18 Ekim 2013 Cuma

Blue Jasmine

Woody Allen'ın son filmi Blue Jasmine. Hala vizyonda mı bilmiyorum ben geçen hafta izlemiştim ama eğer öyleyse izlemenizi öneririm.

Woody Allen benim çok sevdiğim yönetmenlerden biri. Onun üslubuna ve insan ilişkilerini bu denli güzel işlemesine bayılıyorum. Canım sıkkınsa eğer mutlaka bir filmini izlemeye çalışıyorum, kesinlikle sıkıntım geçiyor. Woody Allen sevenler ne demek istediğimi anlıyordur. Hala yaşayan bir sinemacı olmasına da çok seviniyorum, daha çok film çeksin de bizler de izleyelim.

Ben ilginç bir şekilde Ferzan Özpetek ve Woody Allen filmlerinden benzer bir tat alıyorum. Woody Allen daha varoluşçu bir sinemacı F. Özpetek'e göre fakat bir filmi izledikten sonra içinizde belirgin bir his oluşur ya hani iki yönetmenin filmlerini izlediğimde benzer bir tat bırakıyor bende.Tabi Ferzan Özpetek'in ilk dönem filmlerini bunun dışında tutmakta fayda var.

Blue Jasmine de tipik bir Woody Allen filmi. Jasmine rolünde Cate Blanchett var. New York'lu Antropoloji bölümünü milyarder kocası Hal ile evlenince bırakan Jasmine kocası iflas edip hapse girdikten sonra evi terk ediyor ve San Francisco'ya üvey kız kardeşinin yanına taşınıyor. Jasmine'nin bol partili,davetli sosyetik yaşamı böylece değişmek durumunda kalıyor.

 Kız kardeşi Ginger ise Jasmine'nin aksine son derece rahat ve samimi, Jasmine göre de biraz görgüsüz bir kadın. Kasiyerlik yapıyor ve eğitim seviyesi düşük ama onu seven erkekleri hayatına dahil ediyor. Jasmine ise bu süreçte kendine yeni meslekler edinmeye çalışıyor, neden okulunu yarıda bıraktığından yakınıyor. "Asla beynimi kullanmadığım bir işte çalışamam." diyor. Ama sonra bir dişçide çalışmaya başlıyor, bir yandan bilgisayar kursuna gidiyor. Asıl amacı internet üzerinden bir programla alacağı eğitimle modacı olmak. Tabi bir yandan gittiği davetlerde zengin birileriyle tanışma çabalarına da tanık oluyoruz. Görüyoruz ki zengin koca bulup  hayatını kurtarma algısı her yere sinmiş durumda. Sonunda istediği gibi biriyle tanışıyor, kendini modacı olarak tanıtıyor ve her şey yolunda ilerliyor, Jasmine de yaşadıklarına inanamıyor ama yalanlarının ortaya çıkması çok da uzun sürmüyor tabi.

Jasmine, Jasmine'e asılan Ginger'ın arkadaşı, Ginger'ın erkek arkadaşı ve Ginger

Film geçmiş ve şimdi arasında gidip geliyor ve biz de Jasmine'nin iki yaşamı arasındaki farkı çok net görebiliyoruz. Jasmine başına gelenleri bir türlü kabullenemiyor ve etrafındaki tanıdığı tanımadığı herkese yaşadıklarını anlatıyor. Hani herhangi bir şey için bir kuyrukta bekliyorsunuzdur da birileri alakasız bir şekilde yanınıza yaklaşıp hayatından bahsetmeye başlar. İşte aynen öyle bir insan oluyor Jasmine. "Blue Moon, bizim yıl dönümümüzde çalardı." diyerek şu şarkıdan bahsediyor sürekli. Çok da güzel bir şarkı.

Açıkçası ben filmi sevdim. Bir Manhattan ya da Midnight in Paris değil belki ama izlerken oldukça keyif veren bir film olduğunu söyleyebilirim. Zaten ben her türlü severim Woody Allen filmlerini, kimini az severim kimini daha çok ama hep severim.









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder