27 Ocak 2014 Pazartesi

Kitapları yarıda bırakmalı mı bırakmamalı mı?

Önceden bu konuya yaklaşımı katı olan ben yavaş yavaş yumuşamaya başladım.

Bu konuda 2 grup var elimizde. Bir kere başlanmış kitabı ne olursa olsun bitirme taraftarı olanlar ve sıkılınca bırakabilenler. Ben ilk grupta oldum hep. Çok nadir o anki ruh halime hiç uymayan bir kitap olduğunda yarım bırakmışımdır.

Bu aralar da elimde evirip çevirdiğim, zorla okumaya çalıştığım Mahur Beste var. Bir türlü ilerlemiyor kitap, ben de zorla alıp birkaç parça okuyup geri bırakıyorum. "Olsun, yine de okuyup bitirmeliyim." diyorum.
Tabii bunda bir önceki okuduğum kitabın sürükleyiciliğinin de etkisi var. Bir de epey Osmanlıca kelimeler içerdiğinden yoruyor bir noktadan sonra.

Belki farklı bir zaman diliminde başlasaydım daha farklı düşünürdüm bilmiyorum. Özetle bazen bazı kitaplarla olmuyor, olamıyor. Tat almadan, sırf yarım bırakmamak adına okumak da pek kimseye faydası olmayan bir durum. 

Böyle olunca çok zorlamamak başka bir kitaba başlamak gerek diye düşünüyorum artık. 
Ben yine de bitirme alışkanlığımdan kolay kolay vazgeçemem tabi ama en azından bu kitabı bırakmakla başlayabilirim.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Korku kitapları listesi

Birkaç yazımda korku türünü ne kadar sevdiğimden bahsetmiştim. Goodreads'de listeler arasında dolanırken böyle bir liste buldum. Aralarından seçtiğim bazılarını paylaşıcam sizlerle. Hem yeni korku kitapları almak istediğimde buradan bakabilirim sanırım.

Korku türü tam kış mevsimine yakışır bir tür bence. Sıcak yorganın altında hem korkarak hem daha da merak ederek okuduğumuz kitaplar. Çok keyifli.

Benim seçtiklerim şöyle :


  1. The Shining- Stephen King
  2. The Exorcist- William Peter Blatty
  3. Coma- Robin Cook
  4. Whispers- Dean Koontz
  5. The Black Cat- Edgar Allan Poe
  6. The Alienist- Caleb Carr
  7. The Scare- Robert Shaw
  8. School  Colors Day- Alshia Delores Moyez
  9. The Witches of Barrow Wood- Kenneth Balfour
  10. Necronomicon: The Best Weird Tales- Howard Phillips Lovecraft

Listenin tamamı ise şurada: best horror novels

Manhattan


:)

12 Ocak 2014 Pazar

Hart of Dixie dizisine dair ilk izlenimler


Bu aralar yeni yeni dizilere başlıyorum. Kimini pek sevemeyip yarım bırakıyorum kimine de devam ediyorum. Hart of Dixie de yeni başladıklarımdan biri. Romantik-komedi tadında. Başrolde Rachel Bilson var.

New York'lu Zoe Hart genç ve güzel bir doktor. Kalp cerrahisi üzerine uzmanlaşmak istiyor ancak başvurduğu yerlerden olumlu bir dönüş alamıyor. Mezuniyet töreninde kendisine Alabama'da iş teklif eden yaşlıca bir doktorun teklifini düşünüyor ve oraya taşınıyor. Gittiğinde öğreniyor ki bu doktor kendisine kliniğini bırakmış ve de ölmüş. Yavaş yavaş oraya alışmaya başlıyor, nişanlı genç bir avukattan hoşlanmaya başlıyor.

Şimdilik böyle. Ben de daha az izledim  ve sevdim. Geçiş dönemleri için birebir ve mutlu hissettiren bir dizi.

Bi bakın derim.

Mutlu eden filmler listesi

'Feel-Good Movies' olarak bilinen filmlerden bahsediyorum. Kimi sinemaseverler bu tarz filmleri pek sevmese ve gerçekçi bulmasa da ben sevenler arasındayım. İzlediğimiz her şey çok derin bir anlamı olan filmler olmak zorunda değil bence, yalnızca o andan keyif almak için de izleyebiliriz.

Böyle filmler bende epey işe yarıyor açıkçası, mutlu oluyorum izledikçe. Blogda da böyle bir liste yapmak istedim, mutlaka faydalananlar olur. Listeyi karışık yaptım herhangi bir sıralama yok yani. Genellikle benim sevdiğim filmlerden oluşuyor, ancak imdb'den bazı listelerden aldığım filmler de var.

Sizin de eklemek istediğiniz filmler olursa yorum bırakabilirsiniz.

İşte benim listem :


  1. Matilda
  2. Grease
  3. Legally Blonde I-II ( Bu Nasıl Sarışın? )
  4. Finding Nemo ( Kayıp Balık Nemo )
  5. Just Like Heaven ( Cennet Gibi )
  6. The Princes Diaries I-II ( Acemi Prenses)
  7. Just My Lucke ( Şansa Bak )
  8. 500 Days of Summer ( Aşkın 500 Günü )
  9. Flipped ( İlk Aşk )
  10. Submarine ( Denizaltı )
  11. Amélie 
  12. Mean Girls ( Kötü Kızlar )
  13. Whatever Works (Kim Kiminle Nerede? ) ( Bütün Woody Allen filmleri de diyebiliriz. )
  14. Juno
  15. Şahane Misafir
  16. An Education ( Aşk Dersi )
  17. Serendipity ( Tesadüf )
  18. The Holiday ( Tatil )
  19. Harry Potter filmleri
  20. Big Fish ( Büyük Balık )
  21. When Harry Met Sally ( Harry ile Sally Tanışınca )
  22. 50 First Dates ( 50 İlk Öpücük )
  23. Im Juli ( Temmuz'da )
  24. Dead Poets Society ( Ölü Ozanlar Derneği )
  25. Spirited Away ( Ruhların Kaçışı )
  26. Bridget Jones's Diary ( Bridget Jones' un Günlüğü )

11 Ocak 2014 Cumartesi

Goodreads'e geri döndüm.

Bir ara kapatmayı düşünüyordum Goodreads'i, çünkü kullanmıyordum. Bazen heves ediyorum böyle üyelikler için sonra unutuyorum, vakit ayıramıyorum. Şimdi daha etkin olucam gibi sanki yani umarım. :)

Takip edin beni, yalnız bırakmayın olur mu.

İşte burada da hesabım: usagi

Büyücü- John Fowles


John Fowles'ın okuduğum ilk romanı Büyücü. Epey sürükleyici ve gizemli bir roman, elimden bırakamadım.
En iyi 20. yüzyıl romanları sıralamasında 93. sıradaymış kitap. John Fowles ilk kez Tanrı Oyunu ismiyle yazmaya başlamış romanı 1950'lerde. Kitap ilk kez 1966'da yayımlanmış.Ben Ayrıntı yayınlarının basımını okudum. Biraz da konusundan bahsetmek istiyorum.

 Nicholas Urfe isminde Oxford mezunu, 25 yaşlarında genç bir adam İngiltere'de bir partide Avustralya'lı Alison Kelly'le tanışıyor ve bir ilişkileri başlıyor, zamanla Nicholas hem ilişkisinin ciddileşmesinden hem de oradaki yaşamından sıkılıp Yunanistan'daki Phraxos adasına İngilizce öğretmeni olarak gidiyor. Oradan da zamanla sıkılmaya başlıyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor. Bir gün epey zengin biri olan Maurice Conchis'le tanışıyor ve onun psikolojik oyunlarına dahil olmaya başlıyor. 

Nicholas tam da çağının adamı. Yarı-entelektüel, gündelik yaşamın getirilerinden çabuk sıkılan, kendini edebiyatın ya da şiirin içine dahil etmiş biri, şiirler yazıyor, şair olma hayalleri kuruyor. Conchis'le tanıştığı zaman tam da şiirlerinin ne kadar kötü olduğunu fark ettiği ve hayalleriyle gerçeğin örtüşmediği bir zamana denk düşüyor.

Conchis ile ilgili bilinen en önemli şey ise 2. Dünya savaşı sırasında Almanlara yardım ettiği ve köy halkı tarafından pek sevilmediği. Diğer her şey belli-belirsiz gerçekliği kesin olmayan şeyler. Conchis'in etrafındaki oluşturulan bütün psikolojik oyunlara dahil olan karakterlerle ilgili de aynı şey geçerli, aynı bilinmemezlik ve belirsizlik.

Kitap baştan sona psikolojik bir oyun gibi. Yazar öyle bir noktaya getiriyor ki sizi neyin gerçek neyin hayal olduğunu anlayamıyorsunuz, gerçek sandığınız her şey yerle bir oluyor. Nicholas da tanıştırıldığı insanlar, yaşadığı aşk ve diğer bütün oyunlarla akıl sağlığından bile şüphe eder hale geliyor. Hem içine dahil olmak için her şeyi yapabileceği hem de anlayamadığı durumlardan ötürü öfkeli bir ruh haline bürünüyor zamanla. 

Romanı okurken sonunda çok önemli ve büyük bir gerçekliğe ulaşacağınızı düşünüyorsunuz. Yazar ise sonu okuyucuya bırakmış. İki ayrı son var gerçeklik ya da bilinmezlik, sizin yorumladığınız diğer son. John Fowles gerçek sonun ne olduğuna dair birçok mektup almış okuyucularından ancak yine de sonu okuyucuya bırakmış.

Kitapta Shakespeare'in Fırtına oyununa bol bol göndermeler var bir de mitolojik ögelere.

Kitabın bir de filmi çekilmiş 1968 yılında ancak uyarlama başarısız bulunmuş. Woody Allen filmle ilgili "Eğer dünyaya bir daha gelseydim Büyücü'yü izlemek dışında her şeyi aynı yapardım." demiş. Ben yine de izlemek istiyorum. 

Kısacası Büyücü herkes için diyemem belki ama birçok kişi için elden düşmeyecek, müthiş bir kurgusu olan bir kitap. Benim gibi ilk kez John Fowles okumaya başlayacaklar için de ideal bir seçim.








Yeni bir şeyler.

Blog tasarımını değiştirmek bir süredir aklımdaydı. Son zamanlarda biraz fazla renkli gelmeye başlamıştı gözüme. Şimdi daha sade oldu, ben daha çok sevdim bu halini.

Önümüzdeki günlerde bloga daha çok vakit ayıracağım sanırım. Hem özledim. Gelsin yeni yeni yazılar!

Ben bu aralar biraz sıkkınım. Daha doğrusu kararsızım. Verdiğim kararları sorguluyorum biraz da. Böyle bir süreç. Zamanımı bloga ve bol bol kitap okumaya ayırıcam gibi görünüyor.

Umarım sizin hayatınız rengarenktir. En azından kararlı-kararsız değilsinizdir benim gibi.