26 Nisan 2016 Salı

Challenge 10, 11, 12, 13, 14 (tatil molasından dolayı gecikmeli yazı)

Herkeşlere miriba. İşten geldiğimden beri hala yemek yemedim, çay içtim. Yemek sipariş etmişken ve onu beklerken geciktirdiğim günleri yazıcam. Hazır mıyız? Hadi bakalım.

4-5 gündür İstanbul'da ablamın yanındaydım. Öyle güzeldi ki (dönüş hariç,çünkü Anadolu Jet'in saçmalıkları yüzünden pazar günkü uçağa binemedim. neymiş efenim siz bagajınız olmamasına, check-in'ninizi yapmış olmanıza rağmen uçuşa 45 dakika kala biletinizi almazsanız uçağa binemiyorsunuz. ancak bir de şöyle bir durum var. ben bulunduğum şehirden İstanbul'a giderken check-in yapmamama rağmen ve uçuşa 35 dakika kala havaalanında olmama rağmen sorunsuz uçtum. şehre göre değişiyor demek ki bu saçma uygulama. neyse sonra pazartesi sabah 5.15'e bilet aldım. saat 1'deki havaşla havaalanına gelip yaklaşık 4 saat uykusuz bekledim. çok zordu, çok.).

Dönüş saçmalıkları dışında ablamın güzel evinde vakit geçirdim. İlk gittiğim gün ablam işteyken tek başıma Kadıköy ve Moda'da güzel güzel gezindim. Moda Çay Parkı'nı çok seviyorum ben. Nerdeyse her gün oraya gidip bol bol çiğdem çitledim, çay içtim. Denizi seyrettim, insanları izledim. Sonra arkadaşlarımla görüştüm. Çok güzeldi. Ha, bir de ablamın kedisi Kekik hanımla oynadım çokça. Kızgınlık döneminde olduğundan hiç kaçmadı, mıncırdım da mıncırdım. Normalde hiç kucağa bile gelmez. Böylesine güzeldi işte İstanbul yolculuğum. Son not olarak size bir güzel cafe önereyim. Naan Bakeshop. Moda'da. Ekmeklerini kendileri yapıyorlar ve çok leziz sandviçler, kekler, türlü türlü şeyleri var.

Evet, hala bu yazıyı okuyorsanız sorulara geliyorum. Çok sıkmadım umarım (:

10 ve 11: Güçlü ve zayıf yönler?

Güçlü yönlerim hmm...

sanırım en güçlü yönüm çok iyi niyetli olmam. bi de mükemmeliyetçiyim.

şaka şaka! ikincisi doğru ama onu kötü yöne eklicem. az sonra...

güvenilir biri olmam sanırım en güçlü yönüm. her türlü sır saklanır, her türlü kuyuya en güçlü halatımla inebilir, ağlarken burnunuzu tişörtüme silebilirsiniz (:

bir de hiç kıskanç değilim diyemem. ancak sevdiğim insanlar iyi şeyler yaptığında hasetlenmem aksine bu bana ilham verir. bu yönümü gerçekten çok seviyorum. etrafımda (iş) o kadar çok hasetli tip var ki. bir şey anlatıyorsunuz mesela, çok basit bişey. sevdiğiniz yeni bir krem, gittiğiniz güzel bir mekan vs. hep bir bok atma "ay, ben onu hiç sevmemiştiiieeem, ay o kafe mi ııööö" şeklinde garip tepkiler. böyle biri olmadığım için çok mutluyum. tabi bunlar hep kendine güvenle ilgili.

sonra ımmm. bakalım başka ne var. espirili ve hoşsohbet biri olduğumu düşünüyorum. kafama göre biriyse bir de karşımdaki oh değmeyin keyfime.

gelelim zayıf yönlere.. bu konuda çok düşünmeme gerek yok (:

kendimize karşı nasıl acımasızız dimi. konu kendimizi eleştirmek olunca açarız ağzımızı yumarız gözümüzü. ve açıyorum ağzımı...

bi kere ben saçma mükemmeliyetçi bir tipim. ama mükemmeliyetçilik sandığınız gibi elinizdeki bir işi en iyi, en güzel şekliyle yapmak/yapabilmek değil, bu tavrınızdan ötürü kendinize çok yüklendiğiniz için o işi sürekli ertelemek ve sonunda umursamaz biriyle aynı kalitede belki daha da kötü bir iş ortaya çıkarmak demek. değiştirmeye çalışıyorum bu yönümü.

sonracığıma, bi süredir edindiğim zayıf bir yönüm ise kontrolcülük. bu da aslında mükemmliyeçiliğin uzantısı bir şey. yapacağınızı bir işi önceden tasarlamak kafanızda. bu yavaş yavaş bütün bir hayatınıza yayılan bir durum. diyelim uyandım. şimdi bugün önce şunu yaparım, sonra bunu sonra öbürünü ooh. her şeyi yapmadan düşünmek çok yorucu. bunu düzeltmek için aniden bişeyler yapmaya çalışıyorum artık. hiç düşünmeden.


gelelim diğer soruya.

12: İlk arabanız neydi? Peki ya şu anda kullandığınız araç?

Arabam yok. Ehliyetim de. Toplu taşıma ve ayaklarım benim araçlarım. Yürümeyi çok severim.

13: Favori şiiriniz ya da sizin için anlamı olan bir şiir var mı?


Nazım Hikmet, en sevdiğim şairlerden biri.

"Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız lafı bile edilmez mikroskobik bir zaman
Bana sorarsanız on senesi ömrümün"


                                                        Atilla İlhan- Emperyal Oteli


"emperyal otelinde üç gece kaldık
fazlasına paramız yetiyordu
gözlerin gözlerimden gitmiyordu"




"Üstü Kalsın" oyununu izlediğim için şanslıyım sanırım. Hakan Gerçek nasıl güzel okudu Cemal Süreya'nın şiirlerini. En güzeli de bu, en sevdiğim: Üvercinka.



15: Favori mevsiminiz hangisi? Neden?

Favori mevsimim sonbahar. Çünkü, yeni bir dönemin başlaması, okulların açılması, kitap- defterlerin ortaya çıkması, sokakta üşümeler, ince hırkalar.  seviyorum işte sonbaharı.


sevgiyle,
dolunay surat 





20 Nisan 2016 Çarşamba

Challenge 9: Hangi alanda iyi olmak isterdiniz?

Bu challenge çok keyifli olmaya başladı. Sorular düşündürüyor ve cevaplarken kendimizi de sorguluyoruz.

Çok güzel bir üniversite hayatı geçirdim. Her şey dolu doluydu. 4 yıllık üniversite hayatımda yaptığım ve belki hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri tiyatro kulübüne katılmaktı. Kendimi keşfettiğim, harika dostluklar kurduğum,tiyatroyu ve oyunculuğu öğrendiğim/deneyimlediğim bir süreçti.

 Oyunculuk öyle bir şey ki, olmadığınız bambaşka insanlar olabilir, başka bir insanın nasıl olabileceği üzerine düşünebilirsiniz. Belki bir katil, belki çocuğunu kaybetmiş bir anne, genç bir aşık, hayata dair umutlarını kaybetmiş yaşlı bir insan vs.

Bunun mesleğim olmasını da çok isterdim. Kendimi oyunculukta geliştirip iyi bir oyuncu olmayı, tiyatroyu hayatımın merkezine yerleştirmeyi  çok isterdim.


Challenge 8: Sizi gülümseten bir şeyleri bizimle paylaşır mısınız?

Hayvanlarla oynarken çok gülerim. Jeton'un hareketlerine çok gülerdim eskiden. Kedilerin kendi kendilerine özellikle kuyruklarıyla dövüşmeleri çok komik oluyor.



Çok güldüğüm arkadaşlarım var. Ben de çok espiriliyimdir kendimi övmek gibi olmasın ama. En kıl durumda bile gülünecek bir şey bulurum. Kendimle dalga da geçerim ve bununla çok eğlenirim. Özellikle ablamla çok güleriz. Geyik yapmak çok keyifli bir şey. Bir kere başlayınca durulmuyor (:

Annem de komik kadındır. Bir gün yolda giderken karşıdan bir kadın geliyor. Annem kadına "iyiyim, sen napıyon" dedi. Döndüm "anne, kadın sana bişey sormadı ki" dedim. Çok gülerim hep bu anıya.

İnternet geyiklerine çok gülüyorum bir de. Saçma şeylere de çok gülerim. İğrenç espirilere falan. "off çok saçma deyip deyip gülerim" iğrenç espirilere meraklı bir arkadaşım var. o, sürekli kahkalarla telefondan bir şeyler gösterir "şuna bak şuna hahaha" diye. onlardan bazılarını paylaşıcam.




Şuna çok gülmüştüm bir de :

Hep gülelim (: 

Keyifle,
Dolunay Surat

18 Nisan 2016 Pazartesi

Ben de varım challenge'ta heheyt!

Canım ablam Mutlu Keçi'nin bloğundaki yeni yazısından gördüm Saçaklı'nın meydan okumasını. Ve ben de katılmaya karar verdim. Bu ilk challenge deneyimim. Heyyo. Heyecanlıyım!

Hemmen sorulara geçiyorum.

1. Müzik listenizdeki ilk 10 şarkı nedir?

Çok karışık bir müzik zevkim var. Arabesk de severim jazz da. Ruh halime göre değişiyor. Şimdi son zamanlarda en çok dinlediğim 10 şarkıyı paylaşıcam.

1. Simon&Garfunkel- Bookends
2. Radio Tarifa-Nina
3. Eleni Karaindrou- The Weeping Meadow
4. Paola Nutini- These Streets
5. Hüsnü Arkan-Kırık Hava
6. Ceylan Etem- Kaçıncı Yarın
7. Şebnem Ferah- Durma
8. About Time- How Long Will I Love You
9. Eddie Vedder- Society
10. The Smiths- Please, Please, Please Let Me Get What I Want

2. Göbek adınız nedir? Sizin için önemini anlatabilir misiniz?

Annem çocukken göbek adımın babannemin ismi olan Zülfiye olduğunu söylerdi. Ama ben hala buna inanmak istemiyorum.

3. Cüzdanınızda neler olduğunu bizimle paylaşın.

Bi an "bu ne biçim soru arkadaş" diye aklımdan geçmedi değil. Cüzdanımda para, kartlar (ayıklanmayı bekleyen oradan buradan bir sürü kart), benim için zamanında çok değerli olan birinin bir zamanlar yazdığı minik bir not, vesikalık fotoğraflar ve nüfus cüzdanım var.

4. Kim veya ne olmadan yaşayamazsınız? Neden?

Sanırım ablam olmadan yaşayamam. İnsan her durumda ne olursa olsun yaşar mantığı pek bana göre değil. Bilmiyorum. Ama en çok sevgisiz yaşayamam. Hayatımda bana aşık olan biri yoksa hayat vasat sanki. Aşık Veysel'e sormuşlar neden böyle mutsuzsun diye, "Ne ben birine aşığım ne de biri bana aşık." demiş. Ya da Gülten Akın'dan "Bir büyük oyun yaşamak dediğin/ Beni ya sevmeli ya öldürmeli" de olabilir hislerime tercüman olan cümleler.

5. Koleksiyonunu yaptığınız herhangi bir şey var mı?

Postcrossing aracılığı ile gelen kartları biriktiriyorum. Bilmeyen varsa şöyle bir yazı yazmıştım postcrossing ile ilgili. Çok keyifli bir arşiv oluyor zamanla.

6. Evcil hayvan olarak ne beslemek isterdiniz?

Eskiden olsa kedi derdim ancak yaklaşık 4-5 ay önce kedim Jeton evden kaçtığından beridir kedi sahiplenmek istemiyorum artık. Ama bir kere bir hayvanla aynı evde yaşamaya alışınca insan yine istiyor. Onun hareketleri, varlığı, uyuması bile inanılmaz bir güven ve huzur veriyor insana. Köpek sahiplenmeyi çpk isterdim/istiyorum ama bir apartman dairesinde yaşadığımdan mütevellit sahiplenemiyorum komşuları rahatsız etmeyeyim diye :(

7. Yatarken ne giyersiniz?

Uyurken olabildiğince rahat ve varlığını az hissedeceğim yumuşak pijamalar giyiyorum.

Artık günü gününe challenge'a devam edicem.

Keyifle,
Dolunay Surat.

12 Nisan 2016 Salı

Erin Brockovich filmini izlediniz mi?

Türkçeye "Tatlı Bela" olarak çevrilmiş. Çevrilmemiş aslında çünkü filmin adı baş karakterin ismi. Tatlı Bela denmiş. Garip. Sanırım böyle daha ilgi çekici oluyor.
Bu isim, Erin Brockovich'i yansıtmıyor da değil hani. Julia Roberts başrolde. Hep çok sevimli bulurum bu kadını.

Filmde 3 çocuk annesi ve bekar Erin'in bir gün bir avukatın yanında tabiri caizse "zorla" çalışmaya başlamasını ve akabinde gelişen olayları izliyoruz.

Bir gün Erin bir dosyayı incelemeye başlıyor ve  bazı garip durumlarla karşılaşıyor. Gayrimenkul dosyasındaki tıbbi kayıtların peşine düşen Erin halkın kullandığı suyun kirli olduğunu ve insanların yakalandıkları hastalıkların bundan kaynaklandığını ortaya çıkarıyor.

Filmde Spotlight tadında bir sürükleyicilik var. Erin'in peşinden şimdi ne olacak diye gidiyoruz.


Umarım siz de seversiniz.





Keyifle.
Dolunay Surat.

8 Nisan 2016 Cuma

Kırmızı Saçlı Kadın

Orhan Pamuk, hep okumak istediğim ama bir türlü nereden başlayacağımı bilemediğim bir yazardı. 'Yeni Hayat' romanına başlayıp yarıda bırakmıştım birkaç yıl önce. Sonrasında yeni kitapları çıktı yazarın, çok konu edildi sosyal medyada ben hala beklemedeydim. Bu son kitabı yakaladı beni bir yerden. Belki kapağı, belki ismi bilmiyorum. Aldım okudum bir çırpıda.
Pamuk'un dilini çok bilmiyorum genel bir değerlendirme yapamayacağım ancak Kırmızı Saçlı Kadın hakkında söyleyeceklerim var elbet.

Kitabın baş karakteri Cem. Onun ağzından dinliyoruz hikayesini. Cem, yazar olmak isteyen yazları bir kitapçıda çalışan genç bir çocuk. Masallara, efsanelere meraklı. Üniversite sınavlarına hazırlanmak için para biriktirmek istiyor. Bir gün yolu kuyucu Mahmut ustayla kesişiyor. Mahmut ustanın çırakları işi bırakınca, usta Cem'in de ilgisini görünce, "gel çalış benimle diyor."

Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm, Cem'in Mahmut ustayla her gün güneş altında çalışması, yorgunluğunu ağaç altında dinlenerek geçirmesi ve bu esnada birbirlerine anlattıkları hikayelerle geçiyor. Her geçen gün Cem, Mahmut ustayı biraz daha baba yerine koyuyor. Mahmut ustanın kendisiyle ilgilenmesi, babasının aksine  ustanın onun fikirlerini önemsemesi çok hoşuna gidiyor.

"...Kafam bu düşüncelerle aylakça meşgulken burnuma Mahmut Usta'nın yaktığı sigaranın hoş kokusu gelir, uzaktaki askeriyede akşam içtimasında "Sağ ol!.. Sağ ol!.." diye bağıran erleri ve bir arının vızıltısını işiterek bu dünyaya tanıklık etmenin, yaşamanın ne tuhaf bir şey olduğunu aklımdan geçirirdim."

Hikayenin geçtiği Öngören kasabasına gelen bir tiyatro kumpanyasında Kırmızı Saçlı Kadın ile tanışıyor Cem. Hikaye heyecanlanmaya başlıyor bu noktadan sonra. Kendisinden yaşça büyük ama garip bir sevecenliği olan bu kadın yavaş yavaş Cem'in tutkusu haline dönüşüyor.

Roman, iki önemli hikayenin temeli üzerinden ilerliyor. Bir savaşta karşı karşıya gelen, oğlunu öldüren Rüstem ile Sührab ve annesiyle yatan, bilmeden babasını öldüren Kral Oidipus.

Bir gün hiç beklenmedik bir şey oluyor  ve efsaneler gitgide gerçeğe dönüşmeye başlıyor. Roman biraz da efsanelerin ve geçmiş hikayelerin aslında hayatımıza ne kadar sirayet ettiğinin ve bir şekilde günümüzde de devam ettiğinin yorumu gibi.

Kitabın ikinci bölümü Cem'in büyümesi, evlenmesi, "Sührab" isimli bir şirketin sahibi olması ve geçmişinde yaşadığı o olayın bir gün karşısına çıkmasını konu ediyor. Üçüncü bölümde ise Kırmızı Saçlı Kadın'ın ağzından hikayenin özünü ve sonunu dinliyoruz.

İlk kez kuyuculuğu konu edinen bir roman okudum ve unutulan bu mesleğin aslında ne kadar titiz bir çalışma gerektiren ve sabır isteyen bir meslek olduğunu gördüm.

Hikayenin bazı noktalarında yeşilçamvari bir tat var. Sonunu biliyorsunuz ama büyük bir merakla okumaya devam ediyorsunuz.

Keyifle.
Dolunay Surat.


5 Nisan 2016 Salı

BU SEFER GERÇEKTEN DÖNDÜM!

Herkese merhaba. Hala buraya girip bakan birileri olduğunu görmek güzel.

Ben bir süredir yoğun bir şekilde çalıştığım seminerimi teslim ettim. Birkaç gündür de aylaklık yapıyorum. Dizi-film-kitap modundayım.

Sıra sıra yazılar gelecek. Yarından itibaren baş-lı-yo-rum.

not: işten gelince çok yorgun oluyorum nedense ve kolum kalkmıyor özellikle yemekten sonra. neden neden ve bu nasıl düzelecek?