24 Mayıs 2013 Cuma

Sen Aydınlatırsın Geceyi

"İnsan endişeden yaratılmıştır." Euripides
Onur Ünlü’ye ait filmin  süresi 107 dakika. Eflatunfilm yapımı. Oyuncular arasında Ali Atay, Demet Evgar, Damla Sönmez, Ahmet Mümtaz Taylan, Cengiz Bozkurt ve Serkan Keskin gibi isimler var. Çoğunu Leyla İle Mecnun’dan biliyoruz zaten. Türk sinemasında artık  pek görmediğimiz bir şekilde film siyah-beyaz. Siyah-beyaz filmleri seven benim üzerimde güzel bir etki yarattı bu durum. Onur Ünlü de söyleşide her yönetmenin bir siyah-beyaz film çekmek isteyeceğini ve filmin konusunu daha iyi yansıtabilmek için böyle bir tercihi olduğunu söyledi.
Film Manisa’nın Akhisar ilçesinde geçiyor. Adını nadiren duyduğumuz, medyada da pek yer etmeyen şehirlerde film çekme durumu son zamanlarda arttı gibi. Kelebeğin Rüyası (Zonguldak) ve Araf (Karabük) da bu örneklerden. Bu durum beni sevindiriyor çünkü belli alanlarda yoğunlaşmayı engelleyip, farklı coğrafyaların varlığını bize tekrar tekrar anımsatıyor.
Filmde bir berber dükkanında çalışan ve babasıyla yaşayan Cemal ve onun hayatına dahil olan insanların hayatlarına tanık oluyoruz.Genel olarak gerçek ve hayalin iç içe geçmiş olduğu filmde karakterlerin hemen hepsinin doğaüstü güçleri var; ölümsüzlük, zamanı durdurma, duvarlardan geçme, duvarların arkasını görebilme ve elleriyle nesneleri yönlendirebilme gibi. Bir tek Cemal’in babasının bir yeteneği yoktu, daha doğrusu birçok izleyici gibi ben de öyle sandım. Ancak söyleşide Onur Ünlü onun da bir yeteneği olduğunu, daha dikkatli izlenmesi gerektiğini söyledi. Filmi bir kere daha izlemek gerekli diye düşünüyorum birçok açıdan.Ayrıca karakterlerin doğaüstü yetenekleri olması kimseye garip gelmiyor filmde. Yani film bir süper kahramanlık filmi değil. Onur Ünlü bir röportajında şöyle açıklamış bu durumu:
 Parmağıma değil, işaret ettiğime bak, hep söylediğim gibi. Ben hikayeyi, bunların bu güçleri olmasaydı, neler olurdu diye düşünerek kurmaya çalıştım. O duvarın içini görmeseydi de, aralık kapıdan görseydi, olurdu. Asıl kuvvetini olağanüstü olandan değil, insan olmaktan kaynaklanan çatışmadan alsın istedim.”
Filmde komik ögeler olmasına rağmen kesinlikle bir komedi filmi değil, aksine dram ağırlıklı. İnsanlarda genellikle öyle bir algı oluşuyor. Leyla İle Mecnun dizisini sevenlerde özellikle. Diziyi ben de takip ediyorum, bu yüzden bir önyargım vardı dizideki birçok oyuncunun filmde de rol alıyor olması konusunda. Ancak izleyicilerde – yalnızca bizim salonda böyle olduğunu da sanmıyorum- genellikle her şeye gülme refleksi vardı. Bu durum beni biraz rahatsız etti.
Filmde benim en sevdiğim/etkilendiğim sahneler şunlar oldu:
1. Cemal’in doktorun verdiği antidepresan ilaçlarını Yasemin’le paylaştığı ve kusarken evlilik teklif ettiği sahne. Alışılanın epey dışındaydı ve şu anlamda ilginçti bana göre. Toplumda fazlaca değer biçilen belli başlı bazı durumlar, yaşantılar vardır evlilik, evlenme teklif an’ı gibi. O sahne evliliğin ileriki aşamalarından bir sahneyle evlilik teklifi an’ının birleşimiydi ve tabu yıkıcıydı. Karakterlerin doğaüstü güçlerinin olmasının bir önemi olmaması gibi o an’ın da algılarımızdaki yeriyle oynanması gayet güzeldi. Evet güldük ama bir şeyler de aldık o sahneden.
2. Cemal’in karısını kıskanıp dövdükten sonra karısının kuyumcuya gitme sebebini öğrenmemiz ve kalkıp yemek hazırlamaya gidişi. Hepsi ne kadar gerçekti.
3. Cemal’in karısından özür dilemek için kitapçı kızdan aldığı Shakespeare’in Soneleri’nden bir parça karısına okuduğu sahne. Burada da yine Romeo ve Juliet’teki meşhur balkon sahnesine benzer bir sahne vardı. Ancak tam şiir okunması esnasında Cemal’in babasının içeri girmesiyle bu sahne de deformasyona uğruyordu. Evlilik sahnesinin bir benzeri de bu sahneydi diyebilirim.
4. Kitapçı kızın zamanı durdurduğu sahne. Aşık olma an’ının çok hoş bir tarifiydi. Ayrıca tüm bu hayat kargaşası ve koşuşturmaların içerisinde bir an’lığına bile olsa zamanın durmuş olması bende çok güzel bir etki yarattı.
5. Cemal’in kitapçı kızın kollarını kesmesi, sonrasında yanında taşıması ve elleri birbirine birleştirdiği son sahneler.
Cemal’in hayatına giren iki kadının da ortak özellikleri olması, ikisinin de kendine yalan söylediğini düşünerek onları cezalandırması ve kadınların ailevi yaşantılarının birbirine benzemesi durumlarının yönetmende ya da filmde bir alt karşılığı olsa gerek. Doktorun gözünden kan gelmesi ve bunu sürekli mendille silmesinin de. Bazı anlaşılamayan detaylar ikinci izlenişte daha iyi anlaşılır sanıyorum.
Filmdeki önemli bir diğer şey de sahnelerin ani kesintilerle birbirinden ayrılmasıydı. Onur Ünlü söyleşide izleyiciyi filme çok kaptırmama ve düşünmesi için zaman tanıma sebebiyle böyle bir yol izlediğini söyledi. Brecht’in oyunlarından bildiğimiz bu yöntem filmde de istediği amaca ulaşıyor. Filmde Cemal’in motor sürmeleri, çalan müzikler ve doğa sizi öyle içine alıyor ki dev bir adam görmek ya da duvarlardan geçebilmek size hiç tuhaf gelmiyor.Oyuncuların şiveli konuşmalarını fragmanı izlediğimde biraz yadırgamıştım ama izlerken önyargılarım kırıldı. Oyunculuklar gayet başarılıydı. 
Türk sinemasında farklı bir ses olan bu filme puanım 10 üzerinden 8.

1 yorum:

  1. Merhaba :) Benim blogumu takibe almışsınız, ben de hemen koştum geldim :)
    Ne var ne yokmuş diye bakınırken, bir Onur Ünlü fanı olarak, bu yazıya kondum :D Bence müthiş bir filmdi. Filmden bahsettiğim yazılarımdan biri şurada: http://afede-hali.blogspot.com.tr/2013/11/sen-aydinlatirsin-geceyi.html

    Özellikle metaforlarına bayılırım Ünlü'nün. Sizin de yazdığınız doktorun gözünden kan gelmesini, "kan ağlamak" deyimiyle özdeşleştirmiştim. Tıpkı Cemal ile kitapçı kızın "başına taşlar yağması" gibi... Konuşacak çok detay var ;)

    YanıtlaSil