20 Mart 2015 Cuma

Sindirella'ya gittiniz mi?

Vizyondaki filmleri takip ediyorum artık, kötüleri eleyip gidilebilecek olanlara gitmeye çalışıyorum. Into the Woods filminin girişinde göstermişlerdi Sindirella'nın fragmanını, ilk orada gördüm ve havalara uçtum. Birkaç gün önce de gidip izledim.

Ben masalları çok severim. Sahi kim sevmez ki değil mi? İyi-kötü çatışmaları, o her türlü kıskançlığa ve kötülüğe iyilikle karşılık veren şahane karakterler ve mutlu sonlar...

Sindirella'nın yeri bi ayrıdır bende. Çocukken -hala da- televizyonda rastladığım zaman hiç başından kalkamazdım bitene kadar.

Disney yapımı bu filmin yönetmeni Kenneth Branagh. Oyuncularsa bir şahane! Anne rolünde Cate Blanchett, Sindirella Lily James (Downton Abbey'de de oynuyormuş, ben henüz o sezona gelemedim galiba), prens yakışıklı Robb Stark'ımız Richard Madden ve peri rolünde biricik Marla'mız Helena Bonham Carter var.

Masalı bilmeyen yoktur sanırım. Konusunu geçiyorum ve hemen duygu kısmına yoğunlaşıyorum o yüzden. Film boyunca düşündüm durdum. Büyüyoruz ve değişiyoruz. En iyi kalplimiz bile türlü türlü hınzırlıkların peşinde. Sindirella, babasını kaybediyor. Düzenli ve mutlu aile ortamı bir anda dağılıyor. Üvey annesi onu çatı katına atıyor, şımarık üvey kardeşleri onunla sürekli uğraşıyor vesaire vesaire. Ama o mutlu olmaktan hiç vazgeçmiyor. Üvey annesi ona çatı katında kalmasının daha uygun olduğunu söylediğinde yukarı çıkıyor, o tozlu yatakları ve diğer şeyleri temizliyor ve kendi umutlarını ve mutluluğunu yaşadığı yere taşıyor bir anda. O eski püskü eşyalar Sindirella'nın pozitifliğiyle içinizi ısıtmaya başlıyor. Gerçek hayatta böyle bir şey olsa bizler öncelikle o üvey anneyle bir güzel kavga eder ve sonra da depresyonlara girerdik. Tabii elbet bu bir masal, tam anlamıyla gerçek hayata uygulanmasına imkan yok; ancak benim bahsettiğim bakış açımız esasında. Küçük küçük şeylerden demoralize olmamız, yüzümüzdeki gülümsemenin birinin bir lafıyla, yaşadığımız zorluklarla uçup gidebilmesi kolayca... ya da hırslarımız. "Aa o bana bunu yaptı, altta kalmayayım, kendimi ezdirmeyeyim, yok kimseye güvenilmez" yaklaşımlarımız. Filmden çıkınca, "hırslarıma yenilmeyeceğim, affetmeyi bileceğim" dedim kendi kendime.

Film,oyunculukları, görselliği anlamında çok başarılıydı. Hiçbir şey abartılmadan olduğu gibi verilmiş. Özellikle iyilik perisinin dokunuşları, dönüşümler çok başarılıydı..vee Sindirella'nın elbisesi mükemmeldi...İçimden hep keşke bir masalın içinde yaşasaydım dedim...


4 yorum:

  1. Ben de Disney prensesleriyle ilgili en çok bu özelliği seviyorum zaten- öğütleyici, pozitif ve sıcacık olmalarını. O yüzden şu son zamanlarda çıkardıkları prenses filmleri pek hoşuma gitmiyordu. Bana atmosferlerini biraz koyulaştırmışlar, hikayelerin özlerini yok etmişler gibi gelmişti. O yüzden Cinderella'yı görünce ben de "buna kesin gitmeliyim!" diye düşünmüştüm. Vizyona girdiğini unutmuşum, yazınızı okuyunca hatırladım. Bulduğum ilk boşlukta gideceğim sanırım ^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Seveceğinize eminim en kısa sürede gidip izleyin :)

      Sil