30 Mart 2015 Pazartesi

Çekiliş duyurusu.

Blogger Musa Özsarı'nın çok hoş bir çekilişi var. Şahane kitaplar hediye ediyor.

Kendisinin çekiliş duyurusu şöyle:



——————–ÇEKİLİŞ METNİ———————–

‘’Blogum musaozsari.wordpress.comun 2. Yılına özel çekilişimde sizlere hediyeler sunmak istiyorum. Kitapları çok seven birisi olarak, 1 kişiye Yusuf Atılgan ÖyküleriDeğirmenDokuza Kadar OnYazar OlmakDokuzuncu Hariciye Koğuşu kitaplarını ödül olarak göndereceğim. Siz de bu kitaplara sahip olmak istiyorsanız bu linkten çekiliş katılım bilgilerine ulaşabilirsiniz.’’

Ne güzel kitaplar değil mi ^.^

29 Mart 2015 Pazar

Bu filmi izleyin: Mommy

İZLEYİN. Emir kipi gibi oldu biraz ama :) Ben bir şeyi sevince herkese değil ama bunu anlayabilecek ve sevecek olanlara direk "bak şöyle bi film izledim, süper şöyle böyle" diye dil döküp izletenlerdenim. Burada da bloğumu okuyan değerli arkadaşlara bunu yapıcam. ^^

Öncelikle bir şaşkınlığımı ifade etmek istiyorum izninizle. Xavier Dolan ismini duydunuz mu? Diyelim duydunuz sizce kaç yaşındadır? Ben bu insanı böyle 50'lerinde falan bir amca sanıyordum. Neden böyle bir algım varmış hiç bilmiyorum ama öyle sanmışım. Kendisi benimle aynı yaştaymış. 1989 doğumlu. Çok şaşırdım. Aynı zamanda da aktör imiş. İşte Xavier Dolan:


adeta bir beybifeys

Filmin yönetmeni bu arkadaşımız. Diğer filmlerine de bakıcam. Kanadalı. Diğer oyuncular Anne Dorval, Suzanne Clement ve Antoine-Olivier Pilon. 2014 yılında çekilmiş film.




Steve isimli 16-17 yaşlarında bir ergenimiz var filmde. Babası 3 yıl önce vefat etmiş. Her şeye ters ters cevap veren, abuk sabuk tepkileri olan, kendini kanıtlamaya çalışan tipik bir profil çiziyor. Ancak alışık olduğumuzdan biraz daha farklı Steve. İnsanlara ve çevreye zarar verme eğilimi var, anarşist bir karaktere sahip diyebiliriz. Bir kantini ateşe verdiği ve küçük bir çocuğa zararı dokunduğu için ıslahevinde. Annesi onu oradan çıkarıyor ve evlerine getiriyor. Böylece de hikaye başlıyor. 

Anne Diane ise apayrı biri. Salkım saçak, ağzında sürekli sakız, röfleli saçları, taşlı tuşlu kot pantolonları. Yalnız, tabii etrafında ondan hoşlananlar, sarkıntılık edenler oluyor. Arada çevirmenlik yapsa da genelde işsiz.


Annesi de oğlu da aykırı tipler olunca siz düşünün o ev ortamını. Annesi aşağıda son ses müzik, oğlu yukarıda. Steve her şeye küfretme halinde. Çok geçmeden araları bozulmaya başlıyor. Steve'in öfke kontrolü problemi var. Bir gün Diane karşı komşuları Kyla'dan yardım istiyor ve o da hikayeye dahil oluyor. Filmin devamında bu üçlünün aralarındaki bağlılığı-kavgaları; tutkulu ilişkilerini izliyoruz. Kyla bir öğretmen ancak ara vermiş. Konuşamama problemi var. Steve, ilgisiz anne ve babasının yerine ona yardımcı olan, bir şeyler öğreten Kyla'yla iletişimini arttırıyor gün geçtikçe.



Film 134 dakika. Fransızca. Bireyin özgür olma isteği, maddi olarak sıkışıp kalmışlık ancak bunun yanında samimi diyaloglar, arkadaşlıklar...

Trailer da şuradaymış:




Bugüne kısa bir not.

Saat 00:55. Saatler bu gece 1 saat ileri alınıyormuş. Bilginize.

Bugün bütün gün temizlik yaptım ve şu an okuduğum kitapları ayıklarken epey bir şey çıktı meydana.

Aynı anda kaç kitap okursunuz bilmiyorum. Benim şu an okuduğum kitaplar şunlar:


  1. Nazlı Eray- İmparator Çay Bahçesi
  2. J.K.Rowling- Harry Potter & The Philosopher's Stone
  3. Susanna Tamaro- Tobia ve Melek
  4. Joseph Murphy- Bilinçaltının Gücü
  5. Susan Sontag- Yeniden Doğan Günlükler Defterler, 1947-1963
  6. Dr. H. R. Nagendra, Dr. R. Nagarathna, Ayça Gürelman- Evde Yoga.

kaynak

27 Mart 2015 Cuma

Nasıl daha çok kitap okuruz?

Evet. Bence mühim bir konu bu. Özellikle benim gibi bu aralar tembel tembel hareket ediyor, bahar yorgunluğu denen şeyi yaşıyorsanız ve doğru düzgün kitap okuyamıyorsanız.

Ben şu anki halimi değil normal yaşantımın sürdüğü günler üzerinden bir program yapıcam.

Yeni mezun olmuş/işsiz ya da ev hanımı grubunu bunun dışında tutuyorum. Benim programım çalışan ya da okuyan bir insan üzerinden ilerleyecek.



  • 08:00'de iş başı yapan birini ele alalım. 
06:00 = Uyanıp güne başlama. 
07:00 = Duş ve hazırlık.
07:30 = Kahvaltı ve evden çıkış.
Burada kitap okumayı hangi araya sıkıştırabiliriz? Şu anki programda yarım saat önce uyanılabilir ya da en azından yolda okunarak bu boşluk doldurulabilir. 

  • 08:00-17:00 = İş
Ben akademisyen grubuna dahil olduğumdan mütevellit çok şanslıyım okuma konusunda. Çünkü zaten sürekli okuyorum. Ancak bunlar akademik okumalar tabi. Araya keyfime göre bir şeyler sığdırmayı da ihmal etmiyorum tabi. Öğle arasında 1 saatlik dilimde okunabilir eğer bir arkadaş grubuyla yemeğe çıkmıyorsanız. Ben genelde 2. gruba dahil oluyorum. Ama kitabınızı alıp -eğer bir de denize yakın bir işiniz varsa- yalnızlığın da tadını çıkararak yemeğinizi beklerken ve yedikten sonra çayınız/kahvenizle kitap keyfi yapabilirsiniz.

  • 17:00-18:00 = Yol. Hemen kitabınızı açıp yol boyunca okuyabilirsiniz. Yolunuzun uzunluğuna göre değişir tabi okuma süreniz. Ya da iş çıkışı kalabalık bir toplu taşımaya denk geldiyseniz ayakta kalabilir ve okuyamayabilirsiniz. Ayakta okuyanlar da görmüyor değilim kimi zaman. Ben yapamıyorum maalesef ama yapanları tebrik ediyorum.

  • 18:00-20:00 = Yemek vakti.
Yalnız yaşayanlara sesleniyorum özellikle haydi mutfağa! Yalnız yaşamanın şöyle güzel bir yanı var aslında. "Aman ya bugün bir şeyler atıştırayım, yemek yapmasam da olur" ya da "Daha acıkmadım sonra yerim" gibi yaklaşımları rahatlıkla sergileyebiliyorsunuz. Ama siz yine de şöyle güzelce yemeğinizi yapın, öğün atlamayın derim ben. Bu süreçte yemek pişerken mutfak masanızda bir gözünüz ocakta bir gözünüz kitabınızda olabilir. Şöyle bir şey de yapabiliriz. Aynı anda 2-3 kitap okuyanlardansanız siz de daha çerezlik kitabımızı bu esnada okuyabiliriz. 

  • En önemli dilime geldik. Bütün gün işte yorulmuşuz. Şöyle ayaklarımızı uzatıp televizyon keyfi yapalım dimi. Kafamıza takmadan, pasif durumda kalarak ekranda gördüklerimizle günün yorgunluğunu atalım; sonra da uyuyakalıp hop ertesi gün. İşte bunu yapmıyoruz. Ne yapıyoruz peki? Tabii isteyen "banane kardeşim ben bütün gün yorulmuşum Survivor izlicem" diyebilir. O zaman ona elveda diyoruz ve daha çok kitap okumak isteyenler olarak yolumuza devam ediyoruz. 

  • Ortalama 12:00'da yatağa giren bir insanı düşünürsek elimizde 4 saatlik bir zaman dilimi var. Bu zaman zarfında 2 saat kitap okuyabilir, bir film izleyebilir ve yatabilirsiniz. Arkadaşlarınızla dışarı çıkıp 1 saat kitap okuyup uyuyabilirsiniz. Sevdiğiniz diğer şeylere vakit ayırıp ya da yalnızca boşboş uzanıp tavanı izleyebilir ve 1 saat kitap okuyabilirsiniz. Tercih sizin yani bizim.


  • Sanılmasın ki ben böyle yapıyorum ve size de öneriler veriyorum. Bu biraz da kendim için hazırladığım bir program. 

  • Haftasonları uzun bir zaman dilimi olduğu için biraz kişinin kendisinin karar vermesi gerek diye düşünüyorum. Bu biraz da kişinin günde kaş sayfa okumaya karar verdiğiyle ilgili bir şey. Günde kaç sayfa okuduğunuz ise başka bir yazının konusu olsun.


Sevgiler (:


25 Mart 2015 Çarşamba

Kitaplığımın yeni üyeleri ^.^

Her güne 1 yazı kararımı çok az aksatmakla birlikte sürdürüyorum.

Bilmem farkında mısınız?

Bu yazıyı aslında haftasonu yazacaktım ancak vakit bulamadım. Pazar günü burada  bir çarşıya gittim ve çok şahane sahaflar vardı. Özellikle bir tanesi vardı ki dolaşmak imkansızdı.
Böyle dapdar ve upuzun koridorlardan oluşan labirent gibi bir yer. Her yer kitap dolu. Eğilmekten belim ağrısa da çok keyifliydi.

Bunlar da köşelere atılmış kitaplar. Bundan daha kötü görüntüler de vardı. 

Çok şahane ev yemekleri, poğaçaları ve kekleri olan bir yer Kaptankuzine. Gördüğünüz tarçınlı cevizli kek de çok lezzetliydi. :)

Kitaplığımın yeni üyeleri.


Uykucu Jeton hanım'dan sevgiler! Hep bahar yorgunluğu bunlar hep. (:

Bu kitapları duydunuz mu? :)

Saat 15:00 suları. İdefix'ten kitap alıyorum. Doğru beslenme/sağlıklı yaşam paralelinde kitap okumak istiyorum ama bu konuda çok cahilim. Kim nasıl yazmış, nasıl anlatmıştır? Reklamdan uzak, doğru ve faydalı bilgiler veren bir kitap arıyordum ve çok komik kitap isimleriyle karşılaştım. Sizlerle de paylaşmak istiyorum. Güne bir gülümseme molası olsun.


     1.  Allah Belanı Versin Brokoli-Sıradışı Bir Şişmanın Trajikomik Zayıflama Hikayesi- Onur Gökşen

     2.  Dikkat! Dikkat! Acil Kilo Veriyorum- Simge Çıtak

     3.  Hasta Etmeyin Adamı!- Ahmet Rasim Küçükusta

     4.  Eyvah! Anneannem Ergen mi Oluyor?- Arzu Sandal

      5.  Doktorumun Hastasıyım.com- Elgiz Yılmaz

      6.  Yemişim Diyetini- Gürkan Kubilay

      7.   Altı Haftada Aman Tanrım- Venice A. Fulton Fulton
  


 :)

Notos'un son sayısını okudunuz mu?


Notos en sevdiğim edebiyat dergilerinden biri. Son sayısını almayı unutmuşum yoğunluktan. Hep yoğunuz zaten değil mi, bitmiyor şu işlerimiz güçlerimiz. Severek yaptığımız şeyleri unutmamamız gerek halbuki. Neyse. Sosyal mesajımı da verdiğime göre sadede gelebilirim.

Bu sayıda günün konusu  '40 önemli roman kahramanı'. İçinde Katip Bartleby,Jean Valjean, Küçük Prens gibi karakterlerin olduğu çok nefis bir liste bu. Orhan Pamuk'la bir söyleşi ve daha bir sürü şey...

Nisan ayına günler kala bu sayıyı almayı unutmayın derim.

23 Mart 2015 Pazartesi

Kitap notları #1


Herkes sanatı anlamak istiyor. Neden kuşların ötüşünü anlamaya çalışmıyorlar? Neden insanlar geceyi, çiçekleri, çevrelerindeki her şeyi anlamaya çalışmadan sevebiliyorlar? Oysa resim örneğinde insanların ille de anlamaları gerekiyor. Her şeyin ötesinde, insanlar sanatçının zorunluluk nedeniyle çalıştığını, dünyanın küçücük bir parçası olduğunu, açıklayamasak da bu dünyada bize zevk veren bir alay başka şeyden daha fazla önemi hiç de gerektirmediğini bir anlayabilseler. 

(İstanbul, 2010, s.38)


20 Mart 2015 Cuma

Sindirella'ya gittiniz mi?

Vizyondaki filmleri takip ediyorum artık, kötüleri eleyip gidilebilecek olanlara gitmeye çalışıyorum. Into the Woods filminin girişinde göstermişlerdi Sindirella'nın fragmanını, ilk orada gördüm ve havalara uçtum. Birkaç gün önce de gidip izledim.

Ben masalları çok severim. Sahi kim sevmez ki değil mi? İyi-kötü çatışmaları, o her türlü kıskançlığa ve kötülüğe iyilikle karşılık veren şahane karakterler ve mutlu sonlar...

Sindirella'nın yeri bi ayrıdır bende. Çocukken -hala da- televizyonda rastladığım zaman hiç başından kalkamazdım bitene kadar.

Disney yapımı bu filmin yönetmeni Kenneth Branagh. Oyuncularsa bir şahane! Anne rolünde Cate Blanchett, Sindirella Lily James (Downton Abbey'de de oynuyormuş, ben henüz o sezona gelemedim galiba), prens yakışıklı Robb Stark'ımız Richard Madden ve peri rolünde biricik Marla'mız Helena Bonham Carter var.

Masalı bilmeyen yoktur sanırım. Konusunu geçiyorum ve hemen duygu kısmına yoğunlaşıyorum o yüzden. Film boyunca düşündüm durdum. Büyüyoruz ve değişiyoruz. En iyi kalplimiz bile türlü türlü hınzırlıkların peşinde. Sindirella, babasını kaybediyor. Düzenli ve mutlu aile ortamı bir anda dağılıyor. Üvey annesi onu çatı katına atıyor, şımarık üvey kardeşleri onunla sürekli uğraşıyor vesaire vesaire. Ama o mutlu olmaktan hiç vazgeçmiyor. Üvey annesi ona çatı katında kalmasının daha uygun olduğunu söylediğinde yukarı çıkıyor, o tozlu yatakları ve diğer şeyleri temizliyor ve kendi umutlarını ve mutluluğunu yaşadığı yere taşıyor bir anda. O eski püskü eşyalar Sindirella'nın pozitifliğiyle içinizi ısıtmaya başlıyor. Gerçek hayatta böyle bir şey olsa bizler öncelikle o üvey anneyle bir güzel kavga eder ve sonra da depresyonlara girerdik. Tabii elbet bu bir masal, tam anlamıyla gerçek hayata uygulanmasına imkan yok; ancak benim bahsettiğim bakış açımız esasında. Küçük küçük şeylerden demoralize olmamız, yüzümüzdeki gülümsemenin birinin bir lafıyla, yaşadığımız zorluklarla uçup gidebilmesi kolayca... ya da hırslarımız. "Aa o bana bunu yaptı, altta kalmayayım, kendimi ezdirmeyeyim, yok kimseye güvenilmez" yaklaşımlarımız. Filmden çıkınca, "hırslarıma yenilmeyeceğim, affetmeyi bileceğim" dedim kendi kendime.

Film,oyunculukları, görselliği anlamında çok başarılıydı. Hiçbir şey abartılmadan olduğu gibi verilmiş. Özellikle iyilik perisinin dokunuşları, dönüşümler çok başarılıydı..vee Sindirella'nın elbisesi mükemmeldi...İçimden hep keşke bir masalın içinde yaşasaydım dedim...


19 Mart 2015 Perşembe

miriba!



odam işte böyle güzel bir yeşilliğe açılıyor 
Bu güzel ve sakin Perşembe gününde sevdiğim bloglara dalmışken, kendi kendime karar aldım. Bir ki karar geliyor: Her güne bir yazı. Ne dersiniz? Bir sözcük bile olsa paylaşıcam, en olmadı bir merhaba diyeceğim sizlere.

Ben aslında bir şey diyecektim. Eğer bu yazıyı okuyorsanız hemen sizi sağ altlara doğru alayım. Orada minik minnacık bir anket bulacaksınız. Hem de sürprizli bir anket :)

Cevapları bekliyorum.

Ben bugün öğle yemeğimi odamda yiyeceğim ve güzel bir kitaba başlayacağım. Bazen böyle oluyor, kendi kendime kalmak ne bir ses ne bir soluk. Kendimle ve kitaplarımla baş başa.

Aaa! Bir de inanılmaz güzel bir haberim var!

Bir etkinlik paylaşıcam sizlerle. Geçenlerde Kapadokya'da Kadın Filmleri Festivali'ne katılmaya karar vermiştim ki iptal olduğunu öğrenmemle hayal kırıklığım üst mertebelere ulaşmış; "Yaşasın Kapadokya'ya gidicem!" gülücüklerim ağzımda donakalmıştı. Ve orada bu yıl 1.si yapılacak bir etkinlik olduğunu öğrendim. Etkinlik takvimi bir harika! Yoga ve meditasyondan sessiz yürüyüşlere, sabah konserlerinden pikniklere, bisiklet sürüşleri, yeni tatlar...Ooh, daha ne olsun değil mi! Bunu kaçırmayın derim. Keşke kaçırmasak desem! Galiba Kapadokya beni istemiyor. Çünkü ben tam 15'inde yurtdışına gidiyor olacağım. Etkinlik ise 16-18 Mayıs arası. Şuradan bakabilirsiniz etkinlik detaylarına. Olsun ben gidemesem de siz bana nasıl olduğundan bahsedersiniz, ben de önümüzdeki yıl giderim. Olmaz mı?

Dolunay Surat'tan sevgiler!