29 Aralık 2015 Salı

2015'e elveda, 2016'ya merhaba!

2015 yılı nasıl geçti?


  • Yüksek lisansta tez dönemine geçtim.

  • Penceremdeki çiçeklerle adım adım hayatıma biri girdi. 

  • Çocukluk arkadaşımı kaybettik.

  • Evimi yeniden dekore ettim.

  • Hemen hemen 2 yıldır yaşadığım bu şehirden gitmeye karar verdim bu yıl.

  • 2014 Aralık ayında sahiplendiğim kedim Jeton geçtiğimiz aylarda evden kaçtı ve bir daha da dönmedi.

  • Goodreads 50 kitap hedefimin gerisinde kalıp 50 yerine 16 kitap okumuşum. En sevdiğim kitap Semerkant oldu okuduklarım arasında.

  • Epey güzel filmler izledim bu yıl. Dizi konusunda da epey verimliydi. Outlander, Downton Abbey, My Mad Fat Diary, Mildred Pierce vs.

  • Bu yılda en çok Simon and Garfunkel-Sound of Silence şarkısını dinledim.

2016'ya günler kala heyecanlıyım. Hem yeni yıl geldiği için hem de ta taaam Ukrayna'ya gidiyoruz, Lviv şehrine. (: Yeni yıla orada gireceğiz.



Böyle rengarenk bir şehir.

Sizin için de gezerim merak etmeyin. (:


Selamlar





    18 Aralık 2015 Cuma

    Cuma akşamı planları.


    Cuma akşamları çok keyifli değil mi sizce de? 

    Ben bu akşam 1 saat kadar ders çalışıcam.

    Onun dışında aylaklık yapmayı planlıyorum. Kitap okuyup, bir tane de film izleyebilirim.

    Oh!

    Yaşasın cuma akşamları (:

    Anket sonuçlandı!


    En sevdiğiniz kış ikilisi nedir?

     
    Ankete toplamda 6 kişi katıldı. Kitap-kahve/çay ikilisi en çok oy alan seçenek oldu.

    Katılanlara teşekkür ederim. 

    Sevgiler. (:

    17 Aralık 2015 Perşembe

    Rüzgar Yükseliyor-Miyazaki

    İtiraf etmeliyim ki anime izlemeyi çok seven biri değilim. (Bilmeyenler için anime, bizim çizgi roman diye bildiğimiz onların manga dedikleri kitapların filme ya da diziye uyarlanması) Çocukluğumun biricik animesi Ay Savaşçısı hariç tabiki. Sonradan izlediğim Death Note da çok sevdiğim bir diziydi. Ancak bunun dışında film izleyeceğim zaman elim çok nadir bir animeye gider. Erkek arkadaşımsa tam bir Miyazaki fanı. Bu film de onun tercihiydi.

    Anime ya da animasyon izlerken -size de oluyor mu bilmiyorum- dış dünyadan tamamen soyutluyorum kendimi farkında olmadan. Orası bambaşka bir dünya çünkü.


    Animeye biraz bile ilginiz varsa Hayao Miyazaki'yi mutlaka duymuşsunuzdur. 



    The Wind Rises Türkçe çevirisiyle Rüzgar Yükseliyor tarihi arka plan üzerinden ilerleyen bir film. İkinci Dünya Savaşı'nın başlamasına az bir süre kaldığı bir zaman diliminde geçiyor. Tarihi bilginiz özellikle Japonya tarihi hakkındaki bilginiz bu noktada önem kazanıyor. Yoksa bazı yerlerde takılabiliyorsunuz.

    Eğlencelik bir animeden ziyade gerçeklere dayanan hatta epey de duygusal ve gerçekçi Miyazaki'nin animeleri. 

    Rüzgar Yükseliyor'da çocukluktan beri gözlerinde problem olan ve uçak tasarımcısı olmak isteyen Jiro'nun hikayesi anlatılıyor. Jiro, zamanla epey başarılı oluyor. Bir gün bir trende karşılaştığı Naoko'ya aşık olur. Çok da romantik bir tanışmaları var. Naoko, trenin pencere (ya da kapısından tam hatırlamıyorum) bakarken Jiro'nun şapkası uçar ve Naoko şapkayı yakalamaya çalışırken neredeyse düşecektir. Neyseki şapkayı yakalar. Hava çok rüzgarlıdır. Jiro teşekkür ederken Naoko "rüzgar yükseliyor yaşamaya çabalamalı" der ve gider. Paul Valery (1871-1945)'nin Deniz Mezarlığı isimli şiirinden bir alıntıdır bu dize. 

    Uzun bir süre Naoko'yla görüşmezler. Bir sonraki karşılaşmaları ise pek çok güzel. Filmin sonu beni üzse de epey keyif aldım izlerken.

    Anime seviyorsanız muhtemelen bu filmi izlemişsinizdir. İzlemediyseniz de kaçırmayın derim.


    Doodle

    Google'ın doodle'nı gördünüz mü?

    Bu eğlenceli oyuna mutlaka bi bakın! (:

    Bugün Beethoven'ın 245. doğum günü!


    14 Aralık 2015 Pazartesi

    son günler #1

    Merhaba!

    Bu seride ben son zamanlarda neler yaptım/neler keşfettim bunları okuyacaksınız. Her hafta pazar günleri yazmaya çalışıcam.

    Umarım seversiniz (:


    Geçtiğimiz haftaya çok güzel başladım çünkü bu oyunu izledim. Oyunun konusu epey tanıdık. Fosforlu Cevriye'nin aşk öyküsü. Aşk ve acı demek daha doğru sanırım. Epeydir hem oyunculukları hem de konusuyla keyif veren böyle bir oyun izlememiştim sanki. Müzikal olmasına rağmen oyuncular seslerini ve vücutlarını hiç bırakmadan kullandılar, canlılıkları hiç bitmedi. Oluşturdukları tipler çok gerçekçiydi. Tiyatrokare'nin bu güzel oyununu kaçırmayın bence. 6 Nisan'a kadar devam ediyor.


    Kontrbas-keman-piyanodan oluşan keyifli bir resitale gittik. Bu hafta kültür-sanat anlamında verimliydi. 


    Sevgili 2balık1kedi'den gelen ve beni çok mutlu eden yeniyıl kartı. Yanında da minik bir balon. Beni çok mutlu etti. Buradan da teşekkür ediyorum ona (:

    Üstteki de Hollanda'dan.


    Son zamanlarda favori kokum. Hafif, mis gibi.


    Bu nedir? Kuş yemi. Odamın penceresinden bir görüntü. Yarın gidince bakalım yemler bitmiş mi. Bu aralar etrafımda hep kuş var. Kuşlara doğru meyletmiş durumdayım. Yoksa bir kuş mu sahiplenicem diye içimden geçmiyor değil.


    Erkek arkadaşımı beklerken bahçede Harry Potter okudum. 2. kitabı. 


    Pavese'nin üçlemesinden bir kitap. Yalnız Kadınlar Arasında üçlemenin diğer kitabıydı. Onu sevmiştim. Bu hafta başladım bu kitaba.


    Dün bu animeyi izledik, Miyazaki'nin. Öyle hoştu ki. Bununla ilgili uzun bir yazı blogda olacak. 


    Bu serinin çok resimli az yazılı olmasını planlıyorum.

    Yeni hafta geldi bile. Bakalım bu hafta bizleri neler bekliyor olacak. Sevgiler,

    10 Aralık 2015 Perşembe

    Bir minik anketim var, eğlencelik.



    Evet eğlencelik bi anket. Sağda.

    Katılsanıza (:

    Postcrossing'i bilmeyenler buraya!

    Postcrossing ücretsiz bir kartpostal gönderme sitesi.



    Adım adım başlayalım.

    1. Öncelikle şu siteden üye oluyorsunuz. Sitenin tamamı İngilizce.
    2. Bir fotoğraf, kişisel bilgileriniz ve nasıl kartlardan hoşlanırsınız (manzara, kedili köpekli ya da sanatsal vs) gibi bilgiler veriyorsunuz. Adres bilgilerinizi orada belirtilen düzende yazmanız çok önemli, sırf bu yüzden kart alamayabilirsiniz bile.
    3. Profiliniz tamam. Kart alabilmeniz için öncelikle sizin kart atmanız gerekiyor. Sol tarafta yer alan 'send a postcard' seçeneğine tıkladığınızda size rastgele bir ülkeden rastgele biri çıkıyor. İlk etapta sanırım 4 ya da 5 tane kart gönderebiliyorsunuz. 
    4. Kart göndereceğiniz kişiler belli oldu. Sıra geldi kartlarınızı almaya. Kartları almadan önce kişilerin profillerini inceleyip nasıl kartlardan hoşlandıklarına göre kartları satın alabilirsiniz ya da keyfinize göre bir şeyler de atabilirsiniz.
    5. Kartlara dilediğinizce yazdıktan sonra eğer zarfta gönderecekseniz-ki bazı kişiler hususi olarak zarfta istiyor-zarfın sağ alta köşesine alıcı bilgilerini kişilerin profillerinden yazıyorsunuz. Kendi adresinizi yazmak zorunda değilsiniz. 
    6. En önemli şey her kişinin profilinde yer alan "TR-....." şeklinde numaraların olduğu ibareyi zarfın ya da kartın üst tarafına sağ ya da sol köşeye yazmanız.
    7. İster kendiniz pul yapıştırarak meydanlardaki posta kutularına atabilir ya da postanaye giderek kartlarınızı dünyanın farklı yerlerine gönderebilirsiniz. 
    8. İlk kartlarınız yerlerine ulaştıktan sonra size de kart gelmeye başlıyor. İşin en keyifli kısmı da bu sanırım. 
    Son gönderdiğim paketler. Ben artık zarfta gönderiyorum ve kart dışında buraya özgü birkaç şey de gönderiyorum, işi büyüttüm (:

    Bana gelenler


    Fotoğraf için bir minik üzgün ifade. Çünkü düzelmedi bir türlü böyle yüklendi. Başınızı azcık sağa eğip bakabilirsiniz ama (:

    Japonya, Almanya, Hollanda, Amerika, Viyana ve Fransa'dan benim kartlarım. En sevdiğim ikisinden biri The New Yorker yazan Monet'li kart. Fransa'dan gelmişti. Kartın arkasına bahçesinden minik bir çiçek koyup bantlamış, çok hoşuma gitmişti (:

    Diğeri de en alttaki pembe çiçekli. Japonya'dan. Bu kart zarfla gelmişti. İçinde bir Japon çayıyla hatta iki çay. Çok hoştu (:

    İster zarfsız sadece kart gönderin, ister benim gibi bir paket hazırlayın. Ben Türk kahvesi gönderecektim ve normal zarfa sığmadığı için böyle paketlemiştim. Ama sadece kart gönderdiğim de çok oldu. Size kalmış bir durum yani tamamen.

    Ben bu kart gönderme işini çok sevdim. İşten yorgun ve moralsiz çıkmışsınız mesela apartmana bir giriyorsunuz, "aa o da ne, posta kutunuzda zarflar". Birden yüzünüzde gülücükler açıyor tabi. Acaba bu sefer nereden diye bi heyecanla koştur koştur eve giriyorsunuz. Ben artık daha tadına varmaya çalışıyorum. Üzerimi değişiyorum, bi çay filan koyuyorum. Sonra koltuğa oturup açıyorum zarflarımı. Çok heyecanlı!

    Ee, yılbaşı da geliyor. Arkadaşlarınıza, sevdiklerinize ve postcrossing sayesinde dünyanın bir ucuna kart göndermeye ve de almaya var mısınız (:

    Benim en büyük isteğim bir gün o posta kutusunu açmak ve İzlanda'dan gelen bir kartla karşılaşmak.

    Biraz da ekşi'den yorumlara bakmak istersiniz belki postcrossing ile ilgili.


    8 Aralık 2015 Salı

    Mildred Pierce dizisine dair izlenimlerim

    Mildred Pierce. İlk başta bir isim gibi gelmiyor değil mi? Bana gelmemişti. Biricik Kate Winslet'ımızın başrolde oynadığı bu mini ve devamı olmayacak diziden bahsedicem sizlere.

    Birilerine anlatırken "Ay çok güzel yaaa!" diye başlıyorum lafa. Aynısından buraya da bi tane.

    Bu aralar güzel diziler izliyorum. Outlander'ı keşfedince Downton Abbey'i bırakıp ona sarmıştım. Bu diziye de başlayınca Outlander rafa kalktı azıcık.

    Dizi HBO yapımı. Öncelikle şunu söylemekte fayda var bir kitap uyarlaması dizi. Amerikalı yazar James Mallahan Cain'in 1941 yılında aynı isimli kitabından uyarlanmış. Kitap, 1945 yılında filme çekilmiş ayrıca. Filmini de izlemek istiyorum dizi bitince. Merak!

    Ben bu diziyi bi 5-6 ay öncesinden bir yerlerde görmüş ve hemen izlemeye karar vermiştim. Ancak bir şeyler oldu ve unuttum sanırım. Hafta sonu bir kitapçıda görünce hemen aldım. Şans bu ya bilgisayarın dvd kısmı çalışmıyor. Yılmadım kaliteli bir site buldum ve başladım izlemeye. Bkz. azimli olmak (:

    Dvd'nin kapağında "Hepsine sahip olmak her şeyine malolacaktı." yazıyor. Aklıma direkt olarak Sevemedim Karagözlüm geldi. "Her şeye sahip olmak isteyen elindekini de kaybediyor." Nerden nereye.

    Çok konuştum değil mi? Neyseki konuya geliyorum.


    Dizi 1930'larda geçiyor, büyük eknomik krizin tam orta yerinde. Kate Winslet yani Mildred Pierce orta halli bir ev hanımı. Evli ve 2 kızı var. Tatlı mı tatlılar. Veda ve Ray. Turta, pasta yaparak satıyor Mildred, oradan belli miktarda bir gelir elde ediyor. Eşinin aldattığı ortaya çıkınca ayrılık, ardından parasızlık ve bir sürü şey. Bir cafede garson olarak çalışmaya başlıyor ve hayatında önemli bir dönüm noktası oluyor bu olay. Ve tabii aşk! Hayatına girenler oluyor ve bir adama aşık oluyor Mildred.

    Ray, çok tatlı. Sürekli annesine "zırıldamayı kes anne" gibi komik sözler söylüyor. Veda ise tam tersi. Adeta bir minik kadın. Çok okuyor ve çok biliyor, doğal olarak annesiyle sürtüşmeleri kaçınılmaz oluyor.

    Dizinin müzikleri çok keyifli. Jazz eşliğinde Mildred oradan oraya koşturuyor, çok şahane turtalar yapıyor kızlarıyla birlikte.

    5 bölümcüğü var maalesef dizinin. Keşke daha uzun olsaydı, diye geçiriyorum içimden. Buna dizi demek pek doğru gelmiyor bana. 5 bölümlük bir film gibi çünkü.


    Trailer