8 Mart 2014 Cumartesi

Happy yourself.


Bugün için planım: Okula gidip ödevimi bitirmek ve çıkıp waffle yemek.

Herkese mutlu haftasonları.

:)

2 Mart 2014 Pazar

i am here!

Bu aralar böyle uyuyorum

Herkese kocaman bir merhaba!



Kim okuyor bloğumu bilmiyorum daha doğrusu birkaçını biliyorum, onlar da arkadaşlarım. Onun dışında her kim açıp da merak edip okuyorsa ne mutlu. Seviniyorum ben bloğum okundukça.


En son Şubat ayında yazmışım ama bu süre zarfında hayatımda o kadar çok şey oldu ki çok uzun zamandır yazmıyorum gibi geliyor.


Bu süre zarfında öyle yoğundum ki yeni yeni durup biraz soluklanmaya vakit bulabiliyorum.Hemen yazmak istedim buraya da bir şeyler.







Ben bu aralar;

  • Okuluma, işime ve evime alışmaya çalışıyorum bir de bu yeni şehre
  • Aslında oturup alışıyor muyum diye düşünmeye bile vaktim olmuyor, farkında olmadan alışıyorum
  • Asistanlığı öğreniyorum
  • Yüksek lisans derslerime çalışıyorum
  • Ödevlerimle boğuşuyorum
  • Okuyorum, okuyorum, okuyorum
  • Sürekli çıktı alıyorum
  • Evimi düzenliyorum
  • Hep bir eksik çıkıyor
  • Yeni eşyalar alıyorum
  • Yalnız yaşamaya bu kadar kısa sürede alışabildiğime şaşırıyorum
  • Önyargılarımdan sıyrılıyorum
  • Korkularımı aşıyorum
  • Yapamam dediğim şeyleri yapıyorum
  • Mutlu oluyorum
  • Gülüyorum, gülümsüyorum, gözlerimin içi parlamaya başlıyor yeniden
  • Bol bol tramvaya biniyorum. Tramvaya binmeyi çok seviyorum
  • Yürüyorum kimi zaman da, hava soğuk da olsa arşınlıyorum yolları
  • Hemen hemen her gün elimde ağır ağır kitaplarla eve dönüyorum
  • Yeni insanlar tanıyorum
  • Gülmeyi seven insanları ben de seviyorum
  • Hangi ortamda olursa olsun kadınların hiç değişmediğine şaşıyorum
  • Bazen yalnız hissediyorum
  • Bazen hep yollarda olmak istiyorum
  • Geceleri erkenden uyuyorum
  • Yavaş yavaş düzenimin oturmaya başlamasına seviniyorum
  • İstediğim alanda çalışacağım için içim kıpır kıpır oluyor
  • Sabah uyandığımda sevdiğim bir işe gidiyor olduğum için mutlu oluyorum
  • Emek verilen bir şeyin mutlaka bir sonuca ulaştığını görüyorum tekrardan
  • Programlar yapıyorum
  • İnsanları gözlemliyorum, şehri, yolları, her şeyi
  • Bölüm kitapları dışında kitap okuyamıyorum. Vakit yok demek bir bahane değil elbette ama evet bulamıyorum
  • Film izleyemiyorum, yine aynı sebepten.
  • Okul ve ev düzenim oturmaya başladığı için yine yeniden başlayacağım okumaya ve izlemeye
  • Sinemaya ve tiyatroya gidiyorum ara ara
  • Yurtdışı hayalleri kuruyorum, planlar yapıyorum
  • Az yemek yiyorum, 2 ya da 3 kilo verdim buraya geldikten sonra
  • İştahım yavaş yavaş geri gelmeye başlıyor
  • Hasta oluyorum sık sık iklim değişikliğinden dolayı
  • Büyüyorum
  • Saçlarım uzuyor gitgide
  • Saçımı boyatma düşünceleri dolaşıyor kafamda
  • Gardrobumu yenilemeye başlıyorum yavaştan
  • Baharın gelmesini istiyorum, çiçekler açsın, kelebekler uçuşsun,
  • İnternette pek vakit geçirmiyorum bir süredir
  • Yeni defterler, kalemler, ajanda ve bilimum kırtasiye ve ofis malzemesi bakınıyorum
  • Diğer şehirlerdeki arkadaşlarımı özlüyorum
  • Zamanın ve hayatın insanları ayrıştıran, uzaklaştıran yapısına sinir oluyorum
  • Sevdiklerim hep benimle olsun istiyorum
  • Bol bol çay içiyorum
  • Pek televizyon izlemiyorum daha doğrusu izlemiyordum.Artık televizyonum var, bugünden beri
  • Hayatımda yeni bir süreç, bembeyaz bir sayfa açıldığı için çok mutluyum.Attığım her adım, yaşadığım her şey yepyeni, tertemiz
  • Bisiklet almayı planlıyorum
  • Yeni kurslara başlayacağım
  • Bazı küçük şeylere çok fazla seviniyorum. Bugün öğrendiğim bir haber gibi. Ay Savaşçısı tekrar başlayacakmış. Sabah gördüğümde mutluluktan havalara uçtum.
  • Meyve yemeyi yine unutuyorum
  • Süt içmeyi unutmuyorum
  • Rüyalarımı unutuyorum
  • Bol bol hayal kuruyorum, planlar yapıyorum

İşte bu aralar benim hayatım böyle ilerliyor.

Son olarak yazıların sonunu hiç toparlayamıyorum. 



4 Şubat 2014 Salı

Yeni yeni başlangıçlar.

Hayatımda bir devrin kapanıp yeni bir sürecin başladığı günler yaşıyorum. Hem mutlu hem heyecanlı yer yer de üzgünüm. Yer yer olmadı sanırım burada zaman zaman diyelim.

Öncelikle taşınıyorum! Çocukluğumun, ergenliğimin, üniversite yıllarımın geçtiği Ege'den Anadolu'nun bağrına gidiyorum. Alıştığım ılık hava yerini kuru bir soğuğa ve kara bırakacak. Kar görünce mutluluktan deliye dönen İzmirli'lerden biri olarak buna seviniyorum. hem de çok.

Taşınma sebebime gelirsek, taşınıyorum çünkü ben artık çiçeği burnunda bir araştırma görevlisiyim. Artık gerçek bir yetişkin oluyorum. "Yıllar ne çabuk geçiyor ah ah!" moduna girmiş durumdayım. Ailemden ayrılacağım için üzgünüm sadece. Her ne kadar üniversiteyi şehirdışında okumuş olsam da içimde bir parça burukluk var.

 Gerçek anlamda "büyümek" dedikleri şey de bu noktada başlıyor sanırım. Tek başına ayakta durabilmekle oluyor. Ben yine de hiç büyümek istemeyenlerdenim ama neyse.

 Bugün yola çıkıyoruz ve hala daha hazırlamam gereken çantalar var. Gidip işe koyulmadan önce buradan  yeni hayatıma tek bir lafım var.

 MERHABA!


27 Ocak 2014 Pazartesi

Kitapları yarıda bırakmalı mı bırakmamalı mı?

Önceden bu konuya yaklaşımı katı olan ben yavaş yavaş yumuşamaya başladım.

Bu konuda 2 grup var elimizde. Bir kere başlanmış kitabı ne olursa olsun bitirme taraftarı olanlar ve sıkılınca bırakabilenler. Ben ilk grupta oldum hep. Çok nadir o anki ruh halime hiç uymayan bir kitap olduğunda yarım bırakmışımdır.

Bu aralar da elimde evirip çevirdiğim, zorla okumaya çalıştığım Mahur Beste var. Bir türlü ilerlemiyor kitap, ben de zorla alıp birkaç parça okuyup geri bırakıyorum. "Olsun, yine de okuyup bitirmeliyim." diyorum.
Tabii bunda bir önceki okuduğum kitabın sürükleyiciliğinin de etkisi var. Bir de epey Osmanlıca kelimeler içerdiğinden yoruyor bir noktadan sonra.

Belki farklı bir zaman diliminde başlasaydım daha farklı düşünürdüm bilmiyorum. Özetle bazen bazı kitaplarla olmuyor, olamıyor. Tat almadan, sırf yarım bırakmamak adına okumak da pek kimseye faydası olmayan bir durum. 

Böyle olunca çok zorlamamak başka bir kitaba başlamak gerek diye düşünüyorum artık. 
Ben yine de bitirme alışkanlığımdan kolay kolay vazgeçemem tabi ama en azından bu kitabı bırakmakla başlayabilirim.

15 Ocak 2014 Çarşamba

Korku kitapları listesi

Birkaç yazımda korku türünü ne kadar sevdiğimden bahsetmiştim. Goodreads'de listeler arasında dolanırken böyle bir liste buldum. Aralarından seçtiğim bazılarını paylaşıcam sizlerle. Hem yeni korku kitapları almak istediğimde buradan bakabilirim sanırım.

Korku türü tam kış mevsimine yakışır bir tür bence. Sıcak yorganın altında hem korkarak hem daha da merak ederek okuduğumuz kitaplar. Çok keyifli.

Benim seçtiklerim şöyle :


  1. The Shining- Stephen King
  2. The Exorcist- William Peter Blatty
  3. Coma- Robin Cook
  4. Whispers- Dean Koontz
  5. The Black Cat- Edgar Allan Poe
  6. The Alienist- Caleb Carr
  7. The Scare- Robert Shaw
  8. School  Colors Day- Alshia Delores Moyez
  9. The Witches of Barrow Wood- Kenneth Balfour
  10. Necronomicon: The Best Weird Tales- Howard Phillips Lovecraft

Listenin tamamı ise şurada: best horror novels

Manhattan


:)

12 Ocak 2014 Pazar

Hart of Dixie dizisine dair ilk izlenimler


Bu aralar yeni yeni dizilere başlıyorum. Kimini pek sevemeyip yarım bırakıyorum kimine de devam ediyorum. Hart of Dixie de yeni başladıklarımdan biri. Romantik-komedi tadında. Başrolde Rachel Bilson var.

New York'lu Zoe Hart genç ve güzel bir doktor. Kalp cerrahisi üzerine uzmanlaşmak istiyor ancak başvurduğu yerlerden olumlu bir dönüş alamıyor. Mezuniyet töreninde kendisine Alabama'da iş teklif eden yaşlıca bir doktorun teklifini düşünüyor ve oraya taşınıyor. Gittiğinde öğreniyor ki bu doktor kendisine kliniğini bırakmış ve de ölmüş. Yavaş yavaş oraya alışmaya başlıyor, nişanlı genç bir avukattan hoşlanmaya başlıyor.

Şimdilik böyle. Ben de daha az izledim  ve sevdim. Geçiş dönemleri için birebir ve mutlu hissettiren bir dizi.

Bi bakın derim.

Mutlu eden filmler listesi

'Feel-Good Movies' olarak bilinen filmlerden bahsediyorum. Kimi sinemaseverler bu tarz filmleri pek sevmese ve gerçekçi bulmasa da ben sevenler arasındayım. İzlediğimiz her şey çok derin bir anlamı olan filmler olmak zorunda değil bence, yalnızca o andan keyif almak için de izleyebiliriz.

Böyle filmler bende epey işe yarıyor açıkçası, mutlu oluyorum izledikçe. Blogda da böyle bir liste yapmak istedim, mutlaka faydalananlar olur. Listeyi karışık yaptım herhangi bir sıralama yok yani. Genellikle benim sevdiğim filmlerden oluşuyor, ancak imdb'den bazı listelerden aldığım filmler de var.

Sizin de eklemek istediğiniz filmler olursa yorum bırakabilirsiniz.

İşte benim listem :


  1. Matilda
  2. Grease
  3. Legally Blonde I-II ( Bu Nasıl Sarışın? )
  4. Finding Nemo ( Kayıp Balık Nemo )
  5. Just Like Heaven ( Cennet Gibi )
  6. The Princes Diaries I-II ( Acemi Prenses)
  7. Just My Lucke ( Şansa Bak )
  8. 500 Days of Summer ( Aşkın 500 Günü )
  9. Flipped ( İlk Aşk )
  10. Submarine ( Denizaltı )
  11. Amélie 
  12. Mean Girls ( Kötü Kızlar )
  13. Whatever Works (Kim Kiminle Nerede? ) ( Bütün Woody Allen filmleri de diyebiliriz. )
  14. Juno
  15. Şahane Misafir
  16. An Education ( Aşk Dersi )
  17. Serendipity ( Tesadüf )
  18. The Holiday ( Tatil )
  19. Harry Potter filmleri
  20. Big Fish ( Büyük Balık )
  21. When Harry Met Sally ( Harry ile Sally Tanışınca )
  22. 50 First Dates ( 50 İlk Öpücük )
  23. Im Juli ( Temmuz'da )
  24. Dead Poets Society ( Ölü Ozanlar Derneği )
  25. Spirited Away ( Ruhların Kaçışı )
  26. Bridget Jones's Diary ( Bridget Jones' un Günlüğü )

11 Ocak 2014 Cumartesi

Goodreads'e geri döndüm.

Bir ara kapatmayı düşünüyordum Goodreads'i, çünkü kullanmıyordum. Bazen heves ediyorum böyle üyelikler için sonra unutuyorum, vakit ayıramıyorum. Şimdi daha etkin olucam gibi sanki yani umarım. :)

Takip edin beni, yalnız bırakmayın olur mu.

İşte burada da hesabım: usagi

Büyücü- John Fowles


John Fowles'ın okuduğum ilk romanı Büyücü. Epey sürükleyici ve gizemli bir roman, elimden bırakamadım.
En iyi 20. yüzyıl romanları sıralamasında 93. sıradaymış kitap. John Fowles ilk kez Tanrı Oyunu ismiyle yazmaya başlamış romanı 1950'lerde. Kitap ilk kez 1966'da yayımlanmış.Ben Ayrıntı yayınlarının basımını okudum. Biraz da konusundan bahsetmek istiyorum.

 Nicholas Urfe isminde Oxford mezunu, 25 yaşlarında genç bir adam İngiltere'de bir partide Avustralya'lı Alison Kelly'le tanışıyor ve bir ilişkileri başlıyor, zamanla Nicholas hem ilişkisinin ciddileşmesinden hem de oradaki yaşamından sıkılıp Yunanistan'daki Phraxos adasına İngilizce öğretmeni olarak gidiyor. Oradan da zamanla sıkılmaya başlıyor, uzun yürüyüşlere çıkıyor. Bir gün epey zengin biri olan Maurice Conchis'le tanışıyor ve onun psikolojik oyunlarına dahil olmaya başlıyor. 

Nicholas tam da çağının adamı. Yarı-entelektüel, gündelik yaşamın getirilerinden çabuk sıkılan, kendini edebiyatın ya da şiirin içine dahil etmiş biri, şiirler yazıyor, şair olma hayalleri kuruyor. Conchis'le tanıştığı zaman tam da şiirlerinin ne kadar kötü olduğunu fark ettiği ve hayalleriyle gerçeğin örtüşmediği bir zamana denk düşüyor.

Conchis ile ilgili bilinen en önemli şey ise 2. Dünya savaşı sırasında Almanlara yardım ettiği ve köy halkı tarafından pek sevilmediği. Diğer her şey belli-belirsiz gerçekliği kesin olmayan şeyler. Conchis'in etrafındaki oluşturulan bütün psikolojik oyunlara dahil olan karakterlerle ilgili de aynı şey geçerli, aynı bilinmemezlik ve belirsizlik.

Kitap baştan sona psikolojik bir oyun gibi. Yazar öyle bir noktaya getiriyor ki sizi neyin gerçek neyin hayal olduğunu anlayamıyorsunuz, gerçek sandığınız her şey yerle bir oluyor. Nicholas da tanıştırıldığı insanlar, yaşadığı aşk ve diğer bütün oyunlarla akıl sağlığından bile şüphe eder hale geliyor. Hem içine dahil olmak için her şeyi yapabileceği hem de anlayamadığı durumlardan ötürü öfkeli bir ruh haline bürünüyor zamanla. 

Romanı okurken sonunda çok önemli ve büyük bir gerçekliğe ulaşacağınızı düşünüyorsunuz. Yazar ise sonu okuyucuya bırakmış. İki ayrı son var gerçeklik ya da bilinmezlik, sizin yorumladığınız diğer son. John Fowles gerçek sonun ne olduğuna dair birçok mektup almış okuyucularından ancak yine de sonu okuyucuya bırakmış.

Kitapta Shakespeare'in Fırtına oyununa bol bol göndermeler var bir de mitolojik ögelere.

Kitabın bir de filmi çekilmiş 1968 yılında ancak uyarlama başarısız bulunmuş. Woody Allen filmle ilgili "Eğer dünyaya bir daha gelseydim Büyücü'yü izlemek dışında her şeyi aynı yapardım." demiş. Ben yine de izlemek istiyorum. 

Kısacası Büyücü herkes için diyemem belki ama birçok kişi için elden düşmeyecek, müthiş bir kurgusu olan bir kitap. Benim gibi ilk kez John Fowles okumaya başlayacaklar için de ideal bir seçim.








Roald Dahl sevgisi

kaynak Roald Dahl- Bay ve Bayan Kıl