1 Ağustos 2014 Cuma
Tatil nasıl gidiyor?
Merhaba,
Benim tatilim gezmelerle başladı şimdi dinlenmelerle devam ediyor. İzmir'deyim. Çok sıcak. Bol bol televizyon izleyip, kitap okuyorum. Boş boş oturmak çok zevkli.
Kiminin tatili bitse de ben iki günlük raporla uzattım tatilimi. Tatili devam edenler olarak çok şanslıyız. :)
28 Temmuz 2014 Pazartesi
Gece- Bilge Karasu
"İnsanlar, gitgide, istediklerine, dilediklerine inanmakla yetindiklerini, düşünüp tartmayı, ölçünmeyi, olanı biteni görmeğe çalışmayı yavaş yavaş bir yana ittiklerini daha fark etmiyorlardır belki de. Bunun farkına varmağa başladıklarında ise ortalık iyice kararmış olacak. Sabahları güneş yeniden doğar gibi olsa da, ortalık yeniden aydınlanır gibi olsa da, gecenin karanlığı bütün bütün dağılmayacak hiç."
(1985, s.31.)
*Kapak tasarımını da ayrı bir sevdim. Abidin Dino- Belki De Bir Düş.
19 Temmuz 2014 Cumartesi
Yakın zamanda izlemeyi planladığım filmler listesi
Bu aralar filmden ziyade dizi izlesem de haftasonları film geceleri yapıyorum. Bu geceler için şöyle 1o maddelik bir liste yapıcam ki buradan bakıp istediğimi seçerim ve bloğu takip edenlere de küçük öneriler olmuş olur.
- The Truman Show/ Peter Weir
- Labor Day/ Jason Reitman
- Donnie Darko/ Richard Kelly
- Miss Potter/ Chris Noonan
- Pink Flamingos/ John Waters
- Ara/ Ümit Ünal
- Intouchables/ Olivier Nakache- Eric Toledano
- Guguk Kuşu/ Milos Forman
- The Devil's Wanton/ Ingmar Bergman
- Gündüz Güzeli/ Luis Bunuel.
- The Truman Show/ Peter Weir
- Labor Day/ Jason Reitman
- Donnie Darko/ Richard Kelly
- Miss Potter/ Chris Noonan
- Pink Flamingos/ John Waters
- Ara/ Ümit Ünal
- Intouchables/ Olivier Nakache- Eric Toledano
- Guguk Kuşu/ Milos Forman
- The Devil's Wanton/ Ingmar Bergman
- Gündüz Güzeli/ Luis Bunuel.
Orphan Black dizisine dair yorumlar...
Havalar sıcak, gündüzleri genelde bol bol okuyup, dizi izliyorum. Özellikle işten eve gelip yemeğimi yerken açıp sevdiğim bir diziden yeni bir bölüm izlemek en büyük keyiflerimden biri. En son Girls'i çok çok seve seve izliyordum ama o bitti. Arayışlarım sonucunda yeni dizilere başladım: True Detective, Penny Dreadful, Masters of Sex ve Orphan Black. Aralarında şu an en çok Orphan Black'i sevdim. Masters of Sex de epey iyi bir diziye benziyor.
Ben şimdi Orphan Black'den bahsedicem. Dizinin yönetmeni John Fawcett. Kanadalı. Dizi de Kanada'da geçiyor. Bilim kurgu, drama ve polisiye türlerinin karışımı bir dizi. Daha ilk saniyelerde bu diziyi seveceğimi anladım.
25-26 yaşlarında bir kız trende uyuyor. Sarah. Birden uyanıyor. İneceği durağa gelmiş. İniyor bir-iki etrafına bakıyor. Pek kimseler yok. Yalnızca bir kız. Arkası dönük. Klasik giyimli. Çantasını yere bırakıyor. Siyah topuklu ayakkabılarını çıkarıyor. Yana döndüğünde ağladığını görüyoruz. Bir anlık Sarah'ya bakıyor. Ama görmüyor ve kendini trenin altına atıp intihar ediyor. Kız Sarah'nın aynısı, ikizi gibi yani. Sarah şoka giriyor. Çantayı alıp kaçıyor.
Sarah, yıllar önce evlatlık verilmiş, ailesini tanımıyor. Küçük bir kızı var ve Felix adında eşcinsel bir üvey kardeşi. Kızı Bayan S. dedikleri bir kadınla yaşıyor. Ben Felix'i çok sevdim. Bir kere çok eğlenceli ve iyi bir dost. Stüdyo gibi bir evde kalıyor, duvarlarda duvar yazıları renkli renkli. Zaten kendisi de rengarenk. Sabahlığı, intizamla taranmış saçları ve giyimi çok tatlı. Boş vakitlerinde yağlı boya resim yapıyor ve de Sarah'yla uğraşıyor. Sarah, sabıkalı, dolandırıcılık işine girmiş durumda ama tren istasyonunda yaşanan olayla hayatı pat diye değişiyor.
---Spoiler---
Ölen kişi Beth. Dedektif. Sarah, başına geleceklerden habersiz kendisinden daha zengin olan Beth'in yerine geçmeye karar veriyor. Geçiyor da. Ölen kişi Sarah sanılıyor. Tabi daha sonra Beth'in yerine geçtiği için de pişman oluyor. Çünkü Beth bir sivili öldürmüş yanlışlıkla. Kendini hiç tahmin etmediği bir durumda buluyor Sarah.. Çünkü Beth'in polis olduğunu da yerine geçtikten sonra öğreniyor. Beth'in bir de sevgilisi varmış Paul. Ve işyerinden ortağı Art. İnsanlar bazı şeylerden şüphelense de Sarah bir şekilde kotarıyor durumu. Ve sonrasında Rus kızıl kısa saçla Katja, futbol öğretmeni evli ve iki çocuğu olan Allison, doktora öğrencisi rastalı Cosima ve izlediğim son bölümde diziye katılan sarışın motorcu kız. Hepsi klonlar. Bir şekilde birbirleriyle tanışıyorlar ve en önemlisi de hangisi orjinal hangileri klon bunu bilmiyoruz. Dizinin belkemiğini de bu durum oluşturuyor zaten.
---Spoiler bitti.---
Dizinin soundtrak'i bana Fringe'i anımsattı. Ne çok severdim onu da. Bilim kurgu izlemeyi özlemişim. Kesinlikle çok keyifli ve sürükleyici bir dizi.
Ben şimdi Orphan Black'den bahsedicem. Dizinin yönetmeni John Fawcett. Kanadalı. Dizi de Kanada'da geçiyor. Bilim kurgu, drama ve polisiye türlerinin karışımı bir dizi. Daha ilk saniyelerde bu diziyi seveceğimi anladım.
25-26 yaşlarında bir kız trende uyuyor. Sarah. Birden uyanıyor. İneceği durağa gelmiş. İniyor bir-iki etrafına bakıyor. Pek kimseler yok. Yalnızca bir kız. Arkası dönük. Klasik giyimli. Çantasını yere bırakıyor. Siyah topuklu ayakkabılarını çıkarıyor. Yana döndüğünde ağladığını görüyoruz. Bir anlık Sarah'ya bakıyor. Ama görmüyor ve kendini trenin altına atıp intihar ediyor. Kız Sarah'nın aynısı, ikizi gibi yani. Sarah şoka giriyor. Çantayı alıp kaçıyor.
Sarah, yıllar önce evlatlık verilmiş, ailesini tanımıyor. Küçük bir kızı var ve Felix adında eşcinsel bir üvey kardeşi. Kızı Bayan S. dedikleri bir kadınla yaşıyor. Ben Felix'i çok sevdim. Bir kere çok eğlenceli ve iyi bir dost. Stüdyo gibi bir evde kalıyor, duvarlarda duvar yazıları renkli renkli. Zaten kendisi de rengarenk. Sabahlığı, intizamla taranmış saçları ve giyimi çok tatlı. Boş vakitlerinde yağlı boya resim yapıyor ve de Sarah'yla uğraşıyor. Sarah, sabıkalı, dolandırıcılık işine girmiş durumda ama tren istasyonunda yaşanan olayla hayatı pat diye değişiyor.
---Spoiler---
Ölen kişi Beth. Dedektif. Sarah, başına geleceklerden habersiz kendisinden daha zengin olan Beth'in yerine geçmeye karar veriyor. Geçiyor da. Ölen kişi Sarah sanılıyor. Tabi daha sonra Beth'in yerine geçtiği için de pişman oluyor. Çünkü Beth bir sivili öldürmüş yanlışlıkla. Kendini hiç tahmin etmediği bir durumda buluyor Sarah.. Çünkü Beth'in polis olduğunu da yerine geçtikten sonra öğreniyor. Beth'in bir de sevgilisi varmış Paul. Ve işyerinden ortağı Art. İnsanlar bazı şeylerden şüphelense de Sarah bir şekilde kotarıyor durumu. Ve sonrasında Rus kızıl kısa saçla Katja, futbol öğretmeni evli ve iki çocuğu olan Allison, doktora öğrencisi rastalı Cosima ve izlediğim son bölümde diziye katılan sarışın motorcu kız. Hepsi klonlar. Bir şekilde birbirleriyle tanışıyorlar ve en önemlisi de hangisi orjinal hangileri klon bunu bilmiyoruz. Dizinin belkemiğini de bu durum oluşturuyor zaten.
---Spoiler bitti.---
Dizinin soundtrak'i bana Fringe'i anımsattı. Ne çok severdim onu da. Bilim kurgu izlemeyi özlemişim. Kesinlikle çok keyifli ve sürükleyici bir dizi.
9 Temmuz 2014 Çarşamba
7 Temmuz 2014 Pazartesi
Yozgat Blues
Mahmut Fazıl Coşkun'un ikinci uzun metrajlı filmi. İlk filmi pek sevdiğimiz Uzak İhtimal biliyorsunuz. Film 2013 yapımı. Oyuncular arasında Ercan Kesal, Ayça Damgacı, Tansu Biçer, Nadir Sarıbacak gibi isimler var.
Filmin ismi ve afişi pek güzel. Ben filmi beğendim. Biraz Zeki Demirkubuz filmleri tadında,biraz Yeşim Ustaoğlu ve yenilerden Seren Yüce. Bu film de bir taşra hikayesi, bir sıkışmışlık öyküsü. Sanki ne yapılsa o kadar iyi olmayacaktır ama hayat devam eder ya bir şekilde film boyunca bunu hissettim.
Filmde müzisyen Yavuz ve öğrencisi Neşe'nin hikayesi anlatılıyor. İstanbul'dan Yozgat'a yolculukları, oradan adım atılan yeni bir hayat, yeni insanlar. Bu insanlardan biri de berber Sabri ve şehrin her türlü kültürel etkinliğinden sorumlu Kamil. Yavuz ve Neşe bir otelde kalırlar ve birlikte bir gazinoda müzik yaparlar. Günleri böyle geçerken birbirlerini daha iyi tanımaya başlarlar.
Benim filmde en sevdiğim karakterlerden biri Kamil oldu. Radyocu, şiir dinletileri yapıyor, aynı zamanda da roman yazıyor. Yavuz ve Neşe'yi çok seviyor, onları dinlemeye gidiyor. Neşe'yle birlikte yeni projeler yapıyorlar. Kendini alttan alta övüşü, burada kültürel her şey benden sorulur tavrı hoşuma gitti. Bu sahneler boyunca gülümsedim.
Uzak İhtimal filminde gördüğümüz içte kalan hisler, söylenememiş sözler ve farklı yönlere giden hayatların bir benzerini de bu filmde görüyoruz. Mahmut Fazıl Coşkun bu üslubu seviyor anlaşılan. Fazla laf, fazla hareketten ziyade daha sade, sakin diyaloglar. Ercan Kesal ve Ayça Damgacı'nın oyunculuklarını da epey beğendim.
Filmin trailer'ına şuradan bakabilirsiniz.İşte bu da Yavuz ve Neşe'nin film boyunca söyledikleri şarkı.
Filmin ismi ve afişi pek güzel. Ben filmi beğendim. Biraz Zeki Demirkubuz filmleri tadında,biraz Yeşim Ustaoğlu ve yenilerden Seren Yüce. Bu film de bir taşra hikayesi, bir sıkışmışlık öyküsü. Sanki ne yapılsa o kadar iyi olmayacaktır ama hayat devam eder ya bir şekilde film boyunca bunu hissettim.
Filmde müzisyen Yavuz ve öğrencisi Neşe'nin hikayesi anlatılıyor. İstanbul'dan Yozgat'a yolculukları, oradan adım atılan yeni bir hayat, yeni insanlar. Bu insanlardan biri de berber Sabri ve şehrin her türlü kültürel etkinliğinden sorumlu Kamil. Yavuz ve Neşe bir otelde kalırlar ve birlikte bir gazinoda müzik yaparlar. Günleri böyle geçerken birbirlerini daha iyi tanımaya başlarlar.
Benim filmde en sevdiğim karakterlerden biri Kamil oldu. Radyocu, şiir dinletileri yapıyor, aynı zamanda da roman yazıyor. Yavuz ve Neşe'yi çok seviyor, onları dinlemeye gidiyor. Neşe'yle birlikte yeni projeler yapıyorlar. Kendini alttan alta övüşü, burada kültürel her şey benden sorulur tavrı hoşuma gitti. Bu sahneler boyunca gülümsedim.
Uzak İhtimal filminde gördüğümüz içte kalan hisler, söylenememiş sözler ve farklı yönlere giden hayatların bir benzerini de bu filmde görüyoruz. Mahmut Fazıl Coşkun bu üslubu seviyor anlaşılan. Fazla laf, fazla hareketten ziyade daha sade, sakin diyaloglar. Ercan Kesal ve Ayça Damgacı'nın oyunculuklarını da epey beğendim.
Filmin trailer'ına şuradan bakabilirsiniz.İşte bu da Yavuz ve Neşe'nin film boyunca söyledikleri şarkı.
5 Temmuz 2014 Cumartesi
Yeni ' Ay Savaşçısı' üzerine düşünceler bir ki...
Çocukluğumun biricik animesi Ay Savaşçısı'nı ne kadar sevdiğimi bilmeyen kalmamıştır herhalde. Bloğumdan da anlaşıldığı üzere en büyük fanlarından biriyim. Yeniden başlayacağını duyduğumdaki heyecanı da tahmin edersiniz. Ve bugün ilk bölüm yayımlandı. İlk bölümü henüz izlemişken sıcağı sıcağına yorumlarımı bırakıyorum.
- İsim değişikliği ile başlayalım. "Sailor Moon" oldu "Sailor Moon Crystal".
- Toplamda 5 sezon ve 200 bölümden oluşan animenin bu sezonu 26 bölüm sürecek ve 2 ayda bir yayımlanacak. Bu pek hoş olmadı tabii, 2 ay bir bölüm beklemek- ki 25 dakika sürüyor bir bölüm-. İsterseniz biriktirip izleyebilirsiniz ya da benim gibi sabırsızsanız ve de çok özlemişseniz dayanamayabilirsiniz.
- Bu sezon ilk sezonun manganın orjinaline uygun olarak yeniden çekimi olacak. İlk bölümde kemik olay örgüsü aynıydı fakat çizimler farklıydı ve yeni eklenen birtakım unsurlar da vardı. Bunlara birazdan değinicem.
- 5 sezon boyunca animede olay örgüsünün ilerleyişine göre mangadan farklılaşmalara gidilmişti. 26 bölümlük bu sezonda ise bire bir manganın aynısı çekiliyor. Ben mangayı okumadım ancak iki bölüm arasındaki farklara şöylece bir değinebilirim.
- Öncelikle teknolojinin gelişmesi paralelinde çizimler, renkler ve görüntüler epey farklı. İlk sezonun 1992-1993'te çekildiğini, yani aradaki 20 yıllık bir farkı göz önünde bulundurursak bu durum son derece normal.
- Jenerikle başlayalım. Eski jenerik Şeker Kız Candy tadında, daha bir çizgi film havasında. Yeni jenerik ise hem biraz daha romantik hem de daha hızlı, eğlenceli ve daha büyük bir yaş grubuna hitap ediyor gibi. Ben eski jeneriği de seviyordum ama yeni jenerik çok daha güzel!
- Çizimler mangadakiyle bire bir aynı yeni sezonda. Karakterlerin boyu daha uzun ve daha zayıflar. Eski sezonda Usagi daha kilolu ve yuvarlak bir yüze sahipti. Şimdiki Usagi ise küçücük ve incecik bir yüze sahip. Doğrusunu söylemek gerekirse ben eski Usagi'yi daha çok seviyordum. Neden diyeceksiniz çünkü karakterlerin görünüşleri ile birlikte hareketleri de değişmiş durumda. Eski Usagi'nin çizimleri daha başarılıydı. Hareketleri daha büyük, sesiyle uyumlu ve daha komikti. Şimdiki Usagi'nin sesiyle hareketleri arasında bit uyumsuzluk var. Aynı şımarık sese sahip ancak hareketleri daha olgun. Mimikleri ve yüz ifadesi genel anlamda genç kız havasında. Halbuki ilk sezonun yeni baştan çekildiğini düşünürsek bu biraz saçma oluyor. Çünkü Usagi büyümüş filan değil, hala ortaokula gidiyor, 15 yaşlarında.
- Öğrendiğim bir başka şey ise Mamoru ile ilgili. Animede Mamoru kırmızı gül atarak Usagi'yi düştüğü zor durumdan, kötü savaşçılardan kurtarıyordu. Bu sadece animeye özgü bir durum, mangada böyle bir özelliğe sahip değil Mamoru.
Yeni sezonun ilk bölümünü şuradan izleyebilirsiniz.
İyi hafta sonları :)
3 Temmuz 2014 Perşembe
Sinek Isırıklarının Müellifi- Barış Bıçakçı
"Editör Hanım, bunca acıya rağmen hala hayatta olduğumuza göre ya üçkağıtçıyız ya da umudumuz var. Ben kendimi üçkağıtçı gibi hissediyorum.
Editör hanım, Max Beckmann'ı bilir misiniz? 1884-1950 yılları arasında yaşamış bir Alman ressam, yirminci yüzyıl insanının yol açtığı dehşete tanık olmuş ve kayıtsız kalamamıştı. " Aşırı duyguları yaşamak biçim yaratmanın kendisidir." demişti. "Biçim kurtuluştur." Öfke, acı, dehşet, yalnızlık,korku, sıkışmışlık, huzursuzluk... Bu duyguların itici renkler, çarpıtılmış şekiller kullanılarak aktarılmaya çalışıldığı bir resim aynı zamanda nasıl güzel olabilir? Beckmann bunu başarmıştı, çünkü tanık olduğu şeylerin tahakkümünden biçim üzerine yoğunlaşarak kurtulabileceğini görmüştü.
Günümüzde biçim üzerine bir tartışmaya girmek için ağzınızın epey laf yapması gerek ve ortalık bayağı karışır. Ama şurası açık ki modern toplumda aşırı duygular yaşamak, hoş karşılanmayan bir şey. Bunun için hekimlerimiz ve ilaçlarımız var. Ne olursa olsun hayatın devam edeceğini bize bildiren dostlarımız var.
Kendi acılarımıza ve başkalarının acılarına hiçbir yeni biçim arayışına girmeden tanık olmamız ve sessizce katlanmamız bekleniyor. Günümüzün dünyası Beckmann'ın dünyasından daha tekin bir yer değil. Her şey kendini ölçüsüzce çoğaltarak var olmaya çalışıyor: insanlar, silahlar ve para.
Hayata baktığımızda orada, çöplüklerin ve cinayetlerin saltanatını görüyoruz, orada minarelerin ve süngülerin gülünç, berbat şiirini görüyoruz, kirli savaşların heybetli anıtını görüyoruz. Edebiyat yavaş yavaş lüks haline geliyor. Bu koşullarda yazmak, tek ve öldürücü bir hamleyse anlamlı. Ötesi üçkağıttan başka bir şey değil.
Yayınevinize teslim ettiğim romanı yazarken, elbette ben de o tek ve öldürücü hamleyi aradım, hep aradım. Ama şimdi yazdıklarımı düşünüyorum da...
Beş yaşımda, annem ve babamla bir taksiye binip sünnet olmaya giderken, annemin elinden tutmuştum. Korkuyordum. Babam ön koltuktan bana doğru dönüp canımın hiç acımayacağını müjdelemişti: "Sinek ısırığı gibi bir şey hissedeceksin!"
Hayır, o hamleyi bulamadım! Yazar filan değilim ben Editör Hanım, ben sinek ısırıklarının müellifiyim. Kitabımı basarsanız arka kapağına da okuyucu için lütfen şöyle bir uyarı yazın: Hiç acımayacak!
Saygılarımla..."
(2013, s.128-29.)
29 Haziran 2014 Pazar
Yaz Okuma Şenliği'ni duydunuz mu?
Bu şenlik sayesinde keşfettiğim bir blog Pinuccia'nın Kitapları. Düzenlediği 5. kitap şenliğiymiş. Ben ilk kez bir okuma şenliğine katılıyorum. Kuralları ve kategorileriyle çok eğlenceli bir şey olacağa benziyor. İlgili şenliğin yazısına, kurallara, kategorilere vs. şuradan bakabilirsiniz.
Benim okuma listem ise şöyle:
1. İsminde yaz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların yazın geçtiği bir kitap.
Güzel Yaz- Cesare Pavese
2. Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Yaratık- John Fowles
3. Bir şiir kitabı.
Deli Kızın Türküsü- Gülten Akın
4. Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Benim Adım Kırmızı- Orhan Pamuk
5. Fransız edebiyatından bir kitap.
Şeyler- Georges Perec
6. Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Lujin Savunması- Vladimir Nabokov
7. Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Gece- Bilge Karasu
8. Polisiye/gerilim/korku vb. türde bir kitap.
Kaiken- Jean- Cristophe Grange
9. Bir aşk romanı.
Günlerin Köpüğü- Boris Vian
10. Yabancı dilde bir kitap.
Harry Potter and the Sorcerer's Stone- J.K. Rowling
11. Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız 4 yazardan birer kitap. Yazarlardan ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Büyülenme- Hermann Broch
Mülksüzler- Ursula K. Le Guin
Sevgi Soysal- Tante Rosa
Heba- Hasan Ali Toptaş
Aslında daha fazla kategori var. Benim okumayı seçtiğim kategoriler ve kitaplar bunlar. Şenlik, 21 Haziran'da başlamış ve 21 Eylül'de bitiyor. Şenliğe istediğiniz zaman katılabiliyorsunuz ve istediğiniz kategorilerde seçtiğiniz kitapları okuyorsunuz. Yani bütün kategorilerde kitap okuyacaksınız diye bir kaide yok.
Tüm kitap kurtlarına bol okumalı bir yaz dilerim :)
deeed
28 Haziran 2014 Cumartesi
happy list.
Yaz geldi. havalar sıcak. Gerçi bulunduğum şehirde kış kış olarak yaşanmadı, keza bahar da. Haliyle yaz da o kadar sıcak geçmiyor. İzmir'in yakıcı sıcağından sonra buradaki havadan son derece memnun olduğumu söyleyebilirim. Evet, birçok kişi tatillerde denizin, kumun, güneşin tadını çıkarıyor. Ben, ilk yılım olması sebebiyle iş izni alamıyorum. İlk tatil planım bayram için. 1 haftalık bir tatil planı yapıyoruz ablamla. Çok mutlu ve heyecanlıyım bu hususta. Belki Olympos'a gidip bungolov evlerde kalabiliriz.
25 yaş bir insan için değişimlerin, büyümelerin yaşıymış. İş hayatına girmekse çeşit çeşit insan tanımak ve büyümek için en elverişli alan. Ben yine de her şeyi tüm hayatı basit algılamak için uğraşıyorum. Küçük sorunların içine boğulduğumda, insanlardan ölesiye bunaldığımda derin bir nefes alıyorum. penceremden dışarıya bakıyorum. işte şurada bir ağaç var, ben de buradayım. O ağaç nasıl sakin, kimi zaman rüzgarla oradan oraya savruluyor ama bir şekilde varlığını devam ettiriyorsa, ben de tüm savrulmalarla hayatımı yaşarım, hayatın bu şekilde güzel olduğunu da hiç aklımdan çıkarmam, diyorum.
Jane Austen'ın ve Barış Bıçakçı'nın kitabını bitirdikten sonra ilk sırada Büyücü kitabıyla kendine hayran bırakan John Fowles'ın "Yaratık" isimli kitabı var. Çok çok merak ediyorum!
Temmuz ayı için planım:
- Akademik okuma listemi bitirmek.
- Elimdeki 2 kitapla birlikte 5 kitap bitirmek.
- Bulunduğum şehirdeki henüz gitmediğim tarihi ve diğer yerleri gezmek.
- Fantastik bir seriyi okumaya başlamak.Muhtemelen Harry Potter.
- Yeni bir eve taşınmak.Umarım istediğim gibi bir ev bulurum.
- Okuldaki odamı düzenlemek. Yeni ofis malzemeleri almak.
- Çiçek yetiştirmeye başlamak. Pembe ve beyaz gül ekmek istiyorum. Bir de belki sümbül ya da yasemin. Hem ev hem de ofis için.
- Yüzme kursuna gitmek.
- Henüz görmediğim 2 şehiri ziyaret etmek.
- 1 haftalık da tatil yapabilmek.
Ağustos ayında kazıya gidiyorum. O vakte kadar listemdekilerin hangilerini yapmış olacağım Temmuz bitiminde sizlerle paylaşırım.
Havalar çok sıcak diye şikayet etmeyin. Soğuk bir limonata yapın, ayaklarınızı uzatın ve güzel bir kitap okuyun. 5 Temmuz'da başlayacak olan Sailor Moon Crystal'a da föz atmayı unutmayın.^^
21 Haziran 2014 Cumartesi
'Girls' dizisine dair izlenimler
Ders sürecinin ilk dönemi bitmiş, ödevler verilmiş, sunumlar yapılmış, sınavlara girilmiş ve kocaman bir "OH!" dedikten sonra.. işte şimdi buradayım. Yüksek lisansın o uykusuz, yorucu geceleri, "hiçbir şey yetişmiyor" çığlıkları sonrasında bu diziye başlamamla yüzümdeki gülücüklerin sayısı da beşer onar arttı.
'Girls' Amerikan yapımı HBO'da yayınlanan bir dizi. HBO yapım dizileri çok severiz biliyorsunuz (bkz. Game of Thrones). Şu an toplam 3 sezonu yayınlanmış, ben 2.sezona henüz geçtim ve bayıla bayıla izliyorum. İlk olarak 2012'de başlamış, dizinin yaratıcısı ise aynı zamanda başrolde oynayan Lena Dunham.Kendisi henüz 28 yaşında ve oldukça başarılı.
Dizi New York'da yaşayan 4 kız arkadaşın ilişkileri ve yaşadıklarına odaklanıyor. Başrolda Hannah, diğerleri Marnie, Jessa ve Shoshana. Jessa ve Shoshana kuzenler. Hannah, yazar olmak için çabalıyor. Ailesi maddi yardımı kestiği için dergilerde çalışıyor ve sürekli iş değiştiriyor. Kilolu olmasına rağmen bunu pek dert etmiyor aksine Hannah'nın dişiliği ön plana çıkarılmış durumda. Adam adında tuhaf bir şekilde dans eden hatta komple tuhaf davranışları olan bir sevgilisi var. Ama bence çok şirin, ben sevdim Adam karakterini. Marnie, iş güç sahibi, güzel, uzun süreli ilişkisi olan 24 yaşlarında bir kız. Onun sevgilisiyle ilişkisi dizideki yerinin odak noktasını oluşturuyor. Sevgilisinin ismi Charlie. Charlie bir grupta çalıyor ve şarkı söylüyor aynı zamanda da yakışıklı, çok dürüst, düzgün ve de romantik biri. Gelgelelim Marnie onun bu durumundan çok sıkılıyor, onun daha sert daha "erkeksi" mi denir işte öyle biri olmasını istiyor. Hani biz kızlar sürekli erkek arkadaşlarımızın romantik olmalarını ister ama amiyane tabirle aşırı duygusala bağladıklarında sıkılırız daralırız ya işte Marnie de aynen bu daralmayı yaşıyor. Benim en sevdiğim karakterlerden bir diğeri de Jessa. Jessa'nın giyim tarzını çok seviyorum. O, çocuk bakıcılığı yapıyor. Biraz sert ve alabildiğine çılgın bir karakter. Her an herkese her şeyi diyebilecek, pat diye "ben evlendim!" diyerek ortaya çıkabilecek insanlar vardır ya işte onlardan biri. Shoshana ve Jessa, Marnie ile de Hannah ev arkadaşılar.
Dizi çok doğal, karakterler eğlenceli, arkadaşlık ilişkileri ve yaşadıkları sorunlar çok gerçek. Bir bölüm izledikten sonra mutlaka bir bölüm daha izleyesiniz geliyor. Dizinin biraz pornografik sahneler de içerdiğini not edelim. İzlemek isteyen ona göre karar versin.
Benim son zamanlardaki favori dizim. İyiki başlamışım demekten kendimi alamıyorum.
'Girls' Amerikan yapımı HBO'da yayınlanan bir dizi. HBO yapım dizileri çok severiz biliyorsunuz (bkz. Game of Thrones). Şu an toplam 3 sezonu yayınlanmış, ben 2.sezona henüz geçtim ve bayıla bayıla izliyorum. İlk olarak 2012'de başlamış, dizinin yaratıcısı ise aynı zamanda başrolde oynayan Lena Dunham.Kendisi henüz 28 yaşında ve oldukça başarılı.
![]() |
| Soldan sağa sırasıyla; Marnie, Jessa, Hannah ve Shoshana. |
Dizi çok doğal, karakterler eğlenceli, arkadaşlık ilişkileri ve yaşadıkları sorunlar çok gerçek. Bir bölüm izledikten sonra mutlaka bir bölüm daha izleyesiniz geliyor. Dizinin biraz pornografik sahneler de içerdiğini not edelim. İzlemek isteyen ona göre karar versin.
Benim son zamanlardaki favori dizim. İyiki başlamışım demekten kendimi alamıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Saat 00:55. Saatler bu gece 1 saat ileri alınıyormuş. Bilginize. Bugün bütün gün temizlik yaptım ve şu an okuduğum kitapları ayıklarken ep...
-
kucağımda uyuyan bir adet Jeton Dün akşamdan beri kendisi benimle. İlk kez bir kedi sahipleniyorum. Çok çok mutluyum. çok tatlı. ben...









