23 Ekim 2013 Çarşamba

Heavenly Creatures

Kate Winslet 'ın oynadığı ilk sinema filmiymiş Heavenly Creatures. Türkçe'ye "Cennet Yaratıkları" olarak çevrilmiş. Yönetmeni Peter Jackson. Yüzüklerin Efendisi serisi ve King Kong gibi filmlerin yönetmeni.

Filmin çekildiği yıl 1994 ancak film 1950'lerde geçiyor ve gerçek bir hikayeye dayanıyor konusu.

 Filmi çok sevdim mi?
Pek sayılmaz.
Ama filmden etkilendim mi?
Evet. Sebeplerine değinicem birazdan ama önce konusundan bahsetmek istiyorum.

Film genel itibariyle iki yakın arkadaşın, belki arkadaşlıktan biraz daha farklı ve güçlü  bir bağlılığı olan 15-16 yaşlarındaki iki kızın birbirlerinden ayrı kalmamak için neler yapabileceklerinin hikayesi. Baş karakterler Juliet Hulme ve Pauline Parker. Yeni Zelanda'da bir kız lisesine gidiyor Pauline ve genel olarak içine kapanık ve asık suratlı biri. Juliet ise aksine canlı, hareketli hatta çok hareketli bir kız. İngiltere'den sağlık problemleri için geliyor oraya.


 İkisinin de çocuklukta geçirdikleri rahatsızlıkları ilk ortak noktaları oluyor, sonrasında da yavaş yavaş bir bağ oluşmaya başlıyor aralarında. Birlikte bisiklet sürüyorlar, ormanlarda oradan oraya koşup şarkılar söylüyorlar, birlikte bir roman yazıyorlar , kilden küçük heykelcikler yapıyorlar, kısacası çok eğleniyorlar. Kafalarında oluşturdukları ve "4. dünya" olarak adlandırdıkları bir yere ait hissediyorlar kendilerini. Ailelerinden bıkıp usandıkça da Amerika'ya gitme ve film yıldızı olma, kitaplarını yayımlama gibi  hayaller kuruyorlar. Bunlara ulaşmak için önlerinde tek bir engel kaldığını düşünüyorlar. Pauline'nin gitmesine izin vermeyen annesi Honorah Rieper. Onu öldürmeleri gerektiğine karar veriyor Pauline ve çıktıkları bir yürüyüşte Juliet'le birlikte annesinin kafasına bir taşla vurarak öldürüyorlar. İşte böyle.

Bu kadar detaylı bahsettim konusundan çünkü dediğim gibi gerçek bir olaya dayanıyor konusu. Küçük çaplı bir araştırma yaptım internet üzerinden. Yeni Zelanda'da Parker- Hulme cinayeti olarak biliniyor ve 1954 yılında yaşanmış.  Filmde gerçek isimler kullanılmış yani olayı yaşayanların isimleri ve ayrıca film, olayın yaşandığı yerde çekilmiş.

Cinayetin yaşandığı yer ChristChurch şehrindeki Victoria Park. Aynı filmde olduğu gibi o gün birlikte bir yürüyüşe çıkıyorlar Juliet, Pauline ve annesi. Ormana girmeden bir pastanede çay içiyorlar, kurabiyeler yiyorlar ve ardından  da ormana gidiyorlar ve cinayet gerçekleşiyor. Juliet ve Pauline olaydan sonra aynı pastaneye tekrar geliyorlar ve oranın sahiplerine annesinin düştüğünü ve kafasını çarptığını söylüyorlar. Ancak polisin yaptığı incelemeler sonucunda Pauline'in günlüğü bulunuyor ve gerçek açığa çıkıyor. Yaşları küçük olduğu için 5'er yıl hapishanede kalıyorlar. Hapishaneden çıktıktan sonra Juliet Hulme Amerika'ya gidiyor ve Anne Perry ismiyle cinayet romanları yazmaya başlıyor. Pauline ise İngiltere'ye gitmeden bir süre Yeni Zelanda'da gözetim altında kalıyor ve bir binicilik okulunda çalışıyor. Annesinin ölümü için vicdana azabı çektiğini söylüyor ve yıllarca cinayet hakkında kimseyle konuşmuyor. Bazı kaynaklar onların bir daha hiç görüşmediklerini yazsa da böyle bir durum olmadığı söylentileri de var. Bu bilgiler için de şuradan (Wikipedia) faydalandım.

Juliet Hulme, ilerleyen yıllarda Pauline'le takıntılı bir ilişkilerinin olduğunu ama lezbiyen olmadıklarını söylemiş.Film de bu ince çizgide gidip geliyor zaten. Birbirlerine çok bağlılar ve birbirlerini çok seviyorlar ama aralarında duygusal bir konuşma hiç geçmiyor. Birbirlerinin yanında var olabiliyorlar, birlikte hayaller kuruyorlar, hep birlikte olmak istiyorlar. Bazı noktalarda boşluklar olsa da aralarındaki yalnızca çok güçlü bir bağdı  bana göre, biraz da takıntılı bir bağ.

Filmin konusu gördüğünüz gibi son derece ilginç ve belki de hala sorgulanabilecek bazı durumlara sahip. Ancak filmde olayların altının çok doldurulamadığını düşünüyorum. Pauline'in annesinden nefret etmeye başlaması ve ölüm kararı biraz birdenbire gibi olmuş ve filmin içine, karakterlere yeterince sindirilememiş.Annesini öldürme gibi son derece ciddi ve korkutucu bir kararı verme aşamasına gelişinde kopukluklar vardı.

Bunun dışında Kate Winslet'ın oyunculuğunu biraz abartılı buldum. Muhtemelen ilk filmi olması dolayısıyla biraz oyunculuğunu kanıtlama çabasıyla fazla büyük oynamış ama diğer filmlerinde son derece başarılı bulduğum bir oyuncu. Ayrıca Pauline rolündeki Melanie Lynskey'nin de ilk sinema tecrübesiymiş bu film.

İlginizi çekerse ne mutlu.














Hiç yorum yok:

Yorum Gönder