24 Mayıs 2013 Cuma

Weeping Meadow

Karalama defterimin ilk yazısı olarak dün izlediğim bir filmi seçtim. Sınavlara hazırlanırken yarım bırakıp izlemediğim ve sınav geçince de hemen bilgisayarıma sarılıp açıp izlediğim bir film bu:Ağlayan Çayır. Film  Theodoros Angelopoulos’un 2004 yapımı son üçlemesinin ilk filmi. Üçlemenin diğer filmleri: Zamanın Tozu(2009) ve gösterime verilmeyen Öteki Deniz (2012). Filmin orjinal dili Yunanca. ve süresi 160 dk.
Yıl 1919. Bolşevik devrimi sırasında her yana yayılan Kızıl Ordu Odessa’yı da istila etmiştir. Bu istiladan kaçan bir grup Yunanlı mülteci Yunanistan’da bir nehrin kıyısına gelir ve film başlar.Mülteciler bu nehrin kıyısındaki arazide kendilerine bir hayat kurarlar. Filmin iki baş karakteri Alexis ve Alexis’in ailesinin savaş sırasında evlat edinmek durumunda kaldığı Eleni. Film, bu iki küçük çocuğun büyümesi,birbirlerine olan vefalı aşkları,kaçışları ve onları sınayan tüm siyasi ve sosyo-ekonomik koşullar ekseninde ilerler. Filmde sürekli devam eden kaçış, yer edinememe durumları kayıklarla simgeleştirilmiş; siyah ve beyaz bayraklar  ise bitmek bilmeyen savaş ve barışın temsilini üstlenmiş. Filmlerinde mitolojik ögelere sıklıkla başvuran Angelopoulos burada da Eleni’yi Troyalı Helen ile özdeşleştirir. “Eleni de tıpkı Troyalı Helen gibi, ne vatanı var ne de sonunda bir kalbi kalıyor” diye açıklamış bu durumu. Her ne kadar film Angelopoulos’un siyasete olan inancını kaybettiği ve daha çok bireye yöneldiği dönemlerine denk gelse de karakterleri toplumsal olaylardan soyutlamıyor ve onları toplumsal bağlamda yerlerine konumlandırarak aktarıyor. Yine Balkanların tarihi, özgürlüğü arayan bireyin tarihteki konumu ve gerçek sevginin sonsuzluğu gibi olgular göze çarpıyor.
Filmde olaylar, karakterler ve mekanlar geniş açıdan çekilerek yansıtılmış. Yavaş ve ağır ağır ilerleyen görüntüler sessiz sedasız geçip giderken filmin her sahnesi içinizde bir yumru oluşturuyor. Yine Eleni Karaindrou’ya ait olan film müzikleriyle birlikte mükemmel bir Angelopoulos filmi çıkıyor ortaya.
Image
Filmde beni en çok etkileyen sahneler:
- Alexis’in Amerika’ya gitmeden Eleni’yle iskelede ayrılışları. Eleni’nin Alexis’e ördüğü kırmızı yünden kaşkolun (sanırım kaşkol) söküldüğü sahne. Bu sahne onların birbirlerini gördükleri son sahneydi ve yünün sökülüşü güzel bir simgeleştirmeydi.
- Çifte gözdağı vermek amaçlı koyunların bacağından asıldığı sahne.
-Alexis’in Amerika hayali ve sonrasındaki hisleri. Şöyle dile getiriyor bunu Alexis Eleni’ye mektubunda:
Sevgili Eleni…
Okyanusta binlerce tehlike atlattıktan sonra Amerika’ya büyük bir heyecanla ve büyük umutlarla vardık. Ellis Adası’da bizi sıkı bir kontrolden geçirdiler. Dezenfekte edildik. Aşağılandık. Her şey yavaşça, işkence yaparcasına karanlıkta gerçekleştirildi. Kusmuk kokan pis bir odada uyandım. Markos yanımda uyuyor, horluyordu. “Amerika bu mu?” diye sordum…”
-Son olarak Eleni’nin oğlu Yannis’i kaybettikten sonraki sayıkladığı sahne.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder