1 Eylül 2015 Salı
Eylül geldi, hoşgeldi!
Yorucu bir Ağustos'un ardından Eylül.
Çok karışık bir aydı benim için. Bir arkadaşım vefat etti. Bir diğeri evlendi ve kuzenim nişanlandı. Kazı zaten epey yorucuydu. Sonunda evdeyim.
Yine de sanırım uzun bir süre "oh" diyemeyeceğim.
Bu yıl bir derse girmeye başlayacağım. Bu da hazırlanması gereken sunumlar demek.
Teslim edilmesi gereken bir seminer ve bir tezim var.
Bu hafta sonu erkek arkadaşımla benim evimi boyayacağız. Eylül geldi, düzen tertip başlasın değil mi ama.
Bazen her şey çok ağır geliyor, tüm sorumluluklar. Muhtemelen herkese oluyordur bu.
Yazmayı unutmuşum.
Şimdilik bu kadar.
Sonbahar geldi.
10 Temmuz 2015 Cuma
7 Temmuz 2015 Salı
Bazı kitaplar bitmiyor...
Çok güzel bir kitap, ancak ben Şahmeran hikayesinde takıldım kaldım. Tepkim Şahmeran'a değil üstüne alınma lütfen ama gitmiyor.
Çok iyi, çok hoş. Her şeyin nasıl da bilinçaltımızda başladığı, "yapamam edemem"lerin tohumlarını nasıl kendi ellerimizle ektiğimizi anlatıyor ve çok da iyi öneriler veriyor. Ancak bir yerden sonra biraz tekrara düştü bence, beni bıraktı. Ben kitabı bırakmadım o beni bıraktı.Valla.
Hep sanki elimde bu kitaptan daha çok okuyasımın geldiği bir kitap oluyor. Yoksa kitap güzel.
Bu kitaba okulda başladım, çalışma aralarımda okuma kitabımdı bu benim. Ama onu unutmuşum.
Şimdi ben ne yapsam? Bu kitaplar var elimde, yarım yarım ama ben durmadan yeni kitaba başlıyorum. Şimdi de Dostoyevski'nin Kumarbaz'ına başladım. Kendimi durduramıyorum. Kaçar adım yeni bir kitaba başlıyorum. Ne olurdu sanki elimde tek bir kitabım olsaydı düzgün düzgün onu okuyup yenisine geçseydim.
.
.
.
.
.
gözyaşları.
Bir Akşamdı romanı üzerine birkaç not.
Peyami Safa tam da ağır kitaplardan sıkılmışken sizi içine alacak, oradan oraya sürükleyecek yazarlardan biri, benim için. Aşk, entrika, değişim, nöbetler...sayfaları ardı ardına çevirmenizi sağlayacak her şey mevcut.
Bir Akşamdı romanında yazar Meliha'nın değişim öyküsünü anlatıyor bize. Adından da yola çıkarsak bir akşam biri çıkageliyor Meliha'nın anne ve babasıyla yaşadıkları İzmit'teki evlerine. Kamil. Yakışıklı, uzun boylu, kara gözlü bir asker. Ve o akşam Meliha'nın hayatının değişim öyküsü başlıyor.
Verem bir baba, bol bol kahkaha atan gençliğine doyamamış bir anne. Meliha yaşamak istiyor. Bu yaşama arzusu ona İzmit'i dar edecek; Kamil'in peşinden İstanbul'a gidecektir.
Nedir yaşamak? Meliha için o sıkıcı İzmit günlerinden kurtulmak, her gün uyanınca pencereden o bahçeyi görmemek; adım atmak, hayatın içine dalmak ve bir aşk yaşamak. Babasına üzülüyor bir tek arkasında bıraktığı.
Zamanla Kamil'i tanıyor. Ve ilk hayal kırıklığı; ardından yaşananlar, yeni insanlar, yeni erkekler. Kıskançlık hem de ölümcül bir kıskançlık.
Meliha bir sabah uyanıyor. Ve içinde bir şey duyuyor, bir his. Bir anda olgunlaşıyor sanki. Bakışları değişiyor, yüzüne birkaç çizgi ekleniyor ve kabullenme.
Kitabı okurken öyle hırslandım, üzüldüm; o duygudan bu duyguya koştum. Kamil, ah Kamil! Meliha'nın aşkı, kalbinin pır pır edişi ve ilk şüphe. Şüphe ne kötü bir şey. Bir kere karıştı mı kana ondan kaçış yok artık.
Peyami Safa romanı yazarken epik bir dil kullanmış. Hikayenin bazı noktalarında bi durup bize sesleniyor. Evet, bu bir roman diyor bakalım şimdi neler olacak. Bu anlatım da hoşuma gitti.
İlgisini çekip de okumaya karar verenler umarım siz de seversiniz kitabı.
Sevgiler
Usagi,
6 Temmuz 2015 Pazartesi
endişelenmeyi bırakın.
gerçekten. bırakın. let it go.
çünkü endişelenince de olmuyor.
şimdi size kaygı veren şeyi içinizden alın ve dışarıya gönderin pencereden. gidişini izleyin. ve derin bir nefes alın.
işte bu kadar.
aslında amacım bu değildi yazmaya başlamadan. ben bu aralar çalışıyorum başıma ağrılar gire gire. tatil yapmak istiyorum (neyseki az kaldı) kimler tatilde kimler çalışıyor ve molalarda blog okuyor diye soracaktım.
buydu tek amacım.
çünkü endişelenince de olmuyor.
şimdi size kaygı veren şeyi içinizden alın ve dışarıya gönderin pencereden. gidişini izleyin. ve derin bir nefes alın.
işte bu kadar.
aslında amacım bu değildi yazmaya başlamadan. ben bu aralar çalışıyorum başıma ağrılar gire gire. tatil yapmak istiyorum (neyseki az kaldı) kimler tatilde kimler çalışıyor ve molalarda blog okuyor diye soracaktım.
buydu tek amacım.
3 Temmuz 2015 Cuma
bazı filmler ve sahneleri (3)
Bu filmi bilenler? Aman allahım bu adamdan ödüm kopmuştu.
Lost Highway diyenler bizimlesiniz.
Polanski. Repulsion (Tiksinti) filmiyle. Yalnız izlemeyin derim.
Why?
Kaçın.
Mommy. süper film.
Ezra Miller. favorim.
Dogtooth. Of of! Psikolojik gerilim sevenler kaçırmayın bu filmi. Yunan sinemasından beklenmeyecek hareket.
Yunan sinemasından beklenmeyecek bir hareket daha. Attenberg.
Haneke.
Kosmos.
Bu role başkası olmazdı.
22 Haziran 2015 Pazartesi
Die Wand filmi üzerine...
Şu anda filmin öyle etkisindeyim ki hemen yazmak istedim.
Filmde en unutamayacağım ve beni çok üzen sahne, bir adamın masum köpeği vahşice başına baltayla vurarak öldürdüğü sahneydi. Luchs. Öyle tatlı, öyle masum bir köpekti ki. Kadının öldükten sonra Luchs'un başını ellerinin arasına alışı, dilinin dışarı sarkışı ve öldürülürken ne olduğunu bile anlayamaması çok içimi parçaladı.
çok çok üzüldüm.
Filme gelecek olursak, Türkçe'ye "Duvar" diye çevrilmiş. Frau ismindeki bir kadının kendini arama mücadelesini anlatıyor. Dağlık bir köy evinde kalırken bir gün etrafta geziyor ve aniden hayali bir duvara çarpıyor. Tek dostları bir inek, bir köpek ve bir kedi. Onların sorumluluğunu üstlenerek hayata tutunuyor ve bir yaşam mücadelesine başlıyor. Her gün günlük tutuyor. Mevsimler geçerken kadın etrafına yarattığı, aslında hepimizin yarattığımız duvarları aşmaya çalışıyor.
Yalnızdır ve bunu kabullenmesi gerekiyordur. Belki de bu duvarı sadece bu şekilde aşabilecektir. Yalnızca doğa, hayvanları ve huzur.
Yarattığımız bütün endişe ve kaygılardan uzak yavaş yavaş geçmişi unutmaya, gelecek kaygılarından uzaklaşmaya başlar. Güneş ışığıyla ısınırken çimlere uzanır, yanında Luchs yatarken hep o anda kalmayı arzular.
Game of Thrones izleyenler bilirler, orada çok yüzlü bir Tanrı vardır ve Arya "hiçkimse" olmak için çabalar. İşte filmdeki kadının da kurtuluşu böyle olabilmekte gizli gibidir. Doğaya karışarak sanki onun bir parçasıymışçasına, bütün yüklerden ve kaygılardan uzak...olması gerekiyordur. Bu hem bir kaçış hem de kurtuluştur. Tabii bu noktaya gelene kadar yaşaması gereken acı tecrübeleri ve yalnızlığı kabullenmesi gerekecektir.
Filmde en unutamayacağım ve beni çok üzen sahne, bir adamın masum köpeği vahşice başına baltayla vurarak öldürdüğü sahneydi. Luchs. Öyle tatlı, öyle masum bir köpekti ki. Kadının öldükten sonra Luchs'un başını ellerinin arasına alışı, dilinin dışarı sarkışı ve öldürülürken ne olduğunu bile anlayamaması çok içimi parçaladı.
çok çok üzüldüm.
Filme gelecek olursak, Türkçe'ye "Duvar" diye çevrilmiş. Frau ismindeki bir kadının kendini arama mücadelesini anlatıyor. Dağlık bir köy evinde kalırken bir gün etrafta geziyor ve aniden hayali bir duvara çarpıyor. Tek dostları bir inek, bir köpek ve bir kedi. Onların sorumluluğunu üstlenerek hayata tutunuyor ve bir yaşam mücadelesine başlıyor. Her gün günlük tutuyor. Mevsimler geçerken kadın etrafına yarattığı, aslında hepimizin yarattığımız duvarları aşmaya çalışıyor.
Yalnızdır ve bunu kabullenmesi gerekiyordur. Belki de bu duvarı sadece bu şekilde aşabilecektir. Yalnızca doğa, hayvanları ve huzur.
Yarattığımız bütün endişe ve kaygılardan uzak yavaş yavaş geçmişi unutmaya, gelecek kaygılarından uzaklaşmaya başlar. Güneş ışığıyla ısınırken çimlere uzanır, yanında Luchs yatarken hep o anda kalmayı arzular.
Game of Thrones izleyenler bilirler, orada çok yüzlü bir Tanrı vardır ve Arya "hiçkimse" olmak için çabalar. İşte filmdeki kadının da kurtuluşu böyle olabilmekte gizli gibidir. Doğaya karışarak sanki onun bir parçasıymışçasına, bütün yüklerden ve kaygılardan uzak...olması gerekiyordur. Bu hem bir kaçış hem de kurtuluştur. Tabii bu noktaya gelene kadar yaşaması gereken acı tecrübeleri ve yalnızlığı kabullenmesi gerekecektir.
19 Haziran 2015 Cuma
Soğuk Dağ filmi.
Ne hoş bir filmdi. Nicole Kidman, Jude Law, Renee Zellweger, Natalie Portman. Ooh daha ne olsun, değil mi?
Charles Frazier'in aynı adlı öyküsünden uyarlanmış film. Amerikan İç Savaşı'nı konu alıyor, aşkı, sabretmeyi, ölümü ve daha birçok şeyi.
154 dakika. 2003 yapımı. Yönetmeni de Anthony Minghella.
Epeydir izlemek istediğim bir filmdi. Erkek arkadaşımla düzenlediğimiz yaz film festivalimizin ilk filmiydi (:
Ben en çok Renee Zellweger'i sevdim filmde.
Nicole Kidman'ın güzelliğine ve Jude Law'a diyecek bir şey yok zaten.
18 Haziran 2015 Perşembe
15 Haziran 2015 Pazartesi
Yeni bir dizi önerisi.
Öyle sıcak, öyle samimi bir dizi ki. Dün uyumadan önce açtım ve 3 bölüm izledim. Hala okulda olduğum gerçeğinden ötürü izleyemiyorum. Biraz daha çalışıp eve gidince güzel bir yemek eşliğinde izlemek için sabırsızlanıyorum.
Obua çalan bir adet kızımız Hailey. Çellist Cynthia (umarım doğru yazdım). Meksikalı yeni maystro Rodrigo ve dansçı Alex. Ha bir de Hailey'nin punkrockçı ev arkadaşı, eski maystro filan var. Gençlik, aşk, alkol, hırs ve bolca müzik.
Ben Hailey karakterini çok sevdim. Bıkmadan usanmadan saatlerce New York Senfonisi'ne hazırlanması, sadeliği çok hoşuma gitti. Çalışkan insanlara garip bir sevgi ve hayranlık besliyorum.
Daha sadece 3 bölüm izledim. Şubat 2014'te çekimlerine başlanmış dizinin. Şu an 1. sezonu var yalnızca 10 bölümlük. 2. sezon belli değil. Bölümler 25-30 dakikalık.
Hadi bakalım açın da bir bölüm izleyin. İşte size birazcık görsel:
![]() |
| Rodrigo |
![]() |
| Hailey |
![]() |
| Cynthia |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Saat 00:55. Saatler bu gece 1 saat ileri alınıyormuş. Bilginize. Bugün bütün gün temizlik yaptım ve şu an okuduğum kitapları ayıklarken ep...
-
kucağımda uyuyan bir adet Jeton Dün akşamdan beri kendisi benimle. İlk kez bir kedi sahipleniyorum. Çok çok mutluyum. çok tatlı. ben...































