29 Aralık 2015 Salı

2015'e elveda, 2016'ya merhaba!

2015 yılı nasıl geçti?


  • Yüksek lisansta tez dönemine geçtim.

  • Penceremdeki çiçeklerle adım adım hayatıma biri girdi. 

  • Çocukluk arkadaşımı kaybettik.

  • Evimi yeniden dekore ettim.

  • Hemen hemen 2 yıldır yaşadığım bu şehirden gitmeye karar verdim bu yıl.

  • 2014 Aralık ayında sahiplendiğim kedim Jeton geçtiğimiz aylarda evden kaçtı ve bir daha da dönmedi.

  • Goodreads 50 kitap hedefimin gerisinde kalıp 50 yerine 16 kitap okumuşum. En sevdiğim kitap Semerkant oldu okuduklarım arasında.

  • Epey güzel filmler izledim bu yıl. Dizi konusunda da epey verimliydi. Outlander, Downton Abbey, My Mad Fat Diary, Mildred Pierce vs.

  • Bu yılda en çok Simon and Garfunkel-Sound of Silence şarkısını dinledim.

2016'ya günler kala heyecanlıyım. Hem yeni yıl geldiği için hem de ta taaam Ukrayna'ya gidiyoruz, Lviv şehrine. (: Yeni yıla orada gireceğiz.



Böyle rengarenk bir şehir.

Sizin için de gezerim merak etmeyin. (:


Selamlar





    18 Aralık 2015 Cuma

    Cuma akşamı planları.


    Cuma akşamları çok keyifli değil mi sizce de? 

    Ben bu akşam 1 saat kadar ders çalışıcam.

    Onun dışında aylaklık yapmayı planlıyorum. Kitap okuyup, bir tane de film izleyebilirim.

    Oh!

    Yaşasın cuma akşamları (:

    Anket sonuçlandı!


    En sevdiğiniz kış ikilisi nedir?

     
    Ankete toplamda 6 kişi katıldı. Kitap-kahve/çay ikilisi en çok oy alan seçenek oldu.

    Katılanlara teşekkür ederim. 

    Sevgiler. (:

    17 Aralık 2015 Perşembe

    Rüzgar Yükseliyor-Miyazaki

    İtiraf etmeliyim ki anime izlemeyi çok seven biri değilim. (Bilmeyenler için anime, bizim çizgi roman diye bildiğimiz onların manga dedikleri kitapların filme ya da diziye uyarlanması) Çocukluğumun biricik animesi Ay Savaşçısı hariç tabiki. Sonradan izlediğim Death Note da çok sevdiğim bir diziydi. Ancak bunun dışında film izleyeceğim zaman elim çok nadir bir animeye gider. Erkek arkadaşımsa tam bir Miyazaki fanı. Bu film de onun tercihiydi.

    Anime ya da animasyon izlerken -size de oluyor mu bilmiyorum- dış dünyadan tamamen soyutluyorum kendimi farkında olmadan. Orası bambaşka bir dünya çünkü.


    Animeye biraz bile ilginiz varsa Hayao Miyazaki'yi mutlaka duymuşsunuzdur. 



    The Wind Rises Türkçe çevirisiyle Rüzgar Yükseliyor tarihi arka plan üzerinden ilerleyen bir film. İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasına az bir süre kaldığı bir zaman diliminde geçiyor. Tarihi bilginiz özellikle Japonya tarihi hakkındaki bilginiz bu noktada önem kazanıyor. Yoksa bazı yerlerde takılabiliyorsunuz.

    Eğlencelik bir animeden ziyade gerçeklere dayanan hatta epey de duygusal ve gerçekçi Miyazaki'nin animeleri. 

    Rüzgar Yükseliyor'da çocukluktan beri gözlerinde problem olan ve uçak tasarımcısı olmak isteyen Jiro'nun hikayesi anlatılıyor. Jiro, zamanla epey başarılı oluyor. Bir gün bir trende karşılaştığı Naoko'ya aşık olur. Çok da romantik bir tanışmaları var. Naoko, trenin pencere (ya da kapısından tam hatırlamıyorum) bakarken Jiro'nun şapkası uçar ve Naoko şapkayı yakalamaya çalışırken neredeyse düşecektir. Neyseki şapkayı yakalar. Hava çok rüzgarlıdır. Jiro teşekkür ederken Naoko "rüzgar yükseliyor yaşamaya çabalamalı" der ve gider. Paul Valery (1871-1945)'nin Deniz Mezarlığı isimli şiirinden bir alıntıdır bu dize. 

    Uzun bir süre Naoko'yla görüşmezler. Bir sonraki karşılaşmaları ise pek çok güzel. Filmin sonu beni üzse de epey keyif aldım izlerken.

    Anime seviyorsanız muhtemelen bu filmi izlemişsinizdir. İzlemediyseniz de kaçırmayın derim.


    Doodle

    Google'ın doodle'nı gördünüz mü?

    Bu eğlenceli oyuna mutlaka bi bakın! (:

    Bugün Beethoven'ın 245. doğum günü!


    14 Aralık 2015 Pazartesi

    son günler #1

    Merhaba!

    Bu seride ben son zamanlarda neler yaptım/neler keşfettim bunları okuyacaksınız. Her hafta pazar günleri yazmaya çalışıcam.

    Umarım seversiniz (:


    Geçtiğimiz haftaya çok güzel başladım çünkü bu oyunu izledim. Oyunun konusu epey tanıdık. Fosforlu Cevriye'nin aşk öyküsü. Aşk ve acı demek daha doğru sanırım. Epeydir hem oyunculukları hem de konusuyla keyif veren böyle bir oyun izlememiştim sanki. Müzikal olmasına rağmen oyuncular seslerini ve vücutlarını hiç bırakmadan kullandılar, canlılıkları hiç bitmedi. Oluşturdukları tipler çok gerçekçiydi. Tiyatrokare'nin bu güzel oyununu kaçırmayın bence. 6 Nisan'a kadar devam ediyor.


    Kontrbas-keman-piyanodan oluşan keyifli bir resitale gittik. Bu hafta kültür-sanat anlamında verimliydi. 


    Sevgili 2balık1kedi'den gelen ve beni çok mutlu eden yeniyıl kartı. Yanında da minik bir balon. Beni çok mutlu etti. Buradan da teşekkür ediyorum ona (:

    Üstteki de Hollanda'dan.


    Son zamanlarda favori kokum. Hafif, mis gibi.


    Bu nedir? Kuş yemi. Odamın penceresinden bir görüntü. Yarın gidince bakalım yemler bitmiş mi. Bu aralar etrafımda hep kuş var. Kuşlara doğru meyletmiş durumdayım. Yoksa bir kuş mu sahiplenicem diye içimden geçmiyor değil.


    Erkek arkadaşımı beklerken bahçede Harry Potter okudum. 2. kitabı. 


    Pavese'nin üçlemesinden bir kitap. Yalnız Kadınlar Arasında üçlemenin diğer kitabıydı. Onu sevmiştim. Bu hafta başladım bu kitaba.


    Dün bu animeyi izledik, Miyazaki'nin. Öyle hoştu ki. Bununla ilgili uzun bir yazı blogda olacak. 


    Bu serinin çok resimli az yazılı olmasını planlıyorum.

    Yeni hafta geldi bile. Bakalım bu hafta bizleri neler bekliyor olacak. Sevgiler,

    10 Aralık 2015 Perşembe

    Bir minik anketim var, eğlencelik.



    Evet eğlencelik bi anket. Sağda.

    Katılsanıza (:

    Postcrossing'i bilmeyenler buraya!

    Postcrossing ücretsiz bir kartpostal gönderme sitesi.



    Adım adım başlayalım.

    1. Öncelikle şu siteden üye oluyorsunuz. Sitenin tamamı İngilizce.
    2. Bir fotoğraf, kişisel bilgileriniz ve nasıl kartlardan hoşlanırsınız (manzara, kedili köpekli ya da sanatsal vs) gibi bilgiler veriyorsunuz. Adres bilgilerinizi orada belirtilen düzende yazmanız çok önemli, sırf bu yüzden kart alamayabilirsiniz bile.
    3. Profiliniz tamam. Kart alabilmeniz için öncelikle sizin kart atmanız gerekiyor. Sol tarafta yer alan 'send a postcard' seçeneğine tıkladığınızda size rastgele bir ülkeden rastgele biri çıkıyor. İlk etapta sanırım 4 ya da 5 tane kart gönderebiliyorsunuz. 
    4. Kart göndereceğiniz kişiler belli oldu. Sıra geldi kartlarınızı almaya. Kartları almadan önce kişilerin profillerini inceleyip nasıl kartlardan hoşlandıklarına göre kartları satın alabilirsiniz ya da keyfinize göre bir şeyler de atabilirsiniz.
    5. Kartlara dilediğinizce yazdıktan sonra eğer zarfta gönderecekseniz-ki bazı kişiler hususi olarak zarfta istiyor-zarfın sağ alta köşesine alıcı bilgilerini kişilerin profillerinden yazıyorsunuz. Kendi adresinizi yazmak zorunda değilsiniz. 
    6. En önemli şey her kişinin profilinde yer alan "TR-....." şeklinde numaraların olduğu ibareyi zarfın ya da kartın üst tarafına sağ ya da sol köşeye yazmanız.
    7. İster kendiniz pul yapıştırarak meydanlardaki posta kutularına atabilir ya da postanaye giderek kartlarınızı dünyanın farklı yerlerine gönderebilirsiniz. 
    8. İlk kartlarınız yerlerine ulaştıktan sonra size de kart gelmeye başlıyor. İşin en keyifli kısmı da bu sanırım. 
    Son gönderdiğim paketler. Ben artık zarfta gönderiyorum ve kart dışında buraya özgü birkaç şey de gönderiyorum, işi büyüttüm (:

    Bana gelenler


    Fotoğraf için bir minik üzgün ifade. Çünkü düzelmedi bir türlü böyle yüklendi. Başınızı azcık sağa eğip bakabilirsiniz ama (:

    Japonya, Almanya, Hollanda, Amerika, Viyana ve Fransa'dan benim kartlarım. En sevdiğim ikisinden biri The New Yorker yazan Monet'li kart. Fransa'dan gelmişti. Kartın arkasına bahçesinden minik bir çiçek koyup bantlamış, çok hoşuma gitmişti (:

    Diğeri de en alttaki pembe çiçekli. Japonya'dan. Bu kart zarfla gelmişti. İçinde bir Japon çayıyla hatta iki çay. Çok hoştu (:

    İster zarfsız sadece kart gönderin, ister benim gibi bir paket hazırlayın. Ben Türk kahvesi gönderecektim ve normal zarfa sığmadığı için böyle paketlemiştim. Ama sadece kart gönderdiğim de çok oldu. Size kalmış bir durum yani tamamen.

    Ben bu kart gönderme işini çok sevdim. İşten yorgun ve moralsiz çıkmışsınız mesela apartmana bir giriyorsunuz, "aa o da ne, posta kutunuzda zarflar". Birden yüzünüzde gülücükler açıyor tabi. Acaba bu sefer nereden diye bi heyecanla koştur koştur eve giriyorsunuz. Ben artık daha tadına varmaya çalışıyorum. Üzerimi değişiyorum, bi çay filan koyuyorum. Sonra koltuğa oturup açıyorum zarflarımı. Çok heyecanlı!

    Ee, yılbaşı da geliyor. Arkadaşlarınıza, sevdiklerinize ve postcrossing sayesinde dünyanın bir ucuna kart göndermeye ve de almaya var mısınız (:

    Benim en büyük isteğim bir gün o posta kutusunu açmak ve İzlanda'dan gelen bir kartla karşılaşmak.

    Biraz da ekşi'den yorumlara bakmak istersiniz belki postcrossing ile ilgili.


    8 Aralık 2015 Salı

    Mildred Pierce dizisine dair izlenimlerim

    Mildred Pierce. İlk başta bir isim gibi gelmiyor değil mi? Bana gelmemişti. Biricik Kate Winslet'ımızın başrolde oynadığı bu mini ve devamı olmayacak diziden bahsedicem sizlere.

    Birilerine anlatırken "Ay çok güzel yaaa!" diye başlıyorum lafa. Aynısından buraya da bi tane.

    Bu aralar güzel diziler izliyorum. Outlander'ı keşfedince Downton Abbey'i bırakıp ona sarmıştım. Bu diziye de başlayınca Outlander rafa kalktı azıcık.

    Dizi HBO yapımı. Öncelikle şunu söylemekte fayda var bir kitap uyarlaması dizi. Amerikalı yazar James Mallahan Cain'in 1941 yılında aynı isimli kitabından uyarlanmış. Kitap, 1945 yılında filme çekilmiş ayrıca. Filmini de izlemek istiyorum dizi bitince. Merak!

    Ben bu diziyi bi 5-6 ay öncesinden bir yerlerde görmüş ve hemen izlemeye karar vermiştim. Ancak bir şeyler oldu ve unuttum sanırım. Hafta sonu bir kitapçıda görünce hemen aldım. Şans bu ya bilgisayarın dvd kısmı çalışmıyor. Yılmadım kaliteli bir site buldum ve başladım izlemeye. Bkz. azimli olmak (:

    Dvd'nin kapağında "Hepsine sahip olmak her şeyine malolacaktı." yazıyor. Aklıma direkt olarak Sevemedim Karagözlüm geldi. "Her şeye sahip olmak isteyen elindekini de kaybediyor." Nerden nereye.

    Çok konuştum değil mi? Neyseki konuya geliyorum.


    Dizi 1930'larda geçiyor, büyük eknomik krizin tam orta yerinde. Kate Winslet yani Mildred Pierce orta halli bir ev hanımı. Evli ve 2 kızı var. Tatlı mı tatlılar. Veda ve Ray. Turta, pasta yaparak satıyor Mildred, oradan belli miktarda bir gelir elde ediyor. Eşinin aldattığı ortaya çıkınca ayrılık, ardından parasızlık ve bir sürü şey. Bir cafede garson olarak çalışmaya başlıyor ve hayatında önemli bir dönüm noktası oluyor bu olay. Ve tabii aşk! Hayatına girenler oluyor ve bir adama aşık oluyor Mildred.

    Ray, çok tatlı. Sürekli annesine "zırıldamayı kes anne" gibi komik sözler söylüyor. Veda ise tam tersi. Adeta bir minik kadın. Çok okuyor ve çok biliyor, doğal olarak annesiyle sürtüşmeleri kaçınılmaz oluyor.

    Dizinin müzikleri çok keyifli. Jazz eşliğinde Mildred oradan oraya koşturuyor, çok şahane turtalar yapıyor kızlarıyla birlikte.

    5 bölümcüğü var maalesef dizinin. Keşke daha uzun olsaydı, diye geçiriyorum içimden. Buna dizi demek pek doğru gelmiyor bana. 5 bölümlük bir film gibi çünkü.


    Trailer


    29 Ekim 2015 Perşembe

    Dizi önerisi: Outlander

    Yine sevgili ablam Mutlu Keçi'nin önerisiyle başladığım ve daha 1 bölüm izlememe rağmen çok sevdiğim bir diziden bahsedicem sizlere.


    Diana Gabaldon'un Outlander (Yabancı) isimli romanından uyarlanan dizi 2014 Ağustos ayında başlamış ve şu an 16 bölümlük 1 sezonu var.

    Dizi 1945'li yıllarda İngiltere'de başlıyor. Bir savaş hemşiresi olan Claire Randall isimli genç bir kadın savaşın bitimiyle 5 yıllık bir aradan sonra eşinin yanına evine döner. Bu 5 yıllık ara onları birbirlerinden ister istemez uzaklaştırmıştır. Birlikte İskoçya'ya bir tatile çıkarlar. Gizemli bir kasabada bir otele yerleşen çift, pagan inancının hala sürdüğü bu yerde mistik yürüyüşlere çıkıp birbirlerine tekrar ısındıkları günler geçirirler.Claire bitkilere, Frank de tarihe düşkündür.

    Bir gün tek başına ormanda yürüyüşe çıkan Claire bir çiçeğe dokunur. Uyandığında aynı yerdedir (midir?) Yıl 1743'tür ve İskoçlarla İngilizler savaş halindedir. Ne olduğunu anlayamayan Claire bir anda kendini İskoç askerlerinin arasında bulur. İçten içe 20. yüzyılda olmadığını da hissetmektedir. İskoç askerlerinden Jamie ile yakınlaşır ve bakalım ilerki bölümlerde neler olacak. Aşk, tarih, gizem oh oh ne ararsan var.

    İskoçya, fonda gayda sesleri, kıyafetler filan çok güzel. Senaryo çok sürükleyici gidecek gibi duruyor.

    Farkıl tarzda dizi arayanlar için -benim gibi- bire bir.

    17 Eylül 2015 Perşembe

    Yakın zamanda izlemek istediğim filmler...


    Bir süredir film yerine yabancı dizilerimi izliyorum. Bir yandan da internette gezinirken denk geldiğim ve "aa, bunu izlemeliyim" dediğim filmler oluyor. İlk 3'ü şunlar:

    1. Before We Go


    2. Interstellar


    3. Leviathan



    11 Eylül 2015 Cuma

    Downton Abbey sevgim



    Şu anda 4. sezondayım. 3. sezonun ortalarında sıkılıp ara vermiştim. Şimdi epey iyi ilerliyor. Neler oldu neler. Rose rolündeki Lily James son zamanlarda en sevdiğim karakter oldu. Onun o doğal halleri, heyecanı, erkeklerle münasebetleri çok eğlenceli.

    İzlemeyenler için de bir öneri.

    8 Eylül 2015 Salı

    Bugün çok güzel bir gün.


    Ben bugün çok mutlu bir haber aldım.

    Karanlık bulutlar yavaş yavaş dağılmaya başladı. 

    Öyle mutluyum ki...

    (:

    7 Eylül 2015 Pazartesi

    Atın beni denizlere.


    Ben bu aralar üstü çizilecek yüklerle doluyum. Birinin üstünü çizdim bugün.

    YUPPİ.

    Neden bu görsel bilmiyorum. Sanırım özledim. İkinci kitabı kendime hediye olarak alacağım.

    Bir süredir hiç okuyamadım. O, bu, şu. Bahane üretme diyeceksiniz belki. Bahane değil, valla bak. Kötü bir psikolojideyken hiçbir şeye konsantre olamıyorum hem de hiçbir şeye.

    Ev çok kötü bir durumda olduğundan evde vakit geçirmeyi hiç sevmiyorum bu aralar.

    İkinci üstü çizilecek şey boya badana ve yerleşme. 2.si işin zevkli kısmı tabi.

    Sanki her şey buna bağlıymış gibi hissediyorum. Ev düzene girince daha bakımlı, spor yapan, sağlıklı beslenen biri olucam. Niye buna bağlı. Çünkü ev çok önemli.

    Aa, ben bir de keman kursuna kayıt oldum. 30 eylülde kursum başlayacak. Güzel bir haber değil mi?

    Gülmeye, huzurlu hissetmeye ihtiyacım var. O günler yaklaşıyor sanki. Ne dersiniz?

    Sevgili okuyucular, görüyorum girip okuyorsunuz yazılarımı sizde ne var ne yok? Sıkıntı, dert var mı? Olmaz olur mu dediğinizi duyar gibiyim (:

    Sevgi ve esenlikler efenim.

    1 Eylül 2015 Salı

    Eylül geldi, hoşgeldi!


    Yorucu bir Ağustos'un ardından Eylül.
    Çok karışık bir aydı benim için. Bir arkadaşım vefat etti. Bir diğeri evlendi ve kuzenim nişanlandı. Kazı zaten epey yorucuydu. Sonunda evdeyim.
    Yine de sanırım uzun bir süre "oh" diyemeyeceğim.
    Bu yıl bir derse girmeye başlayacağım. Bu da hazırlanması gereken sunumlar demek.
    Teslim edilmesi gereken bir seminer ve bir tezim var.
    Bu hafta sonu erkek arkadaşımla benim evimi boyayacağız. Eylül geldi, düzen tertip başlasın değil mi ama.
    Bazen her şey çok ağır geliyor, tüm sorumluluklar. Muhtemelen herkese oluyordur bu.
    Yazmayı unutmuşum.
    Şimdilik bu kadar.
    Sonbahar geldi.


    7 Temmuz 2015 Salı

    Bazı kitaplar bitmiyor...


    Çok güzel bir kitap, ancak ben Şahmeran hikayesinde takıldım kaldım. Tepkim Şahmeran'a değil üstüne alınma lütfen ama gitmiyor.

     Çok iyi, çok hoş. Her şeyin nasıl da bilinçaltımızda başladığı, "yapamam edemem"lerin tohumlarını nasıl kendi ellerimizle ektiğimizi anlatıyor ve çok da iyi öneriler veriyor. Ancak bir yerden sonra biraz tekrara düştü bence, beni bıraktı. Ben kitabı bırakmadım o beni bıraktı.Valla.


    Hep sanki elimde bu kitaptan daha çok okuyasımın geldiği bir kitap oluyor. Yoksa kitap güzel.


    Bu kitaba okulda başladım, çalışma aralarımda okuma kitabımdı bu benim. Ama onu unutmuşum.


    Şimdi ben ne yapsam? Bu kitaplar var elimde, yarım yarım ama ben durmadan yeni kitaba başlıyorum. Şimdi de Dostoyevski'nin Kumarbaz'ına başladım. Kendimi durduramıyorum. Kaçar adım yeni bir kitaba başlıyorum. Ne olurdu sanki elimde tek bir kitabım olsaydı düzgün düzgün onu okuyup yenisine geçseydim.
    .
    .
    .
    .
    .
    gözyaşları.

    Bir Akşamdı romanı üzerine birkaç not.


    Peyami Safa tam da ağır kitaplardan sıkılmışken sizi içine alacak, oradan oraya sürükleyecek yazarlardan biri, benim için. Aşk, entrika, değişim, nöbetler...sayfaları ardı ardına çevirmenizi sağlayacak her şey mevcut.

    Bir Akşamdı romanında yazar Meliha'nın değişim öyküsünü anlatıyor bize. Adından da yola çıkarsak bir akşam biri çıkageliyor Meliha'nın anne ve babasıyla yaşadıkları İzmit'teki evlerine. Kamil. Yakışıklı, uzun boylu, kara gözlü bir asker. Ve o akşam Meliha'nın hayatının değişim öyküsü başlıyor.

    Verem bir baba, bol bol kahkaha atan gençliğine doyamamış bir anne. Meliha yaşamak istiyor. Bu yaşama arzusu ona İzmit'i dar edecek; Kamil'in peşinden İstanbul'a gidecektir.

    Nedir yaşamak? Meliha için o sıkıcı İzmit günlerinden kurtulmak, her gün uyanınca pencereden o bahçeyi görmemek; adım atmak, hayatın içine dalmak ve bir aşk yaşamak. Babasına üzülüyor bir tek arkasında bıraktığı.

    Zamanla Kamil'i tanıyor. Ve ilk hayal kırıklığı; ardından yaşananlar, yeni insanlar, yeni erkekler. Kıskançlık hem de ölümcül bir kıskançlık.

    Meliha bir sabah uyanıyor. Ve içinde bir şey duyuyor, bir his. Bir anda olgunlaşıyor sanki. Bakışları değişiyor, yüzüne birkaç çizgi ekleniyor ve kabullenme.

    Kitabı okurken öyle hırslandım, üzüldüm; o duygudan bu duyguya koştum. Kamil, ah Kamil! Meliha'nın aşkı, kalbinin pır pır edişi ve ilk şüphe. Şüphe ne kötü bir şey. Bir kere karıştı mı kana ondan kaçış yok artık.

    Peyami Safa romanı yazarken epik bir dil kullanmış. Hikayenin bazı noktalarında bi durup bize sesleniyor. Evet, bu bir roman diyor bakalım şimdi neler olacak. Bu anlatım da hoşuma gitti.

    İlgisini çekip de okumaya karar verenler umarım siz de seversiniz kitabı.


    Sevgiler
    Usagi,

    6 Temmuz 2015 Pazartesi

    endişelenmeyi bırakın.

    gerçekten. bırakın. let it go.

    çünkü endişelenince de olmuyor.

    şimdi size kaygı veren şeyi içinizden alın ve dışarıya gönderin pencereden. gidişini izleyin. ve derin bir nefes alın.

    işte bu kadar.

    aslında amacım bu değildi yazmaya başlamadan. ben bu aralar çalışıyorum başıma ağrılar gire gire. tatil yapmak istiyorum (neyseki az kaldı) kimler tatilde kimler çalışıyor ve molalarda blog okuyor diye soracaktım.

    buydu tek amacım.

    3 Temmuz 2015 Cuma

    bazı filmler ve sahneleri (3)


    Bu filmi bilenler? Aman allahım bu adamdan ödüm kopmuştu. 
    Lost Highway diyenler bizimlesiniz.



    Polanski. Repulsion (Tiksinti) filmiyle. Yalnız izlemeyin derim.



    Why?



    Kaçın.


     Mommy. süper film.



     Ezra Miller. favorim.



    Dogtooth. Of of! Psikolojik gerilim sevenler kaçırmayın bu filmi. Yunan sinemasından beklenmeyecek hareket.



    Yunan sinemasından beklenmeyecek bir hareket daha. Attenberg.


    Haneke.


    Kosmos.



    Bu role başkası olmazdı.