14 Ocak 2015 Çarşamba

En Yeni Film Listesi

En son izlediğim filmlerden bir liste geliyor şimdi. Kimini çok sevdim, kimini pek sevemedim kimine büyük beklentiyle başlayıp hayal kırıklığına uğradım.

 Liste en sevdiğimden en az sevdiğime doğru ilerleyecek.



1.  GONE GİRL (10/9)




İzlediklerim arasında en sevdiğim Gone Girl oldu. 2014 yapımı David Fincher filmi. Yine döktürmüş David abimiz. Filmde evli bir çift olan Nick ve Amy 5. evlilik yıldönümlerini kutlayacakları gün Amy ortadan kaybolur. Nick eve geldiğinde salonun dağınık olduğunu ve eşinin ortada olmadığını görünce polise haber verir ve bir dedektif işin başına geçer. Bundan sonrasında hikaye hiç beklemediğimiz şekilde gelişecektir. Hikaye, bir kadının yapabilecekleri üzerine kurulu. Çok spoiler vermeden geçiyorum. Şiddetle tavsiye olunur. Sonunda şok olmuş bir şekilde ekrana bakakalacağınızdan şüpheniz olmasın. Oyunculuklara hiç girmiyorum bile.


2.   JAGTEN(10/8)


Önyargılar bizi hangi noktaya kadar sürükleyebilir? İşte Jagten bunu konu alıyor. İngilizcesi The Hunt, Türkçeye de Onur Savaşı diye çevirmişler. Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg'in 2012 yapımı dram filmi. Bir anaokulunda öğretmen olan, oğluyla problemler yaşayan Lucas,   
gündelik hayatına devam etmekte, arkadaşlarıyla toplantılara katılıp kimi zaman avcılıkla vaktini geçirmektedir. Hayatına da biri girmek üzeredir. Lucas, çocuklarla çok iyi anlaşan onların da çok sevdiği biridir. Bir gün, çocuklardan biri olan Clara'nın söylediği birtakım şeyler Lucas'ın suçlanmasına ve toplumdan itilmesine sebep olacaktır. O kadar ki gittiği markette bile dayak yiyecek, bir sürü haksızlığa maruz kalacaktır. Filmin sonunda da bas bas bağırmaktadır yönetmen: "Üstünden ne kadar zaman geçerse geçsin fişlemeler, ötekileştirmeler hiç bitmez." Özellikle bazı sahnelerinde boğazınızda bir düğümle izleyeceğiniz, içiniz içinizi yerken müdahale etme isteğinizin tavan yapacağı bir film. İzleyin.

3.  TWO DAYS, ONE NİGHT (10/7)


Dardenne kardeşlerin 2014 yapımı dram ve eleştiri filmi. Filmde afişte gördüğünüz üzre Marion Cotillard başrolde. İsmi Sandra. Bir şirkette çalışıyor. Bir gün patronları şöyle bir fikirler geliyor: "Ya maaşınıza 1000 euro (sanırım bu kadardı) zam yapılacak ya da Sandra işten çıkarılacak." Neden Sandra? Çünkü şanslı kişi o. Çoğunluk zammı kabul ediyor. Derken Sandra'nın yakın arkadaşı kankisi patronla tekrar bir görüşme ayarlıyor yeni bir oylama yapılması için. Filmin  bundan sonrası Sandra'nın arkadaşlarını işten çıkmamak için ikna etme çabalarıyla ilerliyor. Başkasına minnet etmek ne kötü şey diye geçiriyorsunuz içinizden film boyunca. Bireysellik, para hırsı gibi ögelerle kapitalizm eleştirisi çok iyi verilmiş. Sandra'nın o bitkinliği, film boyunca bir kere gülmüştür herhalde. Sistem bütün bir hayatımız demek. Para mı arkadaşın mı? Öyle sahneler vardı ki parayı seçen insana da hak vermek durumunda kalıyordunuz. Film tek bir bakış açısından işlenmemiş yani.  Nasıl bitti anlamıyorsunuz film. İçinizde bir karamsarlık, böyle olmamalı diyorsunuz.

4.  THE PURGE:ANARCHY (10/6)


2014 Amerikan yapımı korku ve aksiyon filmi. Yönetmeni James DeMonaco. Filmin 1.si de varmış. Bu filmi izlemeye karar verdiğimde öğrendim. Onu izlememiştim. 1.si evde geçiyormuş. 2. film ise sokaklarda geçiyor. Filme başlamadan önce beklentim epey yüksekti. Çok heyecanlı ve sürükleyici bir film olacağı düşüncesindeydim. İzlerken beklentim gitgide azaldı. Film 2023 yılında Amerika'da geçiyor. Her yıl bir kere 'arınma gecesi' denilen ve her türlü suçun meşru olduğu bir gece geçiriliyor. Bir nevi içinizdeki nefreti kusmak ve rahatlamak amaçlı gibi gözüken bu eylem zenginlerin fakirleri satın alarak onları eğlence gecelerinde öldürmeleriyle çok farklı bir noktada bulunulduğunu kavrıyorsunuz. Konu çok iyi ancak iyi işlenmemiş. Bir David Fincher olsaydı bu konudan harikalar yaratırdı kesin.

5.  PAZARLARI HİÇ SEVMEM (10/5)


Memleketim İzmir'de ve İstanbul'da çekimleri yapılan film 2012 Rezzan Tanyeli yapımı dram filmi. Bildiğim kadarıyla yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi. Film Oğuz ve Deniz'in yollarının kesişmesinin öyküsü, bir şekilde hayatın karşı karşıya getirdiği iki insan. Oğuz'un babası vefat etmiş. Deniz işsiz ve mutsuz. Güvenli bir omuz, sıcak bir gülüş. Film tüm samimiyetine rağmen kurgudaki eksiklikler ve hop diye yaşanan gelişmeler göze batmaktan kurtulamıyor. Filmdeki şu şarkı ise unutulmaz tabi.

6.  MAGİC IN THE MOONLIGHT (10/5)


Üzgünüm bu puanlamadan, çünkü ilk kez bir Woody Allen filmini zorla bitirdim. Onun filmlerini çok çok seven biri olarak bu durum şaşırttı beni ama maalesef böyle. 2014 yapımı filmde en dikkat çekici öge Emma Watson'dı. Konuya gelirsek; filmde mistik güçleri olan, insanların geçmişlerini birtakım sinyaller alarak bilen Sophia ile onun bu yeteneğini boşa çıkarmak için onunla tanışan ünlü sihirbaz Stanley'nin öyküsü anlatıyor. Ben filmi çok renksiz buldum açıkçası. Tüm o Woody Allen dokunuşları yetmedi filmi sevmeme. Belki de kendisi oynamadığı içindir bilmiyorum. W. Allen filmografisinde en dibe yerleşti benim için film.

Bu akşam da güzel bir film izlemek istiyorum. Bakalım sıradaki şanslı film hangisi ^.^

3 yorum:

  1. Merhaba. sihirli ayışığı filminde oynayan Emma Watson değil Emma Stone. Ben ikisini de çok seviyorum. Bu filmi merak ediyordum çünkü hem .Woody Allen yönetiyor hem de oyuncular sevdiğim oyuncular. Umarım ben de hayal kırıklığı yaşamam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Emma Stone oynuyor evet dalgınlıkla yanlış yazmışım. Belki siz sevebilirsiniz bilemiyorum. Ben Woody Allen'ın filmografisini epey bilirim, çok filmini izledim. Onun Manhattan, Midnight in Paris, Match Point vs gibi iyi bir çizgisi olan filmlerinin yanında bana bu film yeni bir yönetmenin sıradan bir romantik komedisi gibi göründü.

      Yine de izleyin kararı siz verin (:

      Sil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil