26 Şubat 2017 Pazar

Captain Fantastic filmi üzerine..

2016 yapımı Matt Ross'un yazıp yönettiği bir Amerikan filmi. Film, konusu itibariyle ilgi çekici ancak konunun bazı hususlarda tek yönlü bir bakış açısıyla işlenmiş olması bir olmamışlık hissi yaratıyor.



Filmde Ben Cash isimli bir abimiz var, altı çocuğuyla medeniyetten uzak bir yaşam sürüyor. Eşi manik depresif olduğu için şehirde hastanede yatıyor. Çocuklardan üçü 7-8 ve 10 yaşlarında, diğer üçü ise 17-18. Aile, Abd'nin Kuzeybatı Pasifik ormanlarında yaşıyor. Avcılık ve toplayıcılıkla besleniyorlar. Babaları çocukları her türlü tehlikeye karşı kendilerini savunabilecek şekilde yetiştiriyor. Onların fikirlerine saygı duyuyor ve kendi fikirlerini beyan edebilmeleri için olanak sağlıyor. Noam Chomsky'nin ve onun fikirlerinin  hayatlarında önemli bir yeri var.

Annelerinin ölümü ile ailenin karavanlarına atlayarak şehre annelerinin cenazesine gitmesi ve Budist olduğu için yakılmak isteyen anne Leslie'nin gömüleceği mi yoksa yakılacağı mı hikayesi üzerinden çocukların şehir yaşamına olan yabancılıkları üzerinde duruluyor.

Ailenin ormandaki günlük yaşamını izlemek çok keyifliydi. Erken uyanan, spor yapan, kendilerini savunmayı öğrenen çocuklar akşamları ateş başında babalarıyla okudukları kitapları tartışıyor. Doğanın bilincinde, kendilerini keşfettikleri günler geçerken akıp giden zamanı umursamıyorlar.





Şehre gittikleri zaman evlerinde kaldıkları teyzeleri  ve kuzenlerinin "medeni" yaşamı iki ailenin arasındaki uçurumu ortaya koyuyor. Akranları olan çocuklar yemekte bile ellerinden düşürmedikleri telefonları, öldürmeye dayalı savaş oyunları ve giyindikleri markalar, aileleriyle mesafeli ilişkisi içinde bizlere benzeyen "modern" ama bilinçsiz bir hayat yaşıyorlar. Baba Ben çocuklarıyla her şeyi paylaşıyor; uyuşturucu, cinsel ilişki vs gibi çocukların sorduğu sorulara üstünkörü cevaplar vermiyor, her şeyi onlara tek tek açıklıyor. Teyzeleri ise bu ve bunun gibi konuları çocukların bilmemesi gereken şeyler olarak görüyor. Dışarıdan şehirli ve medeni görünen bu insanlar aslında hem kendilerine hem de birbirlerine yabancılaştıkları bir hayat yaşıyor. Yemekte amcanın sessizce eşinden onay aldıktan sonra Ben'e başsağlığı dilemesi ve kurduğu cümlelerin yapmacıklığı tam bir şehirli tavrıydı ve çok tanıdıktı.



Bizler tıpkı bu aile gibi beton evlerde yaşayıp, beton yollarda işimize gidip sahte gülücükler dağıtıyoruz. Sözüm ona organik beslenmeye çalışıyoruz ama plastiklerle çevrelenmiş durumdayız. Günler geçerken hem kendimize ve vakit geçirmek zorunda olduğumuz samimiyetsiz ortamlardan dolayı çevremize yabancılaşıyoruz. Müthiş bir yüzeysellik içinde kayboluyoruz. Evli olanlarımız haftasonları çocuklarıyla alışveriş merkezlerine gidiyor; çocukları oyun alanlarında oynarken onlar alışveriş yapıyor ve ardından Burger'larda yemek yiyip ne kadar modern oldukları için içten içe mutlu oluyorlar. Bu durumda bir düşünüyor insan medeniyet adı altında yaşamaya çalıştığımız bu yaşam düzeni bize ne verebilir, neleri alır götürür?

Diğer açıdan bakalım. Ailenin gerçek hayattan uzak ve bu farklı yaşam tarzı onları  nasıl etkiliyor. Çocuklardan biri Bo, annesiyle gizlice çalışmaları sonucu Yale gibi pek çok iyi üniversiteden kabul mektubu alıyor ve babasına üniversiteye gitmek istediğini söylüyor. Her ne kadar babaları onların üniversiteden öğrenecek bir şeyleri olmadığına inansa da Bo, "kitaplardan okumadıkça, bir okula gitmedikçe hiçbir şey öğrenemiyorum" diyor. Ve sonunda nitekim başta Bo ve diğer çocuklar okula gitmeye başlıyor. Bir diğer örnek Bo'nun ilk kez bir kadınla öpüştüğünde onun eşi olmasını istemesi karşısında onunla dalga geçmeleri. Aile bireylerinin davranış biçimlerinin toplum normlarıyla çelişmesi onların o hayata uyum sağlamalarını zorlaştırıyor ancak toplumdan tamamen izole bir hayat sürmek de onları eninde sonunda mutsuzluğa sürükleyecektir, bu da çok açık.

Film, bir sonuca varmaya çalışmıyor. İki yaşam şeklini de bize gösteriyor. Hangi taraftan olduğu en başından belli olsa da filmin sonunda kahvaltı masasında oturan ve ödevlerini yapan çocukların okul servisini beklemesi ailenin bir şekilde "modern" yaşamın gereklerine dahil olmaya başladığını gösteriyor.

Noam Chomsky'den bir alıntıyla yazıyı bitiriyorum ve nasıl yaşadığımızı ve farkındalık düzeyimizi bir düşünelim diyorum.



Sevgiler, 
Dolunay Surat



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder