son zamanlarda en çok dinlediğim 10 şarkıyı paylaşıcam.

1. Simon&Garfunkel- Bookends
2. Radio Tarifa-Nina
3. Eleni Karaindrou- The Weeping Meadow
4. Paola Nutini- These Streets
5. Hüsnü Arkan-Kırık Hava
6. Ceylan Etem- Kaçıncı Yarın
7. Şebnem Ferah- Durma
8. About Time- How Long Will I Love You
9. Eddie Vedder- Society
10. The Smiths- Please, Please, Please Let Me Get What I Want

2. Göbek adınız nedir? Sizin için önemini anlatabilir misiniz?

Annem çocukken göbek adımın babannemin ismi olan Zülfiye olduğunu söylerdi. Ama ben hala buna inanmak istemiyorum.

3. Cüzdanınızda neler olduğunu bizimle paylaşın.

Bi an "bu ne biçim soru arkadaş" diye aklımdan geçmedi değil. Cüzdanımda para, kartlar (ayıklanmayı bekleyen oradan buradan bir sürü kart), benim için zamanında çok değerli olan birinin bir zamanlar yazdığı minik bir not, vesikalık fotoğraflar ve nüfus cüzdanım var.

4. Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız? Neden?

Sanırım ablam olmadan yaşayamam. İnsan her durumda ne olursa olsun yaşar mantığı pek bana göre değil. Bilmiyorum. Ama en çok sevgisiz yaşayamam. Hayatımda bana aşık olan biri yoksa hayat vasat sanki. Aşık Veysel'e sormuşlar neden böyle mutsuzsun diye, "Ne ben birine aşığım ne de biri bana aşık." demiş. Ya da Gülten Akın'dan "Bir büyük oyun yaşamak dediğin/ Beni ya sevmeli ya öldürmeli" de olabilir hislerime tercüman olan cümleler.

5. Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı?

Postcrossing aracılığı ile gelen kartları biriktiriyorum. Bilmeyen varsa şöyle bir yazı yazmıştım postcrossing ile ilgili. Çok keyifli bir arşiv oluyor zamanla.

6. Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?

Eskiden olsa kedi derdim ancak yaklaşık 4-5 ay önce kedim Jeton evden kaçtığından beridir kedi sahiplenmek istemiyorum artık. Ama bir kere bir hayvanla aynı evde yaşamaya alışınca insan yine istiyor. Onun hareketleri, varlığı, uyuması bile inanılmaz bir güven ve huzur veriyor insana. Köpek sahiplenmeyi çpk isterdim/istiyorum ama bir apartman dairesinde yaşadığımdan mütevellit sahiplenemiyorum komşuları rahatsız etmeyeyim diye :(

7. Yatarken ne giyersiniz?

Uyurken olabildiğince rahat ve varlığını az hissedeceğim yumuşak pijamalar giyiyorum.

Artık günü gününe challenge'a devam edicem.

Keyifle,
Dolunay Surat.

12 Nisan 2016 Salı

Erin Brockovich filmini izlediniz mi?

Türkçeye "Tatlı Bela" olarak çevrilmiş. Çevrilmemiş aslında çünkü filmin adı baş karakterin ismi. Tatlı Bela denmiş. Garip. Sanırım böyle daha ilgi çekici oluyor.
Bu isim, Erin Brockovich'i yansıtmıyor da değil hani. Julia Roberts başrolde. Hep çok sevimli bulurum bu kadını.

Filmde 3 çocuk annesi ve bekar Erin'in bir gün bir avukatın yanında tabiri caizse "zorla" çalışmaya başlamasını ve akabinde gelişen olayları izliyoruz.

Bir gün Erin bir dosyayı incelemeye başlıyor ve  bazı garip durumlarla karşılaşıyor. Gayrimenkul dosyasındaki tıbbi kayıtların peşine düşen Erin halkın kullandığı suyun kirli olduğunu ve insanların yakalandıkları hastalıkların bundan kaynaklandığını ortaya çıkarıyor.

Filmde Spotlight tadında bir sürükleyicilik var. Erin'in peşinden şimdi ne olacak diye gidiyoruz.


Umarım siz de seversiniz.





Keyifle.
Dolunay Surat.

8 Nisan 2016 Cuma

Kırmızı Saçlı Kadın

Orhan Pamuk, hep okumak istediğim ama bir türlü nereden başlayacağımı bilemediğim bir yazardı. 'Yeni Hayat' romanına başlayıp yarıda bırakmıştım birkaç yıl önce. Sonrasında yeni kitapları çıktı yazarın, çok konu edildi sosyal medyada ben hala beklemedeydim. Bu son kitabı yakaladı beni bir yerden. Belki kapağı, belki ismi bilmiyorum. Aldım okudum bir çırpıda.
Pamuk'un dilini çok bilmiyorum genel bir değerlendirme yapamayacağım ancak Kırmızı Saçlı Kadın hakkında söyleyeceklerim var elbet.

Kitabın baş karakteri Cem. Onun ağzından dinliyoruz hikayesini. Cem, yazar olmak isteyen yazları bir kitapçıda çalışan genç bir çocuk. Masallara, efsanelere meraklı. Üniversite sınavlarına hazırlanmak için para biriktirmek istiyor. Bir gün yolu kuyucu Mahmut ustayla kesişiyor. Mahmut ustanın çırakları işi bırakınca, usta Cem'in de ilgisini görünce, "gel çalış benimle diyor."

Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm, Cem'in Mahmut ustayla her gün güneş altında çalışması, yorgunluğunu ağaç altında dinlenerek geçirmesi ve bu esnada birbirlerine anlattıkları hikayelerle geçiyor. Her geçen gün Cem, Mahmut ustayı biraz daha baba yerine koyuyor. Mahmut ustanın kendisiyle ilgilenmesi, babasının aksine  ustanın onun fikirlerini önemsemesi çok hoşuna gidiyor.

"...Kafam bu düşüncelerle aylakça meşgulken burnuma Mahmut Usta'nın yaktığı sigaranın hoş kokusu gelir, uzaktaki askeriyede akşam içtimasında "Sağ ol!.. Sağ ol!.." diye bağıran erleri ve bir arının vızıltısını işiterek bu dünyaya tanıklık etmenin, yaşamanın ne tuhaf bir şey olduğunu aklımdan geçirirdim."

Hikayenin geçtiği Öngören kasabasına gelen bir tiyatro kumpanyasında Kırmızı Saçlı Kadın ile tanışıyor Cem. Hikaye heyecanlanmaya başlıyor bu noktadan sonra. Kendisinden yaşça büyük ama garip bir sevecenliği olan bu kadın yavaş yavaş Cem'in tutkusu haline dönüşüyor.

Roman, iki önemli hikayenin temeli üzerinden ilerliyor. Bir savaşta karşı karşıya gelen, oğlunu öldüren Rüstem ile Sührab ve annesiyle yatan, bilmeden babasını öldüren Kral Oidipus.

Bir gün hiç beklenmedik bir şey oluyor  ve efsaneler gitgide gerçeğe dönüşmeye başlıyor. Roman biraz da efsanelerin ve geçmiş hikayelerin aslında hayatımıza ne kadar sirayet ettiğinin ve bir şekilde günümüzde de devam ettiğinin yorumu gibi.

Kitabın ikinci bölümü Cem'in büyümesi, evlenmesi, "Sührab" isimli bir şirketin sahibi olması ve geçmişinde yaşadığı o olayın bir gün karşısına çıkmasını konu ediyor. Üçüncü bölümde ise Kırmızı Saçlı Kadın'ın ağzından hikayenin özünü ve sonunu dinliyoruz.

İlk kez kuyuculuğu konu edinen bir roman okudum ve unutulan bu mesleğin aslında ne kadar titiz bir çalışma gerektiren ve sabır isteyen bir meslek olduğunu gördüm.

Hikayenin bazı noktalarında yeşilçamvari bir tat var. Sonunu biliyorsunuz ama büyük bir merakla okumaya devam ediyorsunuz.

Keyifle.
Dolunay Surat.


5 Nisan 2016 Salı

BU SEFER GERÇEKTEN DÖNDÜM!

Herkese merhaba. Hala buraya girip bakan birileri olduğunu görmek güzel.

Ben bir süredir yoğun bir şekilde çalıştığım seminerimi teslim ettim. Birkaç gündür de aylaklık yapıyorum. Dizi-film-kitap modundayım.

Sıra sıra yazılar gelecek. Yarından itibaren baş-lı-yo-rum.

not: işten gelince çok yorgun oluyorum nedense ve kolum kalkmıyor özellikle yemekten sonra. neden neden ve bu nasıl düzelecek?


7 Ocak 2016 Perşembe

sherlock


Yoğun ders çalışmalarımdan ötürü hala izleyemedim.

Meraktan ölüyorum desem!