31 Aralık 2016 Cumartesi

2016 nasıl geçti ve bir merhaba..Hoşgeldin 2017!

Vuhuu! Bir yıl daha bitiyor be blog... ama yenilik iyidir, güzeldir. Şöyle bir 2016 değerlendirmesi yapalım mı o zaman?


  • 2016 benim için yarım kalan şeylerin bittiği, omuzlarımdaki yüklerin kalktığı bir yıl oldu.

  • Yüksek lisans bitti. Nasıl olacak, "ah bitmiyor!, çok sıkıldım" derken derken bir baktım savunma günü gelmiş ve son. Çok şükür! En büyük rahatlamam bundan geliyor.

  • Yılın yarısında bir süredir sürüncemede olan ilişkim bitti.  Bir defter de böyle kapandı. Olmayan bir ilişkiyi sürdürmektense yalnız olmak çok daha huzurlu.

  • Bu yıl ilk önce vegan oldum sonra vejeteryanlığa geçiş yaptım. Bu konu ile ilgili detaylı bir yazı yazıcam. Nasıl vegan oldum ya da olamadım:) ve vejeteryanlığa geçtim. Şimdilik şunu söyleyebilirim ki bu hayatımla ilgili müthiş bir farkındalık oldu ve beslenme konusunda yaşadığım bilinçlenme yaşam tarzımda önemli değişimleri de beraberinde getirdi.

  • Pilatese başladım bir spor salonunda. Yeterince zaman ayıramadığım ve ulaşım problemleri gibi sebeplerden yıl ortasında bıraktım. Meditasyon yapmaya başladım. Bu yıl özellikle yazın yürüyüş yaptım bolca.

  • Genel olarak sağlıklı beslendim. Kahvaltıyı aksatmamaya çalıştım. Yulaflı kahvaltı bu yıl en sevdiğim kahvaltı oldu. Evde hazırlayıp iş yerimde yanında yeşil çayla birlikte tükettim. Meyve yemeye ve bol su tüketmeye çalıştım. Yıl sonuna doğru annemin gelişiyle 2-3 kilo aldım. Şikayetçi değilim :)

  • Pek hasta olmadım 2016'da. İki 20'lik dişimi çektirdim. Gömülü olanı çektirdikten sonra bi 10 gün şişko yanakla gezdim o kadar. Geçenlerde de aşırı aşırı yaramaz kedim Kimyon hanım sabaha karşı burun kanamasıyla uyandırdı ve hastanelerde vakit geçirdik biraz. Korkuttu bizi ama neyseki iyi şu an. Oradan oraya adeta uçarken bi yere çarpmış olmalı.

  • Bu yıl az film izledim. Sinema ve tiyatroya özellikle yılın 2. yarısında hemen hemen hiç gidemedim tez çalışmalarımdan dolayı.

  • Yine aynı sebeplerden akademik okumalar dışında keyfi kitap okumalarım epey az oldu. Goodreads'ten kontrol ettim 2016 challenge hedefim 25 kitapmış ve ben 8 kitap okumuşum. Bunlar çocuk kitapları ve birkaç kişisel gelişim kitabı. Aradan sıyrılan Orhan Pamuk'un "Kırmızı Saçlı Kadın"ı var. Bunca yoğunluğuma göre yine de okumuşum bir şeyler. Kendimi tebrik ediyorum. ^.^

  • 2016'da bloğa az uğramışım, 20 yazı yazmışım. Bir challenge'a katılmışım.

  • Ankara, İstanbul ve İzmir'e gittiğim bu yıl başka bir yere seyahat etmedim. Halbuki 2016'ya Lviv'de girerken bu yılın bol seyahatli olmasını dilemiştim. Kısmet!

  • Ekonomik olarak borçlarımın azaldığı ve rahatladığım bir yıl oldu. Mutluyum. Az biraz daha öğrenim kredisi borcum kaldı, hepsi bu.

  • 2016'da arkadaşlarımı çok sık olmasa da gördüm. İstanbul'da ve İzmir'de. Yakın bir arkadaşım da buraya geldi ve beni çok mutlu etti. Yeni insan çok tanıdım mı hmm bi düşünelim..pek değil.

  • Kendimden ve hayattan ne istediğimi çözümledim az çok. 25 yaş bunalımı denilen ve ben bu hayatta ne yapacağım sorunsalı yavaş yavaş çözülmeye başladı. Kendimi rahat bırakınca keyif aldığım şeylerin tıpkı bir yapbozun parçaları gibi birleştiğini ve bana kendim ve hayattan beklediklerimle ilgili net bir tablo sunduğunu gördüm.

  • Saçım uzadı. Kahküllülükten hepsi bir boy uzun saça geçiş yaptım. Sade ve etnik (bohem mi demeliyim?) giyimin sevdiğim giyim tarzı olduğu konusunda netleştim. 

  • Bu yıl biraz ev için mobilya eksiklerimi aldım, biraz değil aslında eksiklerimin hemen hepsini tamamladım. Biraz da giyim ve makyaj malzemesi aldım (bkz. makyaj videolarının hayatımıza etkisi:)).

Aklımda kalanlar işte böyle. 2017 hoş gelsin güzel gelsin. Bize yenilikler getirsin. Ben 2017'den çok şey bekliyorum açıkçası, yani 2017'e giren kendimden :)

kaynak



Herkese mutlu yıllar!.
Dolunay Surat

28 Eylül 2016 Çarşamba

uzun zaman sonra yeni bir post olsun mu?

bütün yaz minik bir post bile olmaz mı? yazmadım ama neden sorun bir neden? çünkü çünkü tez. bilinçli bir yazmama durumuydu. dedim ki kendi kendime, "tez bitene kadar ne yeni bir kitap, ne blog, ne gezme-tozma yoook sevgili dolunay surat".

o zaman:




tezim bitince burada balonlar uçacak, yeni yazılar gelecek. az kaldı. 

yakında dönüyorum.

çok yakında.

19 Mayıs 2016 Perşembe

2balık 1kedi'nin tatlı hediyesi ve çekiliş talihlisi bir ben.

Canım 2balık 1kedi'nin çekilişinin bana çıktığını duymayan kaldı mı bilmiyorum ama buradan ona tekrar teşekkür etmek istedim. Çünkü dün bir arkadaşım, "bak sana kargo geldi" diye paketi getirdiğinde ve 2balığın ismini gördüğüme çook mutlu oldum vee paketi açınca ağzım kulaklarıma vardı tabii ki. İşte 2balığın tatlı hediye paketi:



vee içindekiler:



m&m'si yerken çokça Elif'i ve seni andım 2balık. çokça sevgiler.






15 Mayıs 2016 Pazar

Hafta sonu filmleri: Inside Lyewyn Davis ve Frances Ha

Öncelikle çok mutluyum. Çünkü sevgili 2 Balık 1 Kedi'nin şu tatlış çekilişinin talihlisi ben olmuşum. Yuppi yuppi!

Bugün gündüz saat 5'e kadar film+internette takılmacalar ile geçti. Sonra biraz çıkıp yürüdüm. Parkta oturup kitap okudum. Dönüşte market alışverişi yaptım. Eve gelince biraz evi süpürüp, yerleri sildim. Epey de bulaşık vardı onları da çıkardım aradan. Şimdi Kimyon hanımla -my new cat- oturuyoruz salonda. O dibimde uyuyor. Bir de bu aralar snapchat'e üye oldum, eğleniyorum.

İnternetim epey yavaş. Bugün ttnet'i aradım bakalım düzelecek mi uğraşıyorlar. Film izleyemiyorum hiçbir şekilde çünkü hiç dolmuyor. O sebeple dün akşam çok istememe rağmen Colonia filmini izleyemedik. Sonunda pes ettik ve elimizdeki Dvd'lerden Inside Lyweyn Davis filmini seçtik. İyiki de izlemişiz.

Türkçeye Sen Şarkılarını Söyle diye çevrilmiş. Joel-Ethan Coen Kardeşlerin yazıp yönettiği film 2013 yapımı. Süresi 105 dakika. Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödül'ü almış.


Film, epey kasvetli bir atmosferde geçiyor. Denizciliği bırakıp müziği hayatının merkezine koyan Llewyn Davis'in hayatından bir haftayı izliyoruz. 1961 yılında sokaklarda sırtında gitarıyla gezen bir folk müzisyeninin hikayesi. Her gün birilerinin evinde kalarak, otostop çekerek yaşamını sürdürmeye çalışıyor.

Filmin başlangıcında Llewyn'in evinde kaldığı ailenin kedisinin evden kaçışı ve film boyunca süren kedi metaforu da önemli bir parçasıydı filmin.  Kucağında kediyle o metrodan indi öbürüne bindi Davis insanların garip bakışları arasında.


Filmin en güzel yanı o güzel müzikleriydi. Hele benim gibi folk müziği çok seven biri için inanılmaz keyifliydi diyebilirim.

Filmde en sevdiğim sahne ise bir yemekte Davis'e şarkı söylemesi için ısrar etmeleri, onun kırmayarak söylemesi ve bu esnada kadınlardan birinin ona eşlik etmeye başlamasıyla Davis'in çok sinirlenerek kalkıp gitmesiydi. "Ben bu işten para kazanıyorum.Kalkıp sizin saçma sapan işleriniz hakkında size sorular sormuyorum" sözleriydi.

hang me, oh hang me


Bugünün filmi ise Frances Ha idi. Bu filme tek kelimeyle ba-yıl-dım! Nasıl güzeldi nasıl. Frances karakterini çok sevdim. Ben böyle filmleri çok seviyorum. Aslında iki filmin ortak bir yönü var. Şöyle: Frances Ha filmi de Inside Llewyn Davis filmi de istediği yere bir türlü gelemeyen, hayalleri olan ve avare avare sokaklarda gezinen, hayatın kendisini savurmasına izin veren karakterlerin öyküsü.


Frances Ha, Noah Baumbach tarafından yönetilen 2013 yapımı 1 saat 26 dakikalık bir film.

Frances, 27 yaşında. Bir dans topluluğunda yardımcılık yapıyor ve isteği bu şirketin daimi bir parçası olmak. Epey eğlenceli bir karakter. Çok doğal. En yakın arkadaşı ev arkadaşı da olan Sophie. Öyle güzel bir arkadaşlıkları var ki. Filmi izlerken aklıma hep canım dostum M. geldi. Her türlü çılgınlığı yapan, sokaklarda dans eden, eve gelip birlikte yemekler yapıp sohbetler eden iki iyi dost. Sophie bir gün sevdiği bir mahallede Lisa isimli başka bir kızla eve çıkmak istiyor ve işler değişiyor. Burada Sophie çok ayıp etti çok.



Bu olaydan sonra Frances de o evden ayrılır ve yine iki iyi arkadaş olan Benji ve Lev'in yanına taşınır. Lev bilin bakalım kim? Adam Driver. Girls'teki Adam.Çok beğeniyorum bu adamı da. Benji'yle çok iyi anlaşır Frances. Birlikte filmler izleyip sohbetler ederler. 

işte Benji. Onun için Frances=undateable

Sophie, nişanlanır. Frances bir ara Tokyo'ya gider. Herkes bir şekilde hayatta yolunu bulmaya çalışır. Filmdeki en sevdiğim şey hiçbir şeyin mükemmel olmaması ve iyi olanın bu olması hatta epey eğlenceli olmasıydı. Frances'in şu sözü de bunu kanıtlıyor sanırım.




keyifle,
 dolunay surat.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Heidi (2016)


Nisan ayında vizyona giren Heidi masalın filme uyarlanmış hali. Alain Gsponer tarafından yönetilen filmin süresi 1 saat 46 dakika.

Anne ve babası vefat etmiş Heidi'yi teyzesi Dete, Alp Dağları'nda yaşayan dedesinin yanına getirir. Zoraki bir şekilde küçük kızı onun yanına bırakıp gider. Heyecanlı, mutlu Heidi başlangıçta onu istemeyen dedesine kısa sürede kendini sevdirir.


Bir gün teyzesi çıkıp gelir ve Heidi'yi Frankfurt'taki zengin bir ailenin yanına götüreceğini söyler. Neredeyse zorla kızı alıp götürür. Ailenin küçük ve biricik kızları olan tekerlekli sandalyeye mahkum Clara için Heidi bir anda büyük bir mutluluk kaynağı olur. 




Fakat Heidi dedesini ve dağlardaki koşup oynadığı arkadaşı Peter'ı çok özlemektedir. Peter, kışları okula gidip yazları çobanlık yapmaktadır. Heidi, üzüntüsünden uyurgezer olup geceleri dışarı çıkarak evinin yolunu gözlemektedir. Bunu gören Clara'nın babası Heidi'nin evine gitmesi gerektiğini söyler.

Heidi evine döner ancak Clara'yı da çok özler ve her gün ona mektuplar yazar. Bir gün Clara ziyarete gelir ve beklenmedik bir şey olur.


Masalları sevenler için epey keyifli bir uyarlama olmuş film. İzlemek isteyenlere duyurulur.



13 Mayıs 2016 Cuma

Challenge 30 ve son: Neden blog yazmaya başladınız? Blog isminizin bir hikayesi var mı?

Yazma eylemi hayatımın önemli bir parçası. Ajanda, günlük, not defterleri başucu eşyalarım diyebilirim. Hemen hemen her şeyi yazanlardanım. İnternet ortamında bir şeyler yazmak ise hiç aklımda olmayan bir şeydi. Çünkü ben birkaç yıla kadar sosyal medya başta olmak üzere interneti olabildiğince az kullanan biriydim.

 Sonra sevgili ablam Mutlu Keçi (o şu anda daha ünlü bir blogger, biraz onun ününden şanından faydalanayım) "ya kardeşim dedi bak sen bu kadar okuyosun, izliyosun bunları yazsana". Ben de ilk başta "ya ne gerek var ki, onu yazana kadar yeni bir şeyler okurum" modundaydım. Sonra gel zaman git zaman kanmaya başladım, yazsam mı ki dedim. 

İlk olarak wordpress hesabım vardı. Sonra blogger daha samimi gelmeye başladı ve buraya geçtim. Blog ismim Dolunay Surat. Ne ki bu şimdi diye düşününler ve bilmeyenler için:

Ben çocukken Ay Savaşçısı siye bir anime vardı deli gibi izlediğimiz. Geçtiğimiz yıl yeni versiyonu çekildi hatta. Orada Usagi yani ay savaşçısı ile Mamoru'nun müthiş bir aşkları vardı. Mamoru, Usagi'ye hep "Dolunay Surat" derdi. Çok tatlıydı. Usagi, sakar, uykucu ve sulugöz bir tipti. Üçü de beni tanımlayan özellikler olduğun için bir bağlantı kurdum sanırım Dolunay Surat ismiyle (:



veee....

challenge biter. Bu güzelmeydan okuma için sevgili Saçaklı'ya teşekkür diyorum. Epey keyif aldığım ve beni kendim hakkında düşünmeye iten bir meydan okumaydı.

garip bir hüzün kapladı içimi.

üzgün dolunay surat.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

İdefix'ten 3 adet yeni kitap aldım.

İdefix'in sitesi değişmiş gördünüz mü? Eskisi daha bi kullanışlıydı sanki.

Neyse. 3 yeni kitap aldım onları söyleyip gideceğim.

Yorgunluktan dolayı -çoğunlukla kafa yorgunluğu- iş sonrası evde ağır kitaplar yerine çocuk kitapları okumak kendimi daha iyi hissetttiriyor. Daha bi keyifle okuyorum.

Bu sebeple Roald Dahl'ın 2 kitabını aldım.

1. Benek Tozu ve Diğer Müthiş Sırlar

Herkesin elinde bu sıralar. Kapağı bile çok tatlı değil mi?

2. Matilda

Çok sevecekmişim gibi hissediyorum bu kitabı.

3. Alejandro Zambra-Ağaçların Özel Hayatı

İdefix'in bu yeni halinde -eski halinde var mıydı bilmiyorum- listeler var. Bu kitabı 2015 yılının en iyi 50 romanı listesinde gördüm. Liste için bir tık. Yazarın "Eve Dönmenin Yolları" kitabı internette çok paylaşıldı. Bu kitabın ismi de ayrı bi ilgimi çekti. Bakalım, gelsin okuyalım yorumlarımı paylaşırım.