8 Nisan 2016 Cuma

Kırmızı Saçlı Kadın

Orhan Pamuk, hep okumak istediğim ama bir türlü nereden başlayacağımı bilemediğim bir yazardı. 'Yeni Hayat' romanına başlayıp yarıda bırakmıştım birkaç yıl önce. Sonrasında yeni kitapları çıktı yazarın, çok konu edildi sosyal medyada ben hala beklemedeydim. Bu son kitabı yakaladı beni bir yerden. Belki kapağı, belki ismi bilmiyorum. Aldım okudum bir çırpıda.
Pamuk'un dilini çok bilmiyorum genel bir değerlendirme yapamayacağım ancak Kırmızı Saçlı Kadın hakkında söyleyeceklerim var elbet.

Kitabın baş karakteri Cem. Onun ağzından dinliyoruz hikayesini. Cem, yazar olmak isteyen yazları bir kitapçıda çalışan genç bir çocuk. Masallara, efsanelere meraklı. Üniversite sınavlarına hazırlanmak için para biriktirmek istiyor. Bir gün yolu kuyucu Mahmut ustayla kesişiyor. Mahmut ustanın çırakları işi bırakınca, usta Cem'in de ilgisini görünce, "gel çalış benimle diyor."

Kitap 3 bölümden oluşuyor. İlk bölüm, Cem'in Mahmut ustayla her gün güneş altında çalışması, yorgunluğunu ağaç altında dinlenerek geçirmesi ve bu esnada birbirlerine anlattıkları hikayelerle geçiyor. Her geçen gün Cem, Mahmut ustayı biraz daha baba yerine koyuyor. Mahmut ustanın kendisiyle ilgilenmesi, babasının aksine  ustanın onun fikirlerini önemsemesi çok hoşuna gidiyor.

"...Kafam bu düşüncelerle aylakça meşgulken burnuma Mahmut Usta'nın yaktığı sigaranın hoş kokusu gelir, uzaktaki askeriyede akşam içtimasında "Sağ ol!.. Sağ ol!.." diye bağıran erleri ve bir arının vızıltısını işiterek bu dünyaya tanıklık etmenin, yaşamanın ne tuhaf bir şey olduğunu aklımdan geçirirdim."

Hikayenin geçtiği Öngören kasabasına gelen bir tiyatro kumpanyasında Kırmızı Saçlı Kadın ile tanışıyor Cem. Hikaye heyecanlanmaya başlıyor bu noktadan sonra. Kendisinden yaşça büyük ama garip bir sevecenliği olan bu kadın yavaş yavaş Cem'in tutkusu haline dönüşüyor.

Roman, iki önemli hikayenin temeli üzerinden ilerliyor. Bir savaşta karşı karşıya gelen, oğlunu öldüren Rüstem ile Sührab ve annesiyle yatan, bilmeden babasını öldüren Kral Oidipus.

Bir gün hiç beklenmedik bir şey oluyor  ve efsaneler gitgide gerçeğe dönüşmeye başlıyor. Roman biraz da efsanelerin ve geçmiş hikayelerin aslında hayatımıza ne kadar sirayet ettiğinin ve bir şekilde günümüzde de devam ettiğinin yorumu gibi.

Kitabın ikinci bölümü Cem'in büyümesi, evlenmesi, "Sührab" isimli bir şirketin sahibi olması ve geçmişinde yaşadığı o olayın bir gün karşısına çıkmasını konu ediyor. Üçüncü bölümde ise Kırmızı Saçlı Kadın'ın ağzından hikayenin özünü ve sonunu dinliyoruz.

İlk kez kuyuculuğu konu edinen bir roman okudum ve unutulan bu mesleğin aslında ne kadar titiz bir çalışma gerektiren ve sabır isteyen bir meslek olduğunu gördüm.

Hikayenin bazı noktalarında yeşilçamvari bir tat var. Sonunu biliyorsunuz ama büyük bir merakla okumaya devam ediyorsunuz.

Keyifle.
Dolunay Surat.


2 yorum:

  1. Benzerlik ilginç geldi, bende Orhan Pamuk okumaya Yeni Hayat ile başladım. Devamında sıkı bir Orhan Pamuk okuru oldum ama hiç biri Yeni Hayat'ın yerini dolduramadı. Doğru zamana denk gelmediği için yarıda kalmıştır muhtemelen. Bir şans daha vermeni öneririm :)

    Son kitabıyla ilgili bende aynı kanıdayım. Tahmin edilebilir ama son derece sürükleyici. Özellikle ilk bölüm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginç bir tesadüf (:
      Yeni Hayat, belki de dediğiniz gibi yanlış bir zamana denk geldi.

      Sil