15 Mayıs 2016 Pazar

Hafta sonu filmleri: Inside Lyewyn Davis ve Frances Ha

Öncelikle çok mutluyum. Çünkü sevgili 2 Balık 1 Kedi'nin şu tatlış çekilişinin talihlisi ben olmuşum. Yuppi yuppi!

Bugün gündüz saat 5'e kadar film+internette takılmacalar ile geçti. Sonra biraz çıkıp yürüdüm. Parkta oturup kitap okudum. Dönüşte market alışverişi yaptım. Eve gelince biraz evi süpürüp, yerleri sildim. Epey de bulaşık vardı onları da çıkardım aradan. Şimdi Kimyon hanımla -my new cat- oturuyoruz salonda. O dibimde uyuyor. Bir de bu aralar snapchat'e üye oldum, eğleniyorum.

İnternetim epey yavaş. Bugün ttnet'i aradım bakalım düzelecek mi uğraşıyorlar. Film izleyemiyorum hiçbir şekilde çünkü hiç dolmuyor. O sebeple dün akşam çok istememe rağmen Colonia filmini izleyemedik. Sonunda pes ettik ve elimizdeki Dvd'lerden Inside Lyweyn Davis filmini seçtik. İyiki de izlemişiz.

Türkçeye Sen Şarkılarını Söyle diye çevrilmiş. Joel-Ethan Coen Kardeşlerin yazıp yönettiği film 2013 yapımı. Süresi 105 dakika. Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül'ü almış.


Film, epey kasvetli bir atmosferde geçiyor. Denizciliği bırakıp müziği hayatının merkezine koyan Llewyn Davis'in hayatından bir haftayı izliyoruz. 1961 yılında sokaklarda sırtında gitarıyla gezen bir folk müzisyeninin hikayesi. Her gün birilerinin evinde kalarak, otostop çekerek yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

Filmin başlangıcında Llewyn'in evinde kaldığı ailenin kedisinin evden kaçışı ve film boyunca süren kedi metaforu da önemli bir parçasıydı filmin.  Kucağında kediyle o metrodan indi öbürüne bindi Davis insanların garip bakışları arasında.


Filmin en güzel yanı o güzel müzikleriydi. Hele benim gibi folk müziği çok seven biri için inanılmaz keyifliydi diyebilirim.

Filmde en sevdiğim sahne ise bir yemekte Davis'e şarkı söylemesi için ısrar etmeleri, onun kırmayarak söylemesi ve bu esnada kadınlardan birinin ona eşlik etmeye başlamasıyla Davis'in çok sinirlenerek kalkıp gitmesiydi. "Ben bu işten para kazanıyorum.Kalkıp sizin saçma sapan işleriniz hakkında size sorular sormuyorum" sözleriydi.

hang me, oh hang me


Bugünün filmi ise Frances Ha idi. Bu filme tek kelimeyle ba-yıl-dım! Nasıl güzeldi nasıl. Frances karakterini çok sevdim. Ben böyle filmleri çok seviyorum. Aslında iki filmin ortak bir yönü var. Şöyle: Frances Ha filmi de Inside Llewyn Davis filmi de istediği yere bir türlü gelemeyen, hayalleri olan ve avare avare sokaklarda gezinen, hayatın kendisini savurmasına izin veren karakterlerin öyküsü.


Frances Ha, Noah Baumbach tarafından yönetilen 2013 yapımı 1 saat 26 dakikalık bir film.

Frances, 27 yaşında. Bir dans topluluğunda yardımcılık yapıyor ve isteği bu şirketin daimi bir parçası olmak. Epey eğlenceli bir karakter. Çok doğal. En yakın arkadaşı ev arkadaşı da olan Sophie. Öyle güzel bir arkadaşlıkları var ki. Filmi izlerken aklıma hep canım dostum M. geldi. Her türlü çılgınlığı yapan, sokaklarda dans eden, eve gelip birlikte yemekler yapıp sohbetler eden iki iyi dost. Sophie bir gün sevdiği bir mahallede Lisa isimli başka bir kızla eve çıkmak istiyor ve işler değişiyor. Burada Sophie çok ayıp etti çok.



Bu olaydan sonra Frances de o evden ayrılır ve yine iki iyi arkadaş olan Benji ve Lev'in yanına taşınır. Lev bilin bakalım kim? Adam Driver. Girls'teki Adam.Çok beğeniyorum bu adamı da. Benji'yle çok iyi anlaşır Frances. Birlikte filmler izleyip sohbetler ederler. 

işte Benji. Onun için Frances=undateable

Sophie, nişanlanır. Frances bir ara Tokyo'ya gider. Herkes bir şekilde hayatta yolunu bulmaya çalışır. Filmdeki en sevdiğim şey hiçbir şeyin mükemmel olmaması ve iyi olanın bu olması hatta epey eğlenceli olmasıydı. Frances'in şu sözü de bunu kanıtlıyor sanırım.




keyifle,
 dolunay surat.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder